Kıbrıs’ta her yeni gün, aynı kapıya açılıyor: liyakatsiz, donanımsız, vasıfsız figürlerin doldurduğu koltuklar ve hak etmedikleri adaletsiz maddi refah. Siyasette, medyada, akademide, kültür kurumlarında ve sivil toplum örgütlerinde karşılaştığımız manzara birbirinin kopyası. Hak etmeyen yükseliyor; emeğiyle, yenilikçi potansiyeliyle var olmaya çalışan ise görünmez kılınıyor. Burada asıl mesele, liyakatsizliğin ayıp olmaktan çıkmasıdır. Vasıfsız olmak, utanç değil; tam tersine, bir tür ayrıcalık, bir geçiş bileti işlevi görüyor.
Dostoyevski’nin Budala eserinde saf, dürüst ve hakikat peşindeki Prens Mışkin, yozlaşmış toplum içinde bir “fazlalık” olarak görülür. Kıbrıs’ta gerçek üretim yapan, emeğini ortaya koyan “marjinal” kesim de aynı yalnızlığı yaşıyor. Çünkü vasıfsızların hüküm sürdüğü bir düzende dürüstlük fazlalık, liyakat lüzumsuz, yaratıcılık ise tehlikeli kabul ediliyor.
Amerikan Edebiyatı’nda yirminci yüzyılın başlarında Sinclair Lewis’in yazdığı It Can’t Happen Here romanında, demokrasiyi ağızlarından düşürmeyen siyasetçilerin aslında otoriterliğin yolunu açtığını görürüz. Bugün Kıbrıs’ta tablo böyle ama tek fark, onları edebi ve sanatsal anlatıya dahil etmek onların pek de hak ettiği birşey değil. Muhalif olduğunu iddia edenler, aslında iktidarın kurduğu performansın dekorunu taşıyor.
Liyakatsizliklerini, “halkın sesi” oldukları iddiasıyla saklıyorlar. Oysa “halk” yok, “nüfus” var; sistemin kukla performansının bir başka perdesini aralamak istiyorlar ve kendilerini önemli zannediyorlar…
Saltanat hırsı böyle bir şey işte; sahte memleket sevgisi yalanı ve istismar yollarında yükseldiler, yükseliyorlar…
Fransız sineması içerisinde Godard’ın filmlerinde karakterler uzun uzun konuşur ama sözlerin altı boştur; seyirci yabancılaşmayı iliklerinde hisseder. Kıbrıs’taki televizyon ekranlarını, konferans salonlarını düşünün: Üç cümlelik klişe “barış nutukları”, Avrupa fonlarıyla yazılmış içi boş işlevsiz raporlar, göstermelik “akademik” makaleler… Hepsi aynı performansın parçası. Godard’ın karakterleri gibi konuşurlar ama içi boş konuşurlar.
Camus’nun Yabancı’sındaki Meursault, toplumun beklentilerinden kopmuş, kayıtsızlığıyla bir tür varoluş felsefesi taşır. Kıbrıs’ın vasıfsızları ise aynı kayıtsızlığı bambaşka bir amaçla sürdürür: çıkarlarını korumak için. Kayıtsızlıkları, felsefi bir sorgulama değil; koltuklarına yapışma refleksidir. Bu yüzden ne utanırlar, ne yüzleri kızarır, ne de hak etmedikleri maaşlardan rahatsız olurlar.
Sorun sadece siyasette değil. Medyada, üç beş basit cümleyi yan yana getirenin “usta gazeteci” olarak parlatıldığına şahit oluruz. Akademide, İngilizce birkaç terimi bir rapora serpiştirenin “bilim insanı” diye anıldığını görürüz. Sivil toplumda, AB fonlarını kapabilen ama topluma tek katkısı olmayanların “barış elçisi” olarak öne çıkarıldığını biliyoruz.
Bu küçük toplumda herkes birbirini tanıyor, herkes birbirinin ipini tutuyor. Liyakatsizlik, adeta yazılı olmayan bir anayasa. Bedel ödemeden makam sahibi olanların varlığı, gerçek bedeli ödeyenleri görünmez kılıyor.
Kimdir onlar? Kayıplarının mezarsız boşluğunu taşıyan aileler. Emeğiyle ayakta durmaya çalışan ama asgari ücretin altında ezilen işçiler. Sanatıyla sesini duyurmaya çalışan ama vasıfsızların gölgesinde kalan gençler. Onlar, bu performansın seyircileri değil; sahnede ipleri vasıfsızlarca çekilen gerçek kahramanlarıdır.
Asıl trajedi şu: bu düzeni herkes biliyor, ama çok az kişi dillendiriyor. Çünkü vasıfsızların performansında rol almamak, dışarıda kalmak anlamına geliyor. Ve dışarıda kalmak, küçük bir toplumda var olmamak demek. O yüzden pek çok kişi, susarak oyunun parçası olmayı seçiyor.
Ama biz ne zamana kadar bu performansı izleyeceğiz? Dostoyevski’nin kahramanlarından trajediyi mi, Godard’ın yabancılaşmış karakterlerinden boşluğu mu, Sinclair Lewis’in sahte demokratlarından uyarıyı mı öğreneceğiz?
Belki de ilk adım, vasıfsızların iplerini tutan görünmez elleri teşhir etmektir.
Ancak o zaman Kıbrıs’ta vasıfsızların saltanatı son bulabilir; ihmal, istismar ve istila ile sınanan ruhumuz ve bedenimiz belki o zaman iyileşebilir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



