yazılariktibasNeoliberal merkezin krizi - Güven Gürkan Öztan

Neoliberal merkezin krizi – Güven Gürkan Öztan

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net
Kategori:

AB içindeki kaygan politik zemin, hem neoliberal kapitalizminin krizine dair ilginç veriler sunuyor hem de Batı’daki aşırı sağın söz konusu krizden nasıl beslendiğini gözler önüne seriyor. Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinin neticelerini bu çerçevede değerlendirmek mümkün. Seçimlerin en net sonucu, aşırı sağ partilerin Avrupa’nın merkez ülkelerinde elde ettiği zaferden zafere koşması. Özellikle Almanya ve Fransa’da aşırı sağa giden her ilave oyun AB bünyesinde çarpan etkisi yarattığını hesaba katarsak karşımızdaki tehlikenin küçümsenmeyecek cinsten olduğunu pekâlâ ifade edebiliriz. AP’nin içindeki matematiksel dağılımın radikal bir değişim geçirmemiş olmaması, bu durumun vahametini ortadan kaldırmıyor.

2024 AP seçimleri, bir öncekine nazaran farklı bir politik-ekonomik atmosferde gerçekleşti. Evvelki seçim sürecinde 2008 ekonomik krizinin artık geride kaldığı, yeni bir refah dönemine geçilebileceğine dair umutlar dolaşımdaydı. Liberaller, yeşiller ve sosyal demokratlar AB projesinin demokratik bir güç merkezi olarak tahkim edilebileceğini varsayıyordu. Ancak Covid-19 Pandemisi ile birlikte bu varsayımlar yerle yeksan oldu. Pandemi neoliberal kapitalist düzendeki mevcut sorunları görünür kıldığı gibi yeni sorunları da beraberinde getirdi. Neoliberal düzen bildiği yöntemlerle krizi atlatamadı, düzenin asli parçası olan merkez sağ ve sol siyaset de toplum nezdinde ikna edici özelliklerini yitirme konusunda adeta bir yarışa girişti.

Almanya’da AfD’nin ikinci parti haline gelmesi, Fransa’da Le Pen’in partisi RN’nin Macron ile özdeşleşen koalisyonu tehdit etmesi, İtalya’da Meloni’nin yükselişini sürdürmesi, buna mukabil yeşillerin, liberallerin hatta sosyal demokratların gerilemesi temsili liberal demokratik süreçlerde yaşanan sıradan bir “yol kazası” değil, bu doğrudan neoliberal kapitalizmin türettiği bir kriz. Üstelik gün geçtikçe derinleşiyor ve patlamaya hazır bir kazan haline geliyor.

Avrupa merkez sağı, bir yandan aşırı sağa karşı kendini en güçlü alternatif olarak sunmaya çalışırken bir yandan da çok temel meselelerde aşırı sağın siyasi söylemine meyleden bir çizgi izliyor. Böylelikle iklim krizinden göçmen meselesine kadar birçok başlıkta daha önceleri radikal çıkışlar olarak algılanan argümanlar siyaset sahnesinde normalleşiyor. AP seçimlerinden avantajla çıkan aşırı sağ partiler, her ne kadar tüm konularda aynı çizgide olmasa da neoliberalizmin krizinin yarattığı öfkeyi benzer bir biçimde manipüle edebiliyorlar. Bilhassa geleceksizlik korkusu yaşayan genç Avrupalı erkeklere ve her geçen gün yoksullaşan ücretlilerin en kırılgan kesimine hitap ederek destek topluyorlar. Bu esnada düzenin kendisini değil ama yarattığı sonuçları birer sebep olarak kodlayarak aslında düzenin devamına hizmet ediyorlar.

1990’lardan bu yana emeğin, sınıfın taleplerinden uzaklaşan sosyal demokratlar düzene karşı yükselen sesleri kendi hanelerine yazdıracak, bunu politik bir ivmeye dönüştürebilecek bir siyasi ufka sahip değil. Talepleri ehlileştirmek ve kitlelerin politik bağlarını temsili mekanizmalar içerisinde tutmaya çalışmak Avrupa solunun yerinde saymasına neden oluyor. Sosyal demokratların ve yeşillerin piyasacılığı tartışma dışında tutan tutumlarının, ekonomik sorunlara göçmenleri sınır dışı edelim, iklim yatırımlarını feshedelim gibi “radikal” çözümler öneren aşırı sağın ekmeğine yağ sürdüğü aşikâr. Üstelik yeşillerden sosyal demokratlara kadar farklı aktörler, Ukrayna Savaşı ve Gazze katliamı gibi çok hayati konularda antimilitarist bir siyaset izlemekten özenle kaçınarak neoliberal düzene cansuyu veriyor.

AP seçimleri belli ki bu sefer Fransa’dan Belçika’ya birçok örnekte iç politikayı doğrudan etkileyecek bir tablo yarattı. Macron’un Meclisi feshettiği Fransa’da solun bir cephe halinde aşırı sağ ile mücadele etmesi gibi girişimler bir yana, Avrupa’nın ilerici güçlerinin bu seçim sonuçlarını nasıl analiz ettiği, toplumsal taleplere ne kadar yüzünü dönebilecekleri merak konusu. Bu süreçten Türkiye’deki siyaset adına da çıkarılacak dersler var. Yoksullaşan, ötekileştirilen, ikinci sınıf vatandaş yerine konan milyonlarca yurttaşın öfke ve taleplerini gerçekçi bir siyasi çizgide, güçlü bir biçimde dillendirmek içinde yaşadığımız siyasi ve iktisadi buhrandan çıkış için tek çare.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özge Güneş yazdı: Trump’a karşı mücadelede ilerici program arayışı

ABD’de 2026 ön seçimlerine kazanan adaylar kadar onların etrafında...

İsmail Duygulu yazdı: Akkuyu’dan Bugüne Bir Mücadelenin Hafızası

Türkiye’de Nükleer Karşıtı Hareketin İnsanları, Yolları, Kazanımları, Yenilgileri ve...

Özge Güneş yazdı: Siyasal özne: Mücadele içinde, mücadeleler arasında

Siyasetin öznesi üzerine tartışmalar bugün yeniden yoğunlaşıyor. Türkiye’de siyaset, 12...

Ertan Erol yazdı: ABD’nin yeni askeri stratejisi

ABD’nin eski adıyla savunma yeni adıyla Savaş Bakanı Pete...

Mahir Ulutaş yazdı: Lojistik boğum noktaları ve enerji şokları

Modern dünya ekonomisi, sermaye birikiminin yapısal sınırlarına dayandığı, devletlerin...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,908TakipçilerTakip Et
925AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özge Güneş yazdı: Trump’a karşı mücadelede ilerici program arayışı

ABD’de 2026 ön seçimlerine kazanan adaylar kadar onların etrafında...

Özkan Yıkıcı yazdı: Doğu komşuların kuzeye doğru gelişen denklemi

Belli ki daha Suriye'deki gelişmeleri, bölgesel ve giderek sistemsel...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Libya-Türkiya İlişgileri Neçün Gıprız İçün Önemlidir?

Libya 2011 yılında Kaddafi'nin devrilmesinden soğra do'u ve batı...

Niyazi Kızılyürek yazdı: Etnik Nefret Çok, Uzlaşma Kültürü Yok!

Adanın iki yakasında da etnik nefret ve öfkeyle “tanışan”...

Yaşar Ersoy yazdı: 30 Yıllık düşün kısa tarihi

Bir kentin çağdaş kimliğinin en önemli göstergelerinden biri, kültür...

Vijay Prashad yazdı: Fidel Castro’nun bize kazandırdıkları

Ben Fidel Castro’yu ilk kez 1983 yılında, Hindistan’da düzenlenen...

Aras Coşkuntuncel yazdı: ABD’de yükselen gözetim araçları kırıcılığı

ABD’de her sokağa yerleştirilmeye çalışılan gözetleme kameralarını bireysel ya...

Fehim Taştekin yazdı: Türkiye’nin üzerine alınmadığı düşmanlık!

İsrail’e düşman bir Suriye’de Türkiye’nin Şam’a karşı güçlere kalkan...

Canlı yayın