iktibasZafer Yörükİngiliz İmparatorluğu’nun geri dönüşü? - Zafer Yörük

İngiliz İmparatorluğu’nun geri dönüşü? – Zafer Yörük

Orjinal yazının kaynağıyeniyasamgazetesi9.com
Kategori:

Kral Charles III, Washington ziyaretini neredeyse hasarsız tamamlamayı başardı. Bunda, Başkan Donald Trump’ın birçok yabancı lidere yaptığı muamelenin aksine “uslu” durmasının payı büyük. Öyle ki, kralın Magna Carta’ya referansla otoriterleşme eğilimlerine yönelttiği eleştiriyi bile sineye çekebildi. İki ülke arasındaki “özel ilişkiye” zeval getirecek ifadelerden itinayla kaçındı.

Ancak Charles’a gösterilen diplomatik nezaket, İngiltere ve ABD arasında suların durgun olduğu anlamına gelmiyor. İran savaşının Hürmüz’de kitlenmesi küresel ekonomiyi sarstıkça daha çok sıkıntıya düşen Trump, dönüp NATO müttefiklerini ve Avrupa ülkelerini suçluyor. Bu atmosferden kral muaf tutulmuş olsa da İngiltere hükümeti payını yeterince alıyor.

Dünyanın en kayda değer monarşisi olan İngiltere’de kral yetkisiz olduğundan, bu ziyaret üzerine fazla söz üretmek aşırı yorum riski taşıyor. Yine de Charles’la Trump arasında yaşanan söz ve jest alışverişinin sembolik önemini akılda tutmak gerekir. Bu temaslar, yalnızca iki ülke ilişkilerine değil, Batı ittifakının geleceğine dair de ipuçları taşıyor.

Konu İngiltere-ABD ilişkileri ve Hürmüz olunca, siyasal hafızanın Süveyş Krizi (1956) kayıtlarına dönmesi kaçınılmaz. Mısır’da Nasır yönetiminin Süveyş Kanalı’nı millileştirmesine karşı İngiltere, Fransa ve İsrail’in ortak müdahalesi olarak başlayan savaş, saldırganlar açısından yalnızca bir hafta içinde stratejik bir hezimete dönüşmüştü. Bu trajik sonda ABD’nin payı büyüktü. Sovyetler Birliği ve Birleşmiş Milletler de işgale karşı çıkıyordu ama Londra üzerindeki en ağır siyasi ve ekonomik baskıyı Washington kurdu.

Süveyş krizi, ilk bakışta İngiltere, Fransa ve İsrail’in ABD onayı olmadan bağımsız dış politika sürdüremeyeceklerini göstermişti. Daha geniş tarihsel perspektiften bakıldığında ise bu kriz, yeni dünya düzeninin resmî ilanı niteliğindeydi. 2. Dünya Savaşı sonrasında şekillenen Doğu-Batı kutuplaşması çerçevesinde Batı’nın lideri artık tartışmasız biçimde ABD’ydi. Süveyş, Britanya İmparatorluğu’nun jeopolitik merkez olma vasfını kaybettiğinin sembolik tescili oldu. Bugün bazı yorumcular, İngiltere’nin yaklaşık yetmiş yıl sonra Hürmüz’de Süveyş’in rövanşını alma fırsatı yakaladığını öne sürüyor. Onlara göre, nasıl ki Süveyş krizi Britanya İmparatorluğu’nun sonunu simgelemişse, İran savaşı da Amerikan küresel hegemonyasının çözülüşüne işaret ediyor. Ne var ki İngiltere’nin böyle bir rövanş arayışında olduğuna dair ciddi bir gösterge bulunmuyor. Londra’nın tercih ettiği çizgi daha çok post-emperyal bir realizm görüntüsü veriyor. Charles’ın Washington ziyareti sırasında sergilediği tutum da bu yaklaşımın sembolik yansıması sayılabilir.

Süveyş fiyaskosu, İngiltere’nin dünya deniz ticareti üzerindeki etkisini tamamen kaybettiği anlamına gelmedi. Londra, güçlü donanmasını koruyarak küresel deniz yollarının stratejik geçiş noktalarında varlığını sürdürdü. Daha da önemlisi, küresel ticaretin asli damarları olan sigortacılık ve finans alanlarındaki üstünlüğünü muhafaza etti. Bu süreçte de, başta ABD olmak üzere Batılı müttefikleriyle uyum içinde hareket etti. Bugün İngiliz hükümetinin ABD ve İsrail’in İran saldırısına tam destek vermemesinin çeşitli nedenleri olabilir ama bunlar arasında Süveyş’in rövanşı ya da imparatorluğun yeniden ihyası gibi nihai arzular olduğunu düşünmek fazlasıyla spekülatif olur. Kaldı ki, sıra dünya egemenliğine gelene kadar İngiliz devleti ve toplumu ciddi iç politika kaygılarıyla boğuşmak zorunda görünüyor. Epstein skandalı içinde hem Kral’ın öz kardeşi Prens Andrew hem de Başbakan Keir Starmer’ın “saygın” mesai arkadaşı Peter Mandelson isimlerinin yer alması, bu politik kriz koordinatlarından birini oluşturuyor. Bir diğer önemli kriz alarmı ise aşırı sağcı Reform UK partisinin birinci parti konumuna yükselmesiyle çalmaya başladı. Westminster kulislerinde, seçimlerin yapıldığı 7 Mayıs gününden bu yana dünya egemenliği değil başbakanın acilen istifa etme gereği konuşuluyor. Amerikan yönetiminin İran savaşından belirli ölçüde güç ve prestij kaybederek çıkması şaşırtıcı olmayacaktır. Küresel güç dengelerinde önemli kaymalar da yaşanabilir. Ancak bundan hareketle İngiltere’nin ya da Avrupa Birliği’nin ABD’ye alternatif bir hegemonik merkez haline geldiğini söylemek gerçekçi görünmüyor. Mevcut jeopolitik düzen daha çok Asya ve “Küresel Güney” eksenlerinden zorlanıyor. Klasik bir Batı karşıtı blok oluşturmamakla birlikte, BRICS benzeri yapılar, özellikle Çin’in artan ağırlığı altında küresel ekonomi ve siyasette daha görünür aktörlere dönüşüyor.

Dünyanın ekonomik ve jeopolitik ekseni yeniden biçimlenirken, Trump yönetiminin Batı bloğunu tahkim etmek yerine sarsıcı hamleler yaptığı görülüyor. Trump, Avrupalı müttefiklerini savunma bütçelerini artırmaya zorluyor; aynı zamanda ABD’nin küresel askeri yükünü azaltma eğilimi sergiliyor. Avrupa devletleri, kıtanın güvenliği üzerine Amerikasız çözüm alternatifleri üretme derdindeler. Bu denklem içinde, Rusya’yı tarihsel hasım olarak kodlamayı bırakmayan İngiltere’nin Avrupa Birliği’yle yeniden yakınlaşması kaçınılmaz görünüyor. İşte Charles III’ün Washington ziyareti de tam bu bağlamda anlam kazanıyor: Ziyaret, İngiltere’nin Avrupa’yla yeniden yakınlaşırken de ABD’yle arasındaki “özel ilişkiyi” koruma iradesinin sembolik bir beyanı olarak okunabilir.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Zafer Yörük yazdı: Küba’yı hırpalamak: Trump’ın rüyası ve kâbusu

Raul Castro, sosyalist Küba’nın ikinci devlet başkanıdır. Ağabeyi Fidel’in...

İran: Barbarları beklerken – Zafer Yörük

İran, uzun süredir tarihin bir eşiğinde bekliyor. Ama bu...

Cumhuriyet: ‘Ana’ ve ‘Yavru’ –  Zafer Yörük

Cumhuriyet 102, Kuzey Kıbrıs’ın ‘kurtuluşu’ da 51 yaşında. 1974...

Türk-İsrail ‘savaşı’ ve Sumud – Zafer Yörük

Akdeniz sularında büyük bir uluslararası dayanışma filosu bugünlerde Gazze’ye...

Devletin yayılmacı aklının eleştirisi – Zafer Yörük

Türk dış siyaseti, sınırları korumaya odaklı savunmacı bir doktrine...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,905TakipçilerTakip Et
955AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Bu ne biçim dünya hale geldi

Ufak bir normal ilgiyle başlamak, yeterli gelecek. Nasıl bir...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: “Gipriz Cumhuriyeti’ndeki Haglarımız” Söylemi Üzerine

Gıprızlıca gonuşan Gıprızlıların genelde üş tip vatandaşlıgları vardır. Bunnardan...

Neşe Yaşın yazdı: Yaslı Deniz Manzarası

1964-1967 yılları arasında Lefkoşa enklavında büyümekte olan bir çocukken...

Fehim Taştekin yazdı: Yalınayak kamalılar, biçare ağalar

İran’ın müttefiki Ensarullah hareketinin liderliğindeki Yemen Silahlı Kuvvetleri karşı...

İ. Uğur Toprak yazdı: Gıdanın Dünü, Bugünü ve Geleceği

Başlığa bakınca ister istemez düşünüyor insan. Gıdanın dünü neydi,...

Vijay Prashad yazdı: Göçmen karşıtlığının arkasındaki ekonomik gerçekler ne?

Bugün dünyanın neresine gidersek gidelim, Küresel Kuzey'den Küresel Güney'e,...

Aras Coşkuntuncel yazdı: Neoliberalizm, 11 Eylül ve faşizm

25 yıl önce uçaklar ikiz kulelere çarpınca hemen anlaşılan...

Canlı yayın