Kıbrıs iktibasNidai Mesutoğluİstila, işgal, kolonileştirme, sömürge altında kimin egemenliği olabilir? – Nidai Mesutoğlu

İstila, işgal, kolonileştirme, sömürge altında kimin egemenliği olabilir? – Nidai Mesutoğlu

İnsanların geçim sıkıntısıyla boğuştuğu bu günlerde farklı bir konuyu incelemeye almak istemem ne kadar doğru aslında ben de bilmiyor. Buna rağmen okuyucunun karar vermesi ve sorgulaması açısından yazmam gerektiğini düşündüm.

Tarihte Moğolların büyük bir istila hareketine giriştiğini biliyoruz. Bu istila hareketi toprak kazanmak amacıyla değil o topaklar üzerindeki tüm zenginlikleri yağmalamak içindi. Bilim ile hiç ilgisi olmayan bu güç girdiği her coğrafyayı yerle bir etti, kütüphaneler ve bilimsel çalışmaların yapıldığı yerler yakılıp yıkıldı…

Moğol istilası işgale dönüşmedi.

Peki istila ile işgal arasındaki ilişki ya da fark nedir?

İstilâ bir askeri harekattır. Karşısında bir ordu bulunsun veya bulunmasın yağma amacıyla yapılır. Bundan sonraki adımı atarsanız iş işgale dönüşür.

1907 La Haye yönetmenliğine 42. Maddesine göre İşgal şöyle tanımlanır:”: Ülke, fiili olarak düşman ordusunun otoritesi altına geçtiğinde işgal edilmiş sayılır” Bunun anlamı elde edilen topraklar üzerinde var olan hukuk sistemini savaş hukukunu da ekleyerek yönetme işine girişmesidir. Bunu için kurduğu işbirlikçi yönetimle istediğini yaptırır. Artık istila tamamlanmış ve işgal aşamasına geçilmiştir.

Bu konuda Cenevre Üniversitesi’nde Uluslararası Hukuk Profesörü olan Marco Sassòli işgalin varlığını 3 temele bağlar:

  • Bir devletin, başka bir devletin toprağı üzerinde etkin kontrolü sağlaması.
  • İstila edilen devletin söz konusu toprak üzerinde etkin kontrolünü yitirmesi
  • 3) Bu durumun istila edilen devletin rızası dışında olması.

Örnek vermek gerekirse Suriye’deki Rus askeri kuvvetleri Suriye yönetiminin çağrısı üzerine o topraklarda görev yapmaktadır. Bu nedenle Rusya işgal kuvveti olarak görülmez. Profesör Macro Sosolli’nin kriterlerine göre ABD ve TC askeri kuvvetleri ise işgalci pozisyondadırlar. Zaten bunu Suriye’nin Türkiye ile görüşmeler başlaması şartı olarak Türk silahlı kuvvetlerinin Suriye topraklarından geri çekilme şartına bağlaması açıkça göstermektedir.

Benzer bir durum 1974’te Kıbrıs’ta da yaşandı. Garantör ülke olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik ve toprak bütünlüğünü koruma görevi verilen Türkiye bu amaçla askeri harekât başlatmış olsaydı işgalden söz edilmezdi. Yani Kıbrıs Cumhuriyeti’ne karşı yapılan askeri darbe girişimini önleyip Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yeniden iki toplumlu bir cumhuriyet olarak kalmasını Türklerin de cumhuriyetteki haklarını geri almaları sağlanmış olsaydı işgalden söz edilemezdi. Sonra da görevini tamamlayıp askeri kuvvetlerini geri çekmeliydi.

Gelinen aşamada Kıbrıs Cumhuriyeti’nin %36 toprağı şu anda Türkiye silahlı gücünün kontrolü altındadır. Kıbrıs Cumhuriyeti istila edilip işgal edilen toprakları üzerinde etkin kontrolünü sağlayamamaktadır. Bu topraklara “occupation zone” denilmektedir.

Görüleceği gibi Türkiye Garanti ve İttifak anlaşmalarından doğan yükümlülüğünü yerine getirmekten uzaklaşmıştır.

İşgalin bir sonraki aşaması (ki bu yine uluslararası hukuka göre savaş suçudur) nüfus taşıyarak kolonizasyondur. Türkiye bunu da gerçekleştirmiş ve nüfus yapısını kendi lehine olacak şekilde değiştirmiştir.

Savaş sırasındaki insancıl hukuk ve insan hakları dikkate alınmamış yaşam hakkı olarak insanlar savaştan kaçıp güvenli bölgelere geçmek zorunda bırakılmıştır. Tamamen geçici olması gereken bu durum kalıcılaştırılmıştır. Türkiye’den taşınan nüfus terk edilen Rum evlerine yerleştirilmiş ve Rum mallarının tapuları keyfi şekilde kuzeyde yaşayanlara dağıtılmıştır… Bu durum bugünkü çözüm arayışlarını her zaman berhava etmektedir.

Kıbrıs’ın kuzeyinde Türkiye’nin kontrolünde oluşturulan yapı tamamen Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda siyaset gütmektedir. Bu artık o kadar açık hale getirilmiştir ki görmemek için ölü olmak gerekir.

Türkiye Kuzeyde oluşturduğu bu yapı ile kolonizasyon aşamasından sömürge aşamasına da geçmiştir. Artık yeni sömürgecilik modeli ile burası Türkiye kapitalistlerinin paylaşımına açılmıştır. Doğal güzellikleri inşaat alanına çevrilmiştir. Rumların bırakmak zorunda olduğu mallar ve parsel parsel dağıtılmaktadır.

Bütün bu olanlar karşısında tepkiler yetersiz kalmaktadır. Ne Cumhurbaşkanlığı Külliyesi inşaatında ne de doğal güzelliklerin yağmalanması karşısında çıkarılan sesler sonuç alıcıdır.

Uluslararası hukuksuzluğun bu kadar açıkça ortaya çıktığı bu coğrafyada gerçek şudur ki adalet sadece güçlü olanın yanındadır. Haklı olmak adaletin sizden yana olacağı anlamına gelmiyor. Tüm hukuksuzluk içinde askeri, ekonomik anlamda çıkar sağlayan başta ABD emperyalizmi ve NATO olmak üzere olup bitenlere seyirci kalmaktadır. Uluslararası hukuk artık haklının değil güçlünün hukuku oldu. Bunu bilmeli ve kendi gücümüzün farkında olarak mücadele etmeliyiz.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Osmanlı’nın son yıllarında Düyûn-ı Umûmiye ve Erdoğan’ın tutumu – Nidai Mesutoğlu

Sürekli duyduğumuz bir söz var: “Tarih tekerrürden ibarettir” Anlamı...

Erdoğan’ın Sisi ziyareti ve bir fıkra – Nidai Nesutoğlu

Sosyal medyada kullanıcıları büyük olasılıkla bu fıkrayı biliyorlar. Haber...

Din bezirganlığından din tüccarlığına – Nidai Mesutoğlu

Bezirgan sözcüğünü şimdiki nesil bilmez. Yaşı 60’ı aşmış olanlar...

Kıbrıs Sorunu, Erdoğan ve Can Atalay – Nidai Mesutoğlu

Sol dünya görüşünü savunmak ulusal değil sınıfsal bir düşünceyi...

Nikos Hristodulidis’in paketi bireysel haklar verirken toplumsal haklardan söz etmiyor, en can alıcı nokta budur

Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis aylar önce duyurusunu yaptığı...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,916TakipçilerTakip Et
913AboneAbone Ol

Son eklenenler

Hazal Yalın yazdı: Nikaragua, 7 Ders

Ben Latin Amerika uzmanı değilim; kuşkusuz Nikaragua’yı benden çok daha...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bozulan iklim koşullarında siyaset de ısınırken

Temmuz ayına ve yaşadığımız haftaya artık elvedayı çekiyoruz. O...

Yücel Özdemir yazdı: Ukrayna ve İran’da son sözü kim söylüyor?

Ukrayna ve İran savaşlarının kısa sürede bitme olasılığı her...

Ecehan Balta yazdı: İklim finansmanı mı borçlandırma rejimi mi?

İklim krizi artık geleceğe ilişkin bir ihtimal değil. Kuraklık,...

Taner Akçam yazdı: İki büyük dalga depremleri ve yeni cumhuriyetin ayak sesleri

Cumhuriyet tarihi, Osmanlı’nın geç döneminde başlayan ve cumhuriyette de...

Özkan Yıkıcı yazdı: Tetiklenen savaş alanı ve Mısır oyuna doğru

Belli ki genel Amerikan Ortadoğu projesi sıkıştı. Üstelik Trump...

Mustafa Çıraklı yazdı: Guterres’in Ardından: Çözüm diplomasisi de değişmeli mi?

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs ziyareti, büyük ölçüde...

Hediye Levent yazdı: Boğaz savaşları ve uçurumun eşiğinde bir kıta!

Hürmüz Boğazı’ndaki öngörülemez gidişata ek olarak yenilerde Bab El...

Canlı yayın