yazılariktibasBugün bir kamu hukukumuz var mı? - Ulaş Karadağ

Bugün bir kamu hukukumuz var mı? – Ulaş Karadağ

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net
Kategori:

Şurası açık: İktidar kamusallaştıkça, hukuk da kamusallaşır; öyle ya, kamu hukukunun varlığı kısaca buna bağlı. Hukuk teorisinden ve siyasi tarihten bildiğimiz kadarıyla, siyasi karar alma gücü paylaşıldığı ölçüde yasa dediğimiz şey soyut ve genel bir nitelik kazanır. Modern hukuk, bir bakıma, yasanın birden fazla güç odağını aynı ölçüde bağlayabilmesi demektir (“Bağımsız ve tarafsız” yargı, bir açıdan bunun denetimini yapar). Güç/iktidar, tek bir kişide/grupta biriktiği ölçüde ise yasa bu bağlayıcılığını kaybeder.

“Soyut” ve “genel” olan, kuşkusuz “kamu”sal olmaya elverişlidir; ancak somut ve tekil, adı üstünde belirli bir duruma, belirli bir kişiye özgüdür. Siyasi güç paylaşılıyorsa eğer, bu gücü paylaşanlar haliyle sınırlı bir güce sahip olurlar. Paylaşılmıyorsa, tersi. O halde modern/liberal kamu hukuku, doğası gereği, bu güç paylaşılıyorsa vardır. Çünkü kamu hukukunun anlamı, eninde sonunda karar alanı ve bu kararı uygulayanları, belirli durumlarda, belirli biçimlerle sınırlamaktır. Kamu hukuku tarihi de bunu gösterir zaten: Krala yasal sınırlar koyan bir kamu hukukunun yokluğu, kralın hukukunu kamu hukuku haline getirir.

Orta Çağ deyip geçmemek lazım. Erken ya da geç, kralı sınırlayan bir kamu hukuku görmek mümkün. Ta ki “sınırlama” “düzenleme”ye dönüşene kadar. Kamu hukukunun etkinliği burada artar, faaliyet alanı büyür. Ama “Bunu yapamazsın”dan, “Bunu ancak şöyle yapabilirsin”e geçilir. Hatta, “Herkes bunu böyle yapmalı” da denir. Hukuk normu dediğimiz şey kabaca bu. Feodal hukuk (Orta Çağ hukuku) herkese seslenmez, seslenemez. Modern dünya bu nedenle kendi hukukunu üretmek zorunda kalır; Hobbes’tan Kant’a, sıradan insanın itaat ödevi, hükmedenin ahlaki ve yasal sorumluluğu seküler normlarla, buyruklarla düşünülür. Bu aynı zamanda, Ulus Baker’in de altını çizdiği gibi, Rönesans sonrası ortaya çıkan meşruiyet bunalımını aşmanın bir yoludur. Rönesans öncesi siyasal yaşam “Ya doğa ya da tanrı tarafından garantilenmiştir”.[1] O halde, öyle sanıyorum ki bu yeni siyasal yaşamı garantilemenin yolu kamu hukukunun oluşumundan geçmiştir.

Hukukun üstünlüğü dediğimiz şey de biraz bununla ilgili. Hukukun herkesi bağlamasını istiyorsanız eğer, gayrişahsi hukuk biçim(ler)ine ihtiyaç duyarsınız. Hukuk normları bu yüzden önemlidir. Gayrişahsilik, “Sen benim kim olduğumu biliyor musun” sorusunu hukuk sisteminin çekirdeği olmaktan çıkarır. Bunu Carl Schmitt de söyler; hukuk devleti, hukukun kimi niteliklere sahip olmasını, özellikle de “hukuk normu ile bir irade veya tedbire dayalı emir kavramlarının”[2] ayırt edilebilmesini gerektirir. Çünkü hukuk normu, en azından kağıt üzerinde, hükmedene “Berlin’de hakimler var” mesajı verir. İradeye dayalı emir/karar ise şahsidir ve hükmedenle hükmedilen arasındaki demokratik ve kamusal bağlantıyı koparır. Evet emir/karar kamuya etki eder; ancak hükmedenle hükmedilen aynı kamusal uzamın bileşenleri olmaktan çıkmış olurlar. Birinde hükmedilen kamusal gücün kaynağı iken, diğerinde buradan koparılmıştır. İktidarı kamusal alanda harekete geçirme gücü (Devlet Teorisyeni Bob Jessop, bir yerlerde “İktidar uygulanmaz, harekete geçirilir” diye yazmıştı) bir ayrıcalığa dönüşür. Ayrıcalık, kamusallığın zıddıdır.

Tüm bunları, olan bitenin yakıcılığı karşısında hızlı bir çare aramak için yazmıyorum; ancak merak ederek, biraz da davet ederek, biz hukukçulara soruyorum: Bugün bir kamu hukukumuz var mı gerçekten?

(*) Hukukçu

[1] Ulus Baker, “Siyasal Alanın Oluşumu Üzerine Bir Deneme”, Toplum ve Bilim, 63, 1994, 86.

[2] Schmitt, Carl (2008), Constitutional Theory (Durham: Duke University Press) (Çev. Jeffrey Seitzer).


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Ümit Akçay yazdı: COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu, çarpıcı bir çelişkiye...

Emre Demir yazdı: Farklılıklar içinde birlik arayışı: 18. BRICS Zirvesi

Yeni Delhi’de 18. BRICS Zirvesi, 12-13 Eylül 2026 tarihlerinde...

İ. Uğur Toprak yazdı: Gıdanın Dünü, Bugünü ve Geleceği

Başlığa bakınca ister istemez düşünüyor insan. Gıdanın dünü neydi,...

Kerem Göktan yazdı: 11 Eylül sonrası ABD-Çin ilişkileri: Ortak yaşam-gerginlik sarmalı

11 Eylül 2001’de gerçekleşen radikal İslamcı terör saldırısı sonrası...

Enzo Traverso yazdı: Marx, tarih ve tarihçiler: Yeniden kurulması gereken bir ilişki

Son yıllarda başlayan ve yaygın olarak “yeni eleştirel düşünceler”...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,898TakipçilerTakip Et
965AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Sonbaharda ısınan Fransız sokakları

Şöylesine bir haber düşünün: “K. Kıbrıs'ta bazı talepler sonucu...

Özkan Yıkıcı yazdı: Yeni döneme açılan yelkenleri ile Irak

Ortadoğu'nun siyasal tarihinde Irak, kavşak dönemlerde dahi önemli sıçramalar...

Hediye Levent yazdı: Irak’ta işgal bitti! Peki şimdi ne olacak?

30 Eylül 2026 Irak için tarihi bir gün. Yaklaşık...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sabahın seherinde ekim ayına başlarken ki Türkiye

Sabahleyin klasik altı buçuk yataktan kalkma dönemim başladı. Önce...

Ceren Ergenç yazdı: ABD-Çin zirvesinden çıkan geçici barış kime yarayacak?

Xi Jinping geçen hafta üç günlük bir devlet ziyareti...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sıra geldi Brezilya seçimlerine

Bu yıl özellikle Latin Amerika seçimleri önemliydi. Öyle önemli...

Özkan Yıkıcı yazdı: Yeniden tekrarlama ihtiyacı

Sonunda New York şovları sonlandı. Tabii ki oraya gidip...

Canlı yayın