yaklaşımlarÖzkan YıkıcıNereye gidiliyor? - Özkan Yıkıcı

Nereye gidiliyor? – Özkan Yıkıcı

Amerika’da Trump, Rusya’da Putin, Hindistan’da Modi, Arjantin’de Milei, İtalya’da Meloni… Buna en son Bolivya, Şili, Japonya’yı da ekleyelim. Önümüzdeki haziranda Peru’da ikili faşist seçim rekabeti sonucunu da katalım. Avrupa’da Almanya ve İngiltere’de, Fransa’dan sonra yükselen faşist seçenek partileri; başta İsveç ve Hollanda hükûmetlerinin faşist parti destekli ayakta kalışlarını da bilelim.

Genellikle otoriter yönetimli ülkeleri buraya katmıyorum. Otokrasiden faşizme varan tek tip idare şekilleri de gerici şeriat devletleriyle epey fazla ülkede var. Siyasal İslam’la gelişen otokratik yapılarda sunulan seçeneklerde, en son Suriye örneği gibi cihatçıların koltuğa oturması; baştan otoriter devlet saldırganlığıyla kurulan İsrail’deki Netanyahu gerçeği de yeni zengin gerici faşist devletler diyarındaki dünyamızı göstermektedir.

Krizlerle savaşa dönüşler de tırmandı. Zaten proje gereği Orta Doğu hep tetikte duruyordu. En son İran saldırılarıyla da bölgeleşen savaşın dünyada ayrışmalara dek etkileri oldu. Gazze soykırımı, Batı Şeria ilhaklaştırma sürgün girişimleri artık haber niteliği dahi taşımıyor. İsrail açıkça Lübnan’dan Suriye’ye yeni topraklar katarken soykırımcı tavırları ve kuralları dinlememesiyle dünya politikasını kendine esir yaptı.

Ukrayna Savaşı da dünyada ayrışmalı, ikili şekilde sürmektedir. Sudan’daki soykırıma varan iç savaş ise haber niteliği dahi taşımıyor. Her an tetikte bekleyen potansiyel savaşlar da var. Askerî yığınak ve ambargolarla da savaşlar beslenmektedir. Almanya gibi ülkeler de krizlerden yeni dev olma hayaliyle militaristleşmeye hız verdi. Avrupa, yeni güç ile olanı kaybetmeme ikilemine sıkışıp kaldı.

Bu konuda örneğin hâlen süren birçok iç savaş veya ülke sorunlu çatışmalar ise bir gelip bir gidiyor. Ek olarak Tayland, Kamboçya veya Afganistan-Hindistan savaşları ile de karşılaşıyoruz. Artık kuralsız dünyamızda kırılan uluslararası ilke ve yapılar sonucu, gücün oldukça etkili olduğu otoriterlik pay kapma sürecinde dalgalanıp gidiyoruz.

Elbette ekonomi alanında da bunlar yansıyor. Zaten ekonomik açmazlar krizlere döndükçe, politikanın savaş enstrümanı da krizi çözme veya pazar kapma adına kapitalist sistemin kaçınılmaz kuralıdır.

Son kriz ve savaşlarla örneğin enerji tekelleri denklemi zorlanıyor. Hem önemli olma hem de iç çelişkiler her an değişime aday. Fosil yakıtlardan kaçış ile nükleer enerji veya yenilenebilir alanda yeni sermayeli enerji tekelleri öne çıkmaya başladı. Özellikle Hürmüz Boğazı kriziyle bu, resmen kaçınılmazlık ile fırsatın pençesine düştü.

Son siyasal-ekonomik gelişmelerde gelişen teknolojik alanlar ile yapay zekâ, sermaye kesimlerinin devletler ile uluslararası boyutta etkilerinin arttığı görülüyor. Özellikle de Çin’in bu konuda hamleler yaptığı kesin. Ayrıca Çin’in yeni teknoloji ile Amerikan hegemonyasına karşı seçenekleşmesi daha görünür hâl aldı. Ancak oluşan krizler ve savaşlar, önemli bir ekonomik gıda krizinin de sinyallerini veriyor.

Tabii ki kısa yoldan fırsatla servetine servet katanlar da oluyor. Basit örnek vereceğim: Bu örneği Türkiye için dahi her parayla alakalı açıklanacak kararda duyuyoruz. Amerika’da alınacak karar veya yapılacak önemli konuşma öncesi piyasaya önemli miktarda para sürülür. Sonra karar açıklanınca da para geri çekilir. Bu yol ile birçok yakın çevrenin servetine servet kattığı tahminleri var; bunun özellikle sorgulanmasını isteyenler arttı.

Yine Amerika’da önemli karar almada veya İran görüşmelerindeki heyette Trump’ın Yahudi damadı da var. Emlak sermayedarı olduğu ve önemli bir yatırımcı olduğu gerçeği var. Bir anlamda sermaye kesimi, savaşla sadece askerî sanayide değil; borsa ve piyasa oyunlarıyla da ceplerini şişiriyor. Ek olarak Almanya gibi ülkeler de “dev” olmak istiyor, yatırım yapıyor, militaristleşmeye gidiyor. O zaman da kaynak, haklardan kesilecek kesim oluyor. Son dönemde İspanya gibi ülkeler hariç, AB ülkelerinde dahi kesinti ve haklar geri alınırken askerî harcamalar artırılıyor.

Tüm bunları bir noktada tamamlayalım: Benim köşemi de dikkatli okuyanlar şu önemli genel durumu sık sık bulur. Kapitalist sistemin neoliberal süreci 1998’de Asya kaplanları kriziyle miadının sonuna geldi. Aradaki gelişmelerle nefes almaya çalıştı. 2008’deki finansman krizinin merkezi Amerika’yı vurmasıyla artık neoliberal süreç tamamlandı. Tamamlandı ama yerine başka bir seçenek konulamadı. Krizler sürdü. Krizler sürdükçe de seçenek olarak faşizm devlet biçimi yükselmeye başladı. Aynı anda saldırganlıklar da hem iç hem de dış yönlere doğru savaşla taşınmaya yöneldi. Amerikan hegemonyası da gerilemeye geçti. Fakat yerini dolduran olmadı. Trump dönemiyle de giderek neoliberal anlayışla oluşan genel emperyalist kurumsallaşmalar anlamsızlaşmaya başladı.

Sanırım BM, IMF, Dünya Bankası, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve benzeri örgütleri son savaşlarda veya ekonomik sorunlarda neden görmediğimizin yanıtı da budur. Aynı şekilde bizatihi birçok kuralı koyduran, onları uluslararası kuruluşlarla dayatan Amerika, şimdi tam tersine kendi uymayarak ihlal ediyor. Soykırımdan tutun ticari ahlaksızlıklara dek hepsi altüst oluyor; yeri geldiğinde kullanılan güce göre karşılık buluyor. Hatta yapılan en basit ateşkesin dahi bizzat yapan tarafından uygulanmaması veya İran’la anlaşma yapıp sonra çekilip İran’ı suçlama gibi politikalar da normal hâle getirildi.

Orta Doğu projesinde gördüğümüz gibi, en son Suriye müdahalesi ile cihatçı rejim kurulması da siyasal tercihin emperyalist gerçeğini gösterdi. Tüm bunlar olurken elbette politik seçenek olarak savaşla yükselen siyasal devlet biçimi olan faşizmin öne çıkması kaçınılmazdır. Bunları genel kapitalist gerçeklikle ele alınca anlaşılması kolaydır. Ancak karşıt seçenek olmayınca, yeni dünyanın örgütsel sesi yükselmedikçe faşizmden ve savaştan kurtulmak mümkün değildir. Daha karanlık ve eşitsiz bir dünyaya yelken açılacağı da kesindir.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Yeniden 15 Temmuz gelirken 3

Peş peşe sizi yakın tarih hafıza canlandırmaya odaklaştırdım. 15...

Özkan Yıkıcı yazdı: Yeniden 15 Temmuz’a gelirken 2

Bugün 15 Temmuz. Hem Kıbrıs hem de Türkiye için...

Özkan Yıkıcı yazdı: Yeniden 15 Temmuz gelirken 1

Yeniden bir 15 Temmuz darbesi yıldönümüne geldik. Darbe günü...

Özkan Yıkıcı yazdı: Gerçekler yakarken, hesaplar kâr ve imha üzerine

Ortadoğu tek kelimeyle kaynıyor. Kaynıyor kelimesi salt bir çerçevede...

Özkan Yıkıcı yazdı: Basitleştirme girişimli bir yazı denemesi

Pazarın sıcaklığı yükseldi. Boğucu hâle daha da tetikledi. Beyinler...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,925TakipçilerTakip Et
906AboneAbone Ol

Son eklenenler

Kiriakos Cambazis yazdı: Kıbrıs sorununun bugünkü aşaması ve reddiyeci güçler

Bu günlerde, bir İngiliz gazetesinin Maria Angela Holgin'in öneriler...

Dionysis Dionysiou yazdı: Kıbrıs sorununda “Türk çözümü” ve kim destekliyor?

Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs sorununda yeni bir girişimine dair tartışma,...

George Koumoullis yazdı: DİSY’nin darbe konusundaki “hermafrodit”* tutumu

* başlıktaki hermafrodit kelimesinin Türkçe tam karşılığı argo olarak...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Atilla Harekatı ve Sonuşları; Nere Giderig?

15 Temmuz 1974’de Yunanistan’ın ülkemize gerşegleşdirdiyi darbeden 5 gün...

Çağla Elektrikçi yazdı: Kırsal sessizlik bir atmosfer değil, politik bir tercihtir

My Way Home, İngiltere'nin siyasal-ekonomik dönüşümünün kritik bir eşiğinde...

Gözde Bedeloğlu yazdı: “Bu bir çocuk koruma yasası değil, vazgeçme yasası”

Hukukun en yaralı kavramlarından biridir "suça sürüklenen çocuk". Bu...

Ela Ava yazdı: “Rota yeniden oluşturuluyor”

ABD’nin 7-8 Temmuz’da NATO zirvesi sürerken İran’a yeniden başlattığı...

Canlı yayın