yazılariktibasFeminizm ve ekoloji: Aynı mücadele mi? - Marijke Colle

Feminizm ve ekoloji: Aynı mücadele mi? – Marijke Colle

Orjinal yazının kaynağıcadtm.org
alıntı yapılan kaynakjindergi.com
Kategori:

Gelecek korkusu ve barışçıl ve yeryüzüne saygılı başka bir dünya vizyonu önermenin aciliyeti, 80’li yıllardaki kadın direniş eylemlerinin arkasındaki itici güçtü. Bugün ekolojik mesele, iklim değişikliği bilinciyle birlikte aramızda merkezi bir konuma gelmiştir. Aynı zamanda kadınlar, feminist mücadelelerin tükenmediğini, Me too hareketinin gündeme getirdiği kadına yönelik şiddetin birçoğu için hala çok gerçek olduğunu çok net bir şekilde algılıyorlar. Kadın-erkek ilişkisinin şiddeti, tıpkı doğaya uygulanan şiddet gibi, kapitalist ve ataerkil toplumumuzda çok derindir

Ekofeminizm hangi bağlamda ortaya çıkmıştır?

Ekofeminist farkındalık, çevresel sorunların (kuraklık, sel, kasırga, ormansızlaşma vb.) insanları, özellikle de kadınları daha erken ve daha yoğun bir şekilde etkilediği Üçüncü Dünya’da ortaya çıkmıştır. Örneğin Hindistan’da 1970’lerin başında bir grup kadın, ormanlarını endüstriyel ve ticari amaçlarla sömürülmekten kurtarmak için bir hareket – Chipko hareketi – oluşturdu. Bu ormanlar İngiliz sömürge yönetimi tarafından tekel altına alınmıştı ve bağımsızlıktan sonra da güçlü askeri etkiye sahip devlet mülkiyeti olarak kaldı. Himalayalar’ın yamaçlarındaki bu ormanlara bitişik olan ve çoğunlukla kadınların yaşadığı köyler için – erkekler şehirde çalışmak için göç ediyordu – ormanlar özellikle erozyonla mücadelede çok önemliydi. Bu nedenle bu Hintli köylüler, çevrelerini korumak adına ağaçların kesilmesini önlemek için ağaçların etrafını sarmaya başladılar ve onları kesmeye gelen ordu ile aralarına fiziksel olarak girdiler. Bu eylem kısmen başarılı oldu çünkü ordu kadınlara saldırmaya cesaret edemedi.

Harekete katılan önde gelen Hintli filozof Vandana Shiva, eko-feminist vizyonun şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Shiva, diğer şeylerin yanı sıra, çevresel krizin nedeni olarak görülen aşırı nüfus artışının sorumlusu olarak kadınları gösteren demografik politikaları kınamaktadır. Hindistan ordusunun yardımıyla binlerce kız çocuğunun (Hindistan’da özellikle düğünlerde kız çocuklarının aileleri tarafından ödenmesi gereken başlık parası nedeniyle erkek çocuklardan daha az değer verilen) kürtajla alınmasına yol açan doğum kontrol politikalarına karşı çıkmaktadır.

Latin Amerika ülkelerinde ekofeminizm esas olarak yerli halkların katkıda bulunduğu Buen Vivir kavramıyla ilişkilidir. Kadınların önemli bir rol oynadığı bu düşünce biçimi, doğa ve insanlar arasında uyumlu bir ilişkiye dayanmaktadır. Bir miktar nesnenin elde edilmesinden ziyade yaşam kalitesini desteklemektedir. Güney’in bu ekofeminizminin yanı sıra, daha Batılı bir ekofeminizm de vardır …

Ekofeminizmin Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da ortaya çıkışı 1980’lerin başına, çok farklı bir bağlama dayanmaktadır. Öncelikle Soğuk Savaş’ın doğasında var olan nükleer silahlanma yarışıyla ilgilidir. Amerika Birleşik Devletleri’nde, Mart 1979’da Three Miles Island nükleer santralinde meydana gelen kazanın ardından Kadınların Pentagon Eylemi iki bin kadını bir araya getirmiştir. Bu kadınlar toplumun militarizmini kınadılar. İngiltere’de kadınlar Greenham Common üssündeki nükleer füze depolama projesini protesto etmek için bir barış kampı düzenlediler. Bu pasifist hareket, savaşı reddeden, çocuklarının yaşamlarını ve daha geniş anlamda insanlığın ve gezegenin geleceğini korumak isteyen kadınlar tarafından yönlendirildi. Kurtuluş teolojisinden etkilenen Amerikan ekofeminizmi, kültürümüzde Tanrı’nın erkek olduğu, doğanın dikkate alınmadığı, kadınların arka plana itildiği gerçeğine isyan eden teologlardan oluşan ruhani bir akımı da içermektedir. Bazıları yüzyıllar boyunca avlanan cadılarla özdeşleşirken, diğerleri onların tarihini ve mücadelelerini şiirsel öykülerle anlatıyor.

Kadınlar feminist ve ekolojik meseleleri nasıl dile getirmeye başladılar?

Ekofeminizmin temel tezi, kadının sömürülmesi ile doğanın sömürülmesi arasında bir analoji, benzer özellikler olduğunu söylemekten ibarettir: onlara saygı gösterilmemesi, onlara ayrılan yer, çalışmalarının, üretimlerinin görünmez kılınması vb. Örneğin Vandava Shiva, hamile kadınların fetüslerin seçilmesine olanak tanıyan teknobilim tarafından izlenmesi ile bilim insanlarının mono kültürlerin yaygınlaştırılması için yabani bitkileri ortadan kaldırarak doğaya hükmetmeye ve onu şekillendirmeye çalışmaları arasında bir paralellik kurmuştur. Ekofeministler bu baskıların birbiriyle bağlantılı olduğunu, ataerkil kültürde birbirlerini güçlendirdiklerini gösterirler. Ancak feminist ve ekolojik meseleleri somut mücadeleler aracılığıyla dile getirmeye, kadınların ve doğanın maruz kaldığı tahakkümlere karşı mücadeleleri kesiştirmeye ve böylece özgürleşmelerine izin vermeye başladılar. Ekofeminizm teorik olarak değil, kadınların kolektif, yaratıcı, şiddet içermeyen deneyimleriyle gelişmiştir.

Bu bağlantılı baskılar nereden geliyor?

Modern düşünce, kökenleri bazen çok eski zamanlara (Platon, Aziz Augustinus vb.) kadar uzanan ikilikler etrafında yapılandırılmıştır; kadın bir rahim olarak görülürken erkek bir beyin olarak algılanmıştır. Daha sonra Rönesans’ta, İnsan ve Doğa ayrımı, bir tarafta doğa, kadın, duygular, psikoloji, sezgi ve diğer tarafta kültür, insan, akıl, güç, şeylerin rasyonel kavranışını gören insan ve insan olmayan ilişkilerin bölünmesine ve hiyerarşize edilmesine yardımcı olmuştur. Bu ikilikler hem kadının ve doğanın değersizleştirilmesi hem de erkeğin kadın üzerinde güçlendirilmesi için bir gerekçe oluşturmaktadır. Kapitalist toplumun ortaya çıkışı ve teknobilimin gelişmesiyle birlikte, kadınların sömürülmesi ve doğanın araçsallaştırılması daha da sapkın biçimler bulmuş, hatta onları salt metalara indirgemiştir.

Feminizmi “yeşillendirerek”, onu “doğallaştırma” riski yok mu?

Düalist düşüncenin getirdiği kadınların doğayla özdeşleştirilmesi, doğru olmadığı için sorunludur. Sözde kadınsı (veya erkeksi) beceri ve rollere hapsedilen kadınların (aynı zamanda erkeklerin) genel olarak insan potansiyelini azaltır. Şimdi, bir kadın sözde erkek becerilerinde gelişebilir ve bunun tersi de geçerlidir. Özünde doğaya erkeklerden daha yakın değillerdir. Feminist hareket onlarca yıldır kadınları, ataerkil düşüncenin kadınları ev içi alana hapsetmek ve siyasetten dışlamak için istismar ettiği bu doğa bağından kurtarmaya çalışmaktadır. Bazı korkak burjuva radikal feministler ekofeminizmi kadınları geleneksel rollerinde tutmakla suçlayarak reddettiler. Bana göre bu suçlama doğru değildir. Kadınların ezilmişliklerinin farkına vardıkları ve savaş, kâr, rekabet, doğa üzerindeki tahakküm yasalarıyla yönetilen bir dünyada yaşamayı reddettikleri çok gerçek mücadelelerin hareketidir. Kadınlar ve doğa üzerinde uygulanan tahakküm ve sömürü sistemleri hakkında farkındalığın artmasını sağlayan eylem dinamiğidir. Bu farkındalık kitap okuyarak değil, gerçek hareketlerin bir parçası olarak elde edilebilirdi. Ekofeministler, doğayla olan ilişkilerini inkar etmek ve kendilerini insanlığın ait olduğu dünyadan koparmak yerine, bu bağı yeniden değerlendirmeye ve tahakkümün dışında, hiyerarşik olmayan yeni ilişkiler kurmaya çalışırlar. Sorunlu olan bu ilişkilerdeki hiyerarşi ve tahakkümdür- “erkek” olanın “dişi” olandan daha iyi olduğu gerçeği; toplumun işleyişine olan faydasına rağmen doğanın değersizleştirilmesi- ilişkinin kendisi değil.

Ekofeminizmin ortaya çıktığı durum ile günümüz arasında ne gibi benzerlikler var?

Gelecek korkusu ve barışçıl ve yeryüzüne saygılı başka bir dünya vizyonu önermenin aciliyeti, 80’li yıllardaki kadın direniş eylemlerinin arkasındaki itici güçtü. Bugün ekolojik mesele, iklim değişikliği bilinciyle birlikte aramızda merkezi bir konuma gelmiştir. Aynı zamanda kadınlar, feminist mücadelelerin tükenmediğini, Me too hareketinin gündeme getirdiği kadına yönelik şiddetin birçoğu için hala çok gerçek olduğunu çok net bir şekilde algılıyorlar. Kadın-erkek ilişkisinin şiddeti, tıpkı doğaya uygulanan şiddet gibi, kapitalist ve ataerkil toplumumuzda çok derindir.

Kadınların ekoloji mücadelesine katkıları nelerdir?

Kadınlar toplumda çok fazla şeyden sorumlu oldukları için, kendilerine verilen roller nedeniyle (ev işleri, çocukların, yaşlıların, hastaların vb. refahından sorumlu olma), ekolojik ve çevresel konularda daha fazla endişe duymaya yönlendirilirler. Çevrelerindeki, yaşam alanlarındaki, fabrikalarındaki kirlilik sorunlarıyla ilk karşılaşanlar ve çocuklarının, ailelerinin, iş arkadaşlarının hayatını korumak için çözümler arayanlar onlar olacaktır; insan toplumu ile sosyal çevresi arasındaki ayrılmaz bağın, doğa ile insan yaşamı arasındaki bağlantının, harekete geçme aciliyetinin, gezegenin yok edilmesini durdurmanın ve değişmesi için harekete geçmenin farkına varacaklardır. Genç kız öğrencilerin iklim grevlerinde bu kadar öne çıkmaları boşuna değil…

Ekoloji bize hiçbir şeyin kaybolmadığını, organik olmayan tüm atıkların gezegende kaldığını ve çöp kutusunun dolmakta olduğunu öğretiyor. Tek bir gezegenimiz olduğunun farkına varılması, bugün hala ev işlerinde en fazla sorumluluğu üstlenen kadınlar arasında da çok belirgin.

Ekofeministlerin mevcut bağlamda açtıkları perspektifler nelerdir?

Ekofeministler, toplumun işleyişinin büyük ölçüde kadınların ve doğanın görünmez ve karşılıksız katkılarına bağlı olduğunu göstermektedir. Başkalarına bakma, ev işleri, aile içi ilişkilerle ilgilenme, özel hayata ait oldukları ve ticari döngünün dışında kaldıkları için toplumdaki tüm işler, doğaya yönelik ekosistem hizmetleri gibi görünmezdir. Yine de bu kadın işi ekonominin yaklaşık 2/3’ünü temsil etmektedir. Ekofeministler bu görünmezliği görünür kılmaya ve ona değer vermeye çalışırlar. Yaşadığımız krize ekolojik bir çözüm istiyorsak, kadınların bu derin tutumunu, yani özen ve ihtiyatlılığı geri almalı ve dünyaya yaymalıyız: hesapsız risk almamak, rekabet yerine işbirliğine, nicelik yerine niteliğe, piyasa değeri (satılmak ve kar elde etmek için üretilen nesneler) yerine kullanım değerine (refahımız için yaptığımız nesnelerin faydası) öncelik vermek, atmak yerine geri dönüştürmek…

Görünmeyeni görünür kılmak, işte bu yüzden 8 Mart kadın grevi çok önemli. Kadınların, kendileri durursa dünyanın da duracağını fark etmelerini sağlıyor. Kendi eylemlerinize güvenmek önemlidir çünkü kadınlar katkılarını, kolektif hareket etme güçlerini bu şekilde gösterecek ve bu ekofeminizm somut hale gelebilecektir.

Çeviri: Jin Dergi Ekibi


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

Federico Pita yazdı: Latin Amerika tekno-faşizmin yeni laboratuvarı

Latin Amerika, teknoloji-üstüncülüğünün siyasi ve ideolojik laboratuvarına dönüşüyor. Silicon Valley milyarderi...

Ertan Erol yazdı: Trump’ın kayığında Kolombiya sağı

Kolombiya’da Seçilmiş Başkan Abelardo de la Espriella kuracağı hükümeti...

Shamim Chaudhry yazdı: Güney Asya’nın genç kuşağı yeni bir sosyal devrime doğru mu ilerliyor?

Güney Asya, şu anda dünyadaki genç nüfus oranının en...

Hazal Yalın yazdı: Nikaragua, 7 Ders

Ben Latin Amerika uzmanı değilim; kuşkusuz Nikaragua’yı benden çok daha...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,916TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın