Kıbrıs iktibasHare YakulaKadın deneyimleri ile sömürgecilik arasındaki ilişki - Hare Yakula

Kadın deneyimleri ile sömürgecilik arasındaki ilişki – Hare Yakula

Kategori:

Erilleşmiş dünya düzenine ve uluslararası siyasete dair radikal tespitlerde bulunan Cynthia Enloe, yaratılmış kadınlık ve erkeklik dayatmalarına dikkat çeker. “Muzlar, Plajlar ve Askeri Üsler” kitabının yazarı Enloe, toplulukların birçoğunda kadınlara ideolojik önem atfettiğini saptar. Kadınlara dair ideolojileri destekleyen genel görüş şekillerini sıralar. Okuyucuya farklı görme biçimleri kazandırır.

Kadınlar, tüm ulusun değerlerini nesilden nesle aktaran temel ‘araçlardırlar’. Kültür aktarıcılarıdırlar. Topluluğun gelecek nesillerini yetiştirenler, kabaca ‘milliyetçi rahim’lerdirler. Üzerinde tahakküm kurulabilenlerdir. Çoğu zaman ise kişiliksizleştirilirler.

Soy bağı baba ile aktarılmaktadır. Geçmişten günümüze aktarılan bu gelenek devam etmektedir. Toplumların tümünde halen ataerkil düşünce hâkim. 1463’te Kıbrıs Kralı II.James adadaki Lüzinyanların, Venedikli tüccarlara ve asillere bağımlı olmaya başladığı bir dönemde Venedikli Caterina Cornaro ile evlenme kararı alır. Bu Lüzinyanlar açısından bir tehdit olarak görülmez çünkü soy bağını devam ettirecek olan erkek yani II. James’di. Venedikliler ise adaya ilgi duydukları için bu evliliğe itiraz etmez. Halbuki her iki taraf için de bu evlilik siyasi bir stratejidir.

Olaylar farklı gelişir. II. James beklenmedik bir şekilde ölür. Vasisi olan oğlu III. James de bir yaşına gelmeden ölür. Kraliyet makamı Caterina’ya kalır. Bir süre sonra Caterina baskılara dayanamayıp tüm yönetsel haklarını para karşılığı olduğunu gösteren belgeleri imzalayarak Venedik Cumhuriyeti’ne devreder. Böylelikle Kıbrıs, evlilik yoluyla resmen Venedik Kolonisi olur. Kadınlar, asimilasyona ve sinsi yabancıların kendilerine eklemlemesine karşı dirençsiz olabilirler. Caterina Cornara ülkesinin çıkarı için kullanılan stratejik bir nesneye indirgenmiştir. Duyguları dahil yok sayılıp sömürülmüştür. Geçmişte yaşanan olayları feminist bakış açısıyla gözden geçirmeyi ihmal etmemeliyiz. Sömürgeciliğe karşı direnmenin ve gerçek bir tarih oluşturmanın küçümsenmeyecek yöntemlerinden biri de budur.

YKP Örgütlenme Sekreteri Halil Karapaşaoğlu’nun gündeme taşıdığı bir fotoğrafla sömürgeci anlayışa dair daha fazla deliller toplayabiliriz. Fotoğraf 1975’e ait. “Adapazarlı Mehmet Akbulut ile Larnaka’lı göçmen kızlarımızdan Sıdıka Hasan evliliğin ilk adımını, tanıştıkları Atatürk Göçmen Yurdunda attılar.” Fotoğrafta Sıdıka’nın boynuna asılan Türkiye bayrağı ve nişanlandığı erkeğin boynundan tutuşuna karşılık Sıdıka’nın omuzlarının düşüklüğü, tepkisizliği, teslimiyeti dikkat çekicidir. Sıdıka fotoğrafta ifadesizliğiyle görünmez olmuştur. Tıpkı soy bağında etkisiz olduğu gibi. Fethi tamamlanan topraklara sembolik olarak dikilen bayrak gibi fethedilmiş, sahiplenilmiştir. Aşağılanmıştır. Türk erkeğine tabidir. 1974 sonrası adanın ikiye bölünmesinin ardından çekilen bu fotoğrafı sadece ataerkillik, eril tahakküm, Carol Pateman’ın Cinsel Sözleşme, Barış Ünlü’nün Türklük Sözleşmesi kavramlarıyla açıklamaya çalışmak yetersizdir. Fotoğraf, ancak; yukarıda bahsettiğim kavramları eksik etmeden sömürgeci, sömürülen, kolonyalizm kavramları da kullanılarak gerçeğe-günümüze yaşanan bu güne ışık tutabilir. Frantz Fanon’un “Yeryüzü Lanetleri” kitabına bakarak sömürgeciliğin ve sömürge halkları üzerindeki psikolojik sonuçlarının analizi ile ilişkilendirilmelidir.

Kadınların araçsallaştırıldığı diğer bir alan ise milliyetçi projelerdir. Milliyetçilik birçok kadına siyasi aktör olma alanı tanımaktadır. Kadın, milliyetçi projelerin başarıya ulaşmasında araç olarak kullanıldıktan sonra eski konumuna geri dönmektedir. Bazı milliyetçiler ırkçılık ve sömürgeciliğin kurbanları olmuşlar; diğerleri ise ırkçılık ve sömürgeciliğin uygulayıcıları olmuşlardır.

Arslan Mengüç’ün “Kıbrıs’ın Kadınları” Cilt 1 kitabındaki fotoğrafın altındaki yorum ulusun devamı için çok çocuk doğurma siyasetini desteklemektedir. Kadınlara çocuk doğurma ve anne olma rolü dayatılmaktadır. 1950’li yıllara ait olduğunu tahmin ettiğim, 10 çocuğun bir arada olduğu fotoğrafın altında “Kıbrıs Türk’ü ayakta kalmanın ancak çok çocukla sağlanabileceğinin farkındaydı” yazısı bulunmaktadır. Kadınların, çocuk doğurma ve bakma gibi toplumsal rolleri vardır. Tayyip Erdoğan’ın en az 3 çocuk, Kıbrıslılar içinse 4 çocuk tavsiyesi yakın zamana dair örneklendirebileceğimiz ideolojik bir söylemdir.

Kadınlar, baskıcı yabancı yöneticilerin ‘kirletmesine’ ve sömürmesine karşı en savunmasız konumda olanları olarak görülürler. Saklanmalı hatta örtülmelidirler. Giysileriyle siyasi sembol taşıyıcılarıdırlar. Geçmişte Kıbrıs’ta kadınlar giysi renklerine bakarak tabi olduğu din tahmin edilebilirdi. Müslümanlar genellikle beyaz renkleri tercih ederken Hristiyanlar siyahı daha fazla kullanıyordu. Kadınlar giysileriyle iktidardaki ideolojinin temsilleri haline dönüştüler. AKP iktidarının Sünni İslam dayatması kadınların başörtüsü üzerinden fazlasıyla tartıştırılmıştır.

Kadın, namus kavramıyla özdeşleştirilir. Ayrıca kadın bedeni anne ve namus kavramları dışında vatan kavramı ile de metaforlaştırılmıştır. Kadının bedeninin korunması ülke topraklarının korunmasıyla eşdeğer tutulur. Erkek, vatan toprağını kaybettiğindeki utanca eşdeğer utancı, ‘kadınının’ namusunu koruyamadığında yaşamaktadır. Toprak-vatan kadın bedeni gibi sahiplenilebilen, keşfedilen ve korumaya muhtaç görülen bir alandır. Bu nedenledir ki vatan, baba değil annedir. Anavatandır. Kelimenin kökeni ataerkil zihniyetle bağlantılıdır. Cinsiyetçidir.

Yukarıda tüm saydıklarım kadınların topluluğun- ya da ulusun- en kıymetli ‘malları’ gibi görülüp, nesneleştirilmesinin nedenlerine açıklık getirmektedir. İçinde yaşadığımız sosyal yapıda kadın, ötekileştirilen, etiketlenen, sömürülen ve keşfedilmeye hazır bir kıta gibi talan edilmeye hazır görülendir. Nasıl bir baskı, şiddet ve sömürü rejiminde olduğumuzu anlamak için kadınların toplumdaki konumunu ve deneyimlerini göz ardı edemeyiz.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Sömürgecinin dayattığı Siyasal İslam’a karşı Kemalizm sığınak değil çıkmaz sokaktır! – Hare Yakula

Yaz tatili sonrası okulların açıldığı ilk hafta “Şarkı bilen,...

Kuru vajinaların ticarileştirildiği küresel ağda bir durak: Kuzey Kıbrıs – Hare Yakula

Sarı saçlı, beyaz tenli genç bir kadın Burhan Nalbantoğlu...

Hi Barbie! – Hi Feminizm! – Hi “Düzene” hizmet eden kadın vekiller! – Hare Yakula

Barbie’de yaratılış miti göndermesi… 1968, Kübrik imzalı “2001: A Space...

KKTC/ Potemkin köyü aldatmacası/ Üç Başlı Ejderha/ Sığındım Köklerime – Hare Yakula

1787 yılında Grigori Potemkin, İmparatoriçe II. Katerina’nın ziyareti nedeniyle,...

Gökkuşağının kriminalizasyonu ve kutuplaştırma siyaseti sömürgedekine de düşer! – Hare Yakula

Tarihe bakılınca eşcinsel ilişkiyi yasaklama ve kriminalize etme politikası...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,905TakipçilerTakip Et
930AboneAbone Ol

Son eklenenler

George Koumoullis yazdı: Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kronik ikiyüzlülüğü: Doros Loizou, Tasos Isaak ve Solomos Solomu cinayetleri

Üç cinayetin özeti, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yüzleşmekten kaçındığı bir gerçeğin...

Marios Epaminondas yazdı: Şehir Surlardan Çıkıyor

Bir asır önce yaratılmasından bu yana Lefkoşa'nın canlı bir...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Türg Hegemonya İnşasında; Türkiya’nın Paralı Ordusu SADAT

Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. (SADAT)...

Özkan Yıkıcı yazdı: İzlanda halkı AB ile görüşmelere hayır dedi

Bizde pek konuşulmadı. Zaten çoğu konu resmi duruştan toplumsal...

Taner Akçam yazdı: Wo warst du? Sen neredeydin?

‘Wo warst Du?’ – ‘Sen Neredeydin’ 1968 Alman gençlik...

Ecehan Balta yazdı: Nepal felaketi bize ne anlatıyor?

Nepal ile Tibet sınırında yaşanan son sel felaketi, ekolojik...

Neşe Yaşın yazdı: Ver elini Eylül

Bazen insan öylesine yoğun bir iletişim ve duygu skalası...

Niyazi Kızılyürek yazdı: “Hafıza savaşı” ve geçmişin çarmıhına çakılmak!

Bir “Hafıza Savaşının” içindeyiz. Savaşçı neferler her gün her...

Canlı yayın