yaklaşımlarÖzkan YıkıcıÖzkan Yıkıcı yazdı: Gelişmelerde unutturulan sistemsel yapı: emperyalizm

Özkan Yıkıcı yazdı: Gelişmelerde unutturulan sistemsel yapı: emperyalizm

İster İran ister Ukrayna savaşlarına bakarken, günlük propagandayla takılı kalırsak, resmi çıkara göre yorumları alırsak, hep aldatılma düşkünü olmaya adayız. Nedense güncelleştirilen boyutlarla oluşan algı tutsaklıklarıyla konular ele aldırılmaktadır. Bazen en anormal duruş sanki gayet münasip gibi de sunulur.

Örnekleştirelim: kapitalist sistem bize hep pratikle ezberde farketmez, mülkiyetin kutsallığından, özel mülkiyete dokunmama adaletinden dem vuruyor. Kutsal mülkiyet hikâyeleri bolca aktarılır. Oysa günümüz iki soruna bakalım: Ukrayna ve İran gelişmelerinde bir anda sistemin ezberiyle ters düştük. Ukrayna savaşında Rusya’nın mal varlığına el konuldu. Daha ileri giden Avrupa, bu kaynakları Ukrayna’da kullanma girişimlerinde de bulundu. Oluşturulan anti-Rusya düşmanlığı sonucu batıdaki yatırımlarına, mal varlıklarına el konuldu. Bunları Ukrayna için kullanma girişimleri de oldu. Oysa kapitalist temel hukukta mülkiyetlerin dokunulmazlığı vardır.

Aynı şekilde yıllardır batı ve başta Amerika, kendince “şer ekseni” ilan ettiği İran’a hem ambargo hem de mal varlıklarına el koyuyor. Böylelikle bir anlamda mülkiyet gasbı yapılıyor.

İşin tuhaflığına bakın: yapılan son İran-Amerika anlaşmalarında cüzi miktarda el konulan İran varlıklarından bir kısmı serbest bırakılacak. Bu da şişirile şişirile yapıldı. Ama sistem kapitalizm. Mülkiyet emeli ve adaletin mülkün temeli olduğu belirtilmektedir.

Yine aynı iki konuda kalalım. Genellikle insanlar günlük verilen haberler ve oluşturulan propaganda algılarıyla gelişmeleri izliyor. O zaman da gelinen sonuçlardan işine geleniyle yetinilir. Hâlbuki her iki ülke de senelerdir batı emperyalist blokun ekseninde. Hatta Ukrayna, Sovyetler dağılmadan seksenlerin başında Brzezinski’nin makalesiyle de kuşatma hareketinin temel köprüsüydü. Aynı şekilde İran, doksanlar ortasındaki şekillenen yeni emperyalist stratejisinde şer eksenli düşmandı. Kararlar böylesi siyasetlerle şekillendi. Hedefler çizildi.

Son halkada olaylar oluyor. Ama çizilen Ortadoğu ile Avrasya stratejisinde iki devlet, istenilen sonuca ulaşamadı. Ama ulaşamadı demek, arada nefes almayı da dayattı. Nitekim Amerika sonuçta İran hedefini şimdilik tam gerçekleştiremediği için ön anlaşma yapıp devamını zamana yaydı. Tabii ki saldırıya uğrayan İran, mal varlıklarına el konulan yine aynı devlet. Üstelik savaşla birlikte İran’ın tertiplenmesi değil, Hürmüz Boğazı gibi sorunlar da yarattı. Nefes alma, bunların da giderilmesi göstergesine gelmesi demekti.

Zaten İran’ın direkt Amerika’yla alakalı olarak orada olacak talepleri olamazdı. Amerika ise kendi ülkesini de kapsayan bir alanda savaşmıyordu. O zaman tabii ki kuşatılıp yok edilmek istenen İran’ın merkeze oturması şart. Nasıl ki istenen olsa rejim değişmesinden ülkenin parçalanması ihtimali vardı, İran direnişi sonucunda kendini başka türlü ifade edecek maddelerin olması da kaçınılmazdı. Tabii ki senelerdir el konulan varlıkların da adı konulacak. Kimsenin, “neden Amerika dilediğinin mal varlığına el koyuyor” eleştirisini yapma yerine, mal varlıklarını isteyen ülkenin suçlanma noktasında dolaştırıldığımızı anlaması önemlidir.

Tabii ki konu nefes alma. Çünkü tıkanma var. Kamuoylarında eleştiriler çıkıyor. Amerika dilediği desteği müttefiklerinden bulamadı. İran beklendiği gibi çökmedi. Nice başka durumlar da var. Fakat yenilmeyen İran’dan teslimiyet belgesi talep edilmesi gibi kamuoyu değerlendirmeleri de ne yazık ki oluyor. Savaşın resmiyle değil, Amerikan gözlükle yorumlar yapıldı.

Aynı durum Ukrayna’da da yaşanıyor. Öyle ki burada ince bir kırılma var. Amerika da Ukrayna savaşından sıkıldı. Çünkü belli oldu ki Rusya’yı teslim olup da kuşatma şansı şu anda yok. Fakat bu defa şanlı Avrupa ekseninin şahlandığını yaşadık. Hatta İstanbul’da Ukrayna-Rusya tam uzlaşacak durumdayken, İngiltere direkt müdahale ederek bunu engelledi. Avrupa militarizleşerek bir anlamda askeri sanayisi ile faşizmin kitlesel yükselişine oynayan politik yelpazeye çıktı. Son AB toplantısında Rusya’ya karşı yeni ambargo kararları aldılar. Bunları G7 zirvesine de taşıdılar. Bir anlamda Ukrayna, Avrupa’nın Rusya’yı kuşatma hareketinin kalesi yapılmak istenmektedir. Şimdilik anlaşma falan da yapılmasına engel olunuyor. Rusya’ya da zorluklar çıkarmaya hız veriyorlar. Tabii ki Ukrayna’daki faşist lider de şımardıkça şımarıyor. Belli ki yeni hamleler de geliştiriliyor. NATO senelerdir Karadeniz’e açılmak istiyor. Fakat Montrö Anlaşması engel. Bunu bozmak için formüller aranıyor; Kanal İstanbul da bunlardan biridir.

Son dönemde Karadeniz’de doğrudan Ukrayna’nın vurduğu gemiler haberleri geliyor. Ukrayna İHA’ları Ege adalarına dek gelip provokasyonlar yapıyor.

Şimdi: bu gelişmeleri yazarken, birileri çıkıp sen İrancı veya Rusya yanlısısın diye kolayca söyler. Çünkü propaganda algı operasyonları bunu sağladı. Hâlbuki konu elbet malum. Rusya’nın da tutumu ortada. Ama Ukrayna’da seçimi kazanan Rusya yanlısının iki kez olmasına karşın, başta Almanya, İngiltere ve Amerika’nın nasıl işbirlikçi faşistlerle darbe yaptıkları akıldadır. Minsk anlaşmasına rağmen, hem de kendileri imzalamasına rağmen, kendileri toparlandıktan sonra bunu imha edip saldırganlığı yoğunlaştırdıkları da yaşanan geçmişti.

İran’la konuyu fazla uzatmayacağım. Daha İran’da durumlar net değilken: doksanlar ortası batı emperyalist blok, Ortadoğu projesinde haritada son vurulacak merkeze İran’ı koydu. Yine İran’la da iki bin on beşte anlaşma yapıldı. Ama bunu bozan İsrail ve anlaşmayı feshettiğini söyleyen Trump’tı.

Bunların bir anlamı var. Genel sistem gerçeğiyle başlamak şart. Yaşadığımız sistemin adı kapitalizmdir. Kapitalizmin emperyalist çağında ilerliyoruz. Emperyalist kapitalist krizlerle boğuşuyoruz. Salt ekonomi değil, uygarlıktan doğaya varan krizler yaşanıyor. Sistem hem yönetemiyor hem de yeni seçenek yaratmaktan uzaktır. İki bin sekiz finans krizinin Amerika’yı merkezden vurmasıyla da neoliberal süreç resmen miyadını doldurdu.

Konuları emperyalist kuramla açıklamaya başlarsak, rekabet, pazar mücadelesi kuramlarını da yayarsak, biriken gelişmelerle, çizilen stratejileri ortak bir bakışla kavrarsak, son gelişmeleri daha kolay anlarız. Emperyalist karakteristikle ve krizler nedeniyle faşistleşen yönetim şekilleri, sorunlara ve rekabete savaş çizgisiyle nefes alma alışkanlıkları da normal hâle geldi.

Son İran’la olan ön anlaşma dahi kimseye güvence vermiyor. Devamının geleceği kuşkuları yaygın. Yetmedi: İsrail açıkça bunu tanımadığını açıkladı. Kısa dönemli krizin savaşa dönüştüğü yaşananlarda gördük ki her açıklamayla sahada tersi olması da kanıtlandı. Tam da İran’ın yerle bir edileceği beklentisi yaratılırken, ön anlaşma haberinin gelmesi son örnektir.

Tüm bunlar emperyalist çağlı dünyamızın ne yazık ki yaşatılan hayati gerçeklerin ta kendisidir. Bu sistem devam ettikçe, sorunlar katmerleştikçe, krizler ve savaşlar da kaçınılmazdır.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: İki kavramdan sıyrılmak umuduyla

Lefkoşa'da dar eksenden sıyrılmak istedim. Her konudaki iki kuramın...

Özkan Yıkıcı yazdı: Şimdi de yeni isimle finansman krizi yaşanıyor: Manipüle etme

Genelde Türkiye medyaları izlenir. Üstelik şu anda dolmuş seyahatçisi...

Özkan Yıkıcı yazdı: İsveç seçim sonuçları üzerine

İsveç'te parlamento seçimleri tamamlandı. Sonuçlar netleşti. Hükümet olan sağ...

Özkan Yıkıcı yazdı: Eski cumhurbaşkanı Taçi 25 yıl ceza aldı

Kıbrıs'ta yaşamanın önemli siyasal dikkat alanları da oluşturur. Salt...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bilgisizlik, çıkarla kaynaşınca

Hafta başı tatilde olan meclisimiz toplandı. Bir sürü karar...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,902TakipçilerTakip Et
964AboneAbone Ol

Son eklenenler

Kıvanç Eliaçık yazdı: Devlet, sınıflar ve Poulantzas

Hayır, Karl Polanyi değil. Nikos Kazancakis hiç değil. Bahsettiğimiz...

Gıbrızlıca Konuşan Gıbrızlılar Birbirlerini Sever?

“Gıprızlıca gonuşan Gıprızlılar biribirlerni sever?” gibi saşma bir soru...

Fehim Taştekin yazdı: Suudileri kurtarmak!

İran’dan sonra Yemen savaşı, çağın savaş baronlarına ders vermeye...

Ümit Akçay yazdı: COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu, çarpıcı bir çelişkiye...

Aras Coşkuntuncel yazdı: ABD demokrasisi ve İran savaşı

Kant “Mutlak monark nedir? ‘Savaş olmalı’ diye emrettiğinde, savaşın...

Emre Demir yazdı: Farklılıklar içinde birlik arayışı: 18. BRICS Zirvesi

Yeni Delhi’de 18. BRICS Zirvesi, 12-13 Eylül 2026 tarihlerinde...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye COP 31’e hazırlanıyor

Kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtların kullanımı iklimi...

Özkan Yıkıcı yazdı: İki kavramdan sıyrılmak umuduyla

Lefkoşa'da dar eksenden sıyrılmak istedim. Her konudaki iki kuramın...

Canlı yayın