iktibasFehim TaştekinSavaştan barışa: 'Minab168 Uçuşu' - Fehim Taştekin

Savaştan barışa: ‘Minab168 Uçuşu’ – Fehim Taştekin

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net

Soykırımcı-Epstein koalisyonunun İran’a dayattığı savaş 40’ıncı gününde ibreyi ateşkese kırdı. İran konvansiyonel, asimetrik ve jeostratejik araçlarla sergilediği hibrid direniş ve misillemelerle küresel bir devi hedeflerine ulaşmaktan mahrum bıraktı.

İran’ın müzakereciliği karşısında patinaj yapmaktansa kestirmeden savaşı tercih eden kibir tayfası, ihanet ettiği masaya geri döndü. Pakistan üzerinden bir mizansenle ateşkesi kendisi istemek zorunda kaldı.

Ayak oyunlarıyla savaş dayatanların ellerindeki zarlar her açıdan hileli. Daha ilk andan itibaren süreci rayından çıkaracak ateşkesi bozabilecek tutumlar sergilendi, sözler edildi.

Trump, İran’ın getirdiği 10 maddelik teklifin müzakerede temel olabileceğini söyledikten sonra bundan çark etti. Beyaz Saray, Trump’ın bu teklifi çöpe attığını iddia ederken Başkan Yardımcısı Vance de 10 maddelik üç ayrı metnin medyada dolaştırıldığını öne sürerek suyu bulandırdı. Ama Trump’ın kabul ettiği maddeleri de açıklayamadılar. Çünkü bunların her biri Amerikan hezimetini tescilliyor.

İsrail’in sabotaj girişimlerine de prim verdiler. Ara bulucu Pakistan, ‘Lübnan dahil bütün bölgelerde ateşkesin derhal yürürlüğe gireceğini’ duyurduktan kısa bir süre sonra İsrail, ‘ebedi karanlık’ adını verdiği operasyonla Beyrut ve diğer kentleri cehenneme çevirdi.

Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu ile görüştükten sonra Lübnan’ın ateşkese dahil olduğuna dair sözünden döndü. Aynı gün İran, İsrail’e misillemeye hazırlanırken Pakistan devreye girdi; görüşmelerin selameti için Tahran’ı bunu yapmaktan alıkoydu. İran’ın Lübnan’a saldırılar durmazsa İslamabad’a gitmeyeceği resti üzerine Trump, Netanyahu’yu tekrar aramak zorunda kaldı. Gergin geçen üçüncü görüşmede İsrail’den saldırıların hafifletilmesini istedi.

Trump Lübnan’ı denklemden çıkarmak için iki yaklaşım sergiledi: Biri, İsrail’in saldırılarda Beyrut’u hedef tahtasından çıkarması. Bu Lübnan’da ateşin kesilmesini garanti eden bir şey değil. Ertesi gün Beyrut’a saldırılar durdu ama Lübnan’ın geri kalanında devam etti. İkincisi, Lübnan ile İsrail arasında paralel bir barış sürecinin başlatılması. Müthiş tuzaklar barındıran taktikler bunlar!

Trump bu şekilde İran’ın İslamabad’a gitmesinin önünü açmaya çalıştı.

Tuzak diyorum çünkü İran’ın Lübnan’ın istisna tutulmasını kabul etmesi, İsrail’e savaşı sürdürme serbestisi veriyor.

Potansiyel olarak Direniş Ekseni’ndeki cephelerin birliği ilkesini yok ediyor.

Hizbullah’ı “İran için Lübnan’ı ateşe atan”, İran’ı da “kendi güvenliği için Lübnan’ı feda eden” aktör konumuna düşürüyor.

Bu durum İran’ın Direniş Ekseni’ne karşı sözünü tutmadığı anlamına gelir ki birliğin bozulmasına neden olabilir.

Ateşkes planında cephelerin ayrılması, Hizbullah’ı hem İsrail karşısında hem Lübnan içinde savunmasız bırakabilir.

“İran için Lübnan’ı savaşa soktu” diyen tarafların eli güçlenir, içeride silahsızlanma yönündeki baskılar tırmanır.

Tel Aviv ve Beyrut doğrudan müzakereye girdiğinde de İsrail’in Lübnan’a yönelik siyasi ve askeri müdahaleleri meşrulaştırılmış olur.

Lübnan’ın ateşkes dışı tutulması Direniş Ekseni açısından ‘intihar’ demektir.

O yüzden İsrail’in Lübnan’da 10 dakikada en az 300 kişiyi katlettiği saldırılar, ateşkesin sabote edilmesi kadar İran cephesindeki hezimet ve yenilginin telafi edilmesi açısından tehlikeli bir hamleydi.

Müzakere zemini pek çok açıdan çok kaygan; güvensizlik diz boyu.

Trump heyetini ‘Gemilere silahların yüklenmekte olduğu ve her an savaşa dönecekleri’ tehdidi eşliğinde İslamabad’a gönderdi. İran da ‘Dr.’ ünvanlı insanlarla dolu 71 kişilik heyetini “ABD’ye güvenmiyoruz, elimiz tetikte” diyerek yola çıkardı. Savaştan daha çetrefilli bir savaş burada başlıyor.

İran heyeti ateşkes ihlali olarak saydığı üç konuda garantiler isteyerek İslamabad’a gitti. Lübnan’da ateşkes, İran’ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması, havadan ihlallerin sonlandırılması.

Uzlaşma çıkabileceği beklentisinin epey dibe çekildiği ve her an sabote edilebilir bir müzakere süreci başladı.

Amerikan tarafı, savaştan önce masaya getirmiş olduğu koşullarla İslamabad’da anlaşmaya varma şansını yitirdi.

Görüşme öncesi Amerikalılar koşulları sınırlandırdıkları izlenimi verdi. Trump’ın en çok tekrarladığı şey “Atom silahı yok; Hürmüz açılacak” koşulu oldu. Bu iki koşula saplanmak, Trump’ın düştüğü gülünç durumu anlatmaya yetiyor. Hürmüz savaştan önce zaten açıktı; nükleer silah olmayacağına dair her türlü güvenceyi teklif eden taraf da İran’dı.

İran savaş boyunca Batılılara bile ‘Odadaki tek yetişkin” dedirtecek bir olgunluk sergiledi. Küresel hegemonyanın karşı konulamaz olduğu efsanesini yıktı. Ders verdi ve takdir topladı. Simgesel atışlarla Soykırımcı-Epstein İttifakı’nın çirkinliğini ve çirkefliğini ifşa etti.

“Medeniyeti yok etme” tehditleri savuran Amerikan tarafı ezberlerimizi bozmadı, yine barut istifleyen donanma komutanı edasıyla heyetini yola çıkardı.

Diğer taraf aynı yolculuğu Minab’da öldürülen 168 kız çocuğunun anısına onların fotoğraf ve okul çantalarını uçağın koltuklarına yerleştirerek yaptı.

İran, diplomasi aşamasına haksız bir savaşa boyun eğmemiş taraf olarak geçti. Bu ivmeyi korumak için müzakeredeki ustalığını konuşturarak İslamabad’ı, Amerikan yenilgisinin tescilleneceği bir arenaya dönüştürmek zorunda. Nasıl ki Süveyş yenilgisi ‘Üzerine güneş batmayan’ İngiliz imparatorluğunun düşüşünü hızlandırdı, bugünkü hezimetin düğüm noktası Hürmüz de Amerikan emperyalizminin ipini çeken bir yer olmalı. İranlılar bu kararlılıkla gittikleri izlenimi verdiler. Bu olmayacaksa da savaşa dönüşü göze alabilmesi gerekiyor.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Fehim Taştekin yazdı: Türkiye’nin üzerine alınmadığı düşmanlık!

İsrail’e düşman bir Suriye’de Türkiye’nin Şam’a karşı güçlere kalkan...

Fehim Taştekin yazdı: Çözülme süreci ve oyun bozucu faktörler

Suriye özelinde toprağa bağlı siyasal statü arayışında ‘Kürtlerin Zamanı’...

Fehim Taştekin yazdı: Veliaht prensin eteklerini yellendiren koalisyon

İran savaşının en büyük parodisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın...

Fehim Taştekin yazdı: En zayıf olanın kudreti!

Konvansiyonel kalıplar parçalanıyor. İran savaşı süper güç yanılsamasını açığa...

Fehim Taştekin yazdı: Terminatör Trump, kurtarıcı Pakistan ve sonsuz savaş…

ABD ve İran arasında 17 Haziran’da imzalanan mutabakat zaptının...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,905TakipçilerTakip Et
930AboneAbone Ol

Son eklenenler

Murat Çakır yazdı: Söylenebilirliğin ve yapılabilirliğin sınırları

Eylül ayında yapılacak üç eyalet parlamentosu seçimleriyle Almanya’nın “süper...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hey gidi Almanya hey!

Bana birisi, onca gündemi varken, dünyada konuşulur, bizde algılarla...

Hediye Levent yazdı: Şam ile Kürtler anlaştı, bölgeyi ne bekliyor?

Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) Komutanı Mazlum Abdi, SDG’nin, kuzey...

Metin Yeğin yazdı: Sosyal ekonomi

Kapitalizm bize ekonominin yalnızca kâr etmek için var olduğunu...

Özkan Yıkıcı yazdı: SDG kendini feshederken

Belli ki daha Suriye’yi çok ele almaya devam edeceğiz....

Ela Ava yazdı: ABD ‘ekonomik savaş’ı başlattı: İran’a karşı benzersiz baskı operasyonu

İran’a karşı başlattığı savaşta Hürmüz Boğazı’na sıkışan Donald Trump...

Şener Elcil yazdı: Değişim Zamanı

Küresel güçlerin, dünyadaki paylaşım kavgalarının en yoğun yaşandığı, medeniyetlerin...

Erkan Çavuş yazdı: Yurtsever kime denir?

Yurdunu sevmek, onu savunmak demektir. Yurt savunması, gerek ona yönelen...

Canlı yayın