yaklaşımlarÖzkan YıkıcıBeni ilgilendirmez! Bana ne?

Beni ilgilendirmez! Bana ne?

Çözümleme yaparken, doğru noktadan başlamak gerekir. Öyle canın sıkılıp da birşeyler deyip konuşmaya benzemez. Başka açıdan, konuları sorarken, karşınızdakinin davranışını da doğru okumanız önemlidir. Fakat en önemlisi, en azından eskiden benim dönemimde diyalektik yöntem öğretilirdi. Konuşulan konunun sonucuyla sınırlı kalarak değil neden sonuç ilişkisi özelikle vurgulanırdı. Fakat, tekrar edecem: çoğu lalfazanlık yapan veya ekranda şu veya bu ünvanda olan kişiler, en basitiyle Neoliberalizmi bilmiyor. Bilmemenin yanına, sisteme dokunmadan da ayıklama yöntemi ile istenilenlerle kültürleşen görüşler savunmaktadırlar. Sonuçta tek doğru çıkar: gerçekleri öteleyerek, ma kabul edilip savunulan sömürge kültürüyle söylemler yağdırılmaktadır.

Kulanılan önemli ifadelerden ikisi şunlar: bana ne, beni ilgilendirmez” olarak kısaca anlatmak mümkün. Ancak bunlar da mutlak değildir. Kültürleşen şekli ayni zamanda halk kültür davranışı olma şeklidir. Onun için kimi özüyle kimisi de kaçışla bu ifadelere sarılmaktadır. Burda dahi dikat isteyen birikimli pratik ile analiz yapacak görüş gerekmektedir.

Kimisi gerçekten, yaşamdan kopmanın ifadesi olarak “beni ilgilendirmez” diyor. Doğrusu da olunca, haberi olma tutumu da yoktur. Habersiz olma gerçeklerden ve özellikle siyasal eksenden kopmanın itirafıdır. Bunlar artık sistemin yedek gücü ve kültürel savunucularıdır. Sesiz ve yeri geldiğinde de destekçisidir.

İkinci kulaım şekli ise kaçıştır. Bazı bilgileri vardır. Hat da kendisi de karşılaşmaktadır. Fakat, işine gelmediği veya korktuğu için, bu konudan sıyrılma davranışı olarak baş vurmaktadır. Bunları düzeltmek zor. Çünkü kültürleşen gerçekten sıyrılma yöntemidir. Nasıl ki siyasal ayrışmada sırf kendini ele vermeme veya koruma aıyla “tarafsızım” demenin başka şeklidir olan.

Bir de karışık şekli vardır. Bu oldukça tehlikelidir. Bana ne veya beni ilgilendirmez söylemenin ötesine gider. Asllında farkındadır ve böyle duruşla da çıkar veya görev yapmaktadır. Tehlikeli olan “beni ilgilendirmez” denip, sonra siz daha rahatlamış veya tedirgin olurken, o sizden alacaklarıyla başkasına ya ajanlık, ya ispiyon veya dedikou yapmakta kulanmaktadır. Buna dahasını eklemek de mümkün. Ama sonuçta beni ilgilendirmez ifadesi kültürel kaçışın normaleşmiş sistemsel yeniden üretme kitlesel aracıdır.****

Bu konuda aslında sunum için önemli bir araştırma da gerçekleşjtirdim. Fakat sunacak platforum da bulmadım. Başka bir araştırmam da teknoloji ile gericilik kültürü bütünleşmesi üzerineydi. Fakat, projeli ve sisteme dokunmama alanları olduğu için, akademik olarak da kabullenmediğim hareketiyle seçki olamadım. Tabi siyasal dokunuş ve gerçeklerden de resmen korkanlar da olduğunu mutlaka eklemeliyim.****

Gelelim bazı örneklere; çoğu zaman hemen tekrarlanan duruştur: Türkiyede olanlar deyince en kendini çözümcü dahi adayanlar hemen “bizi ilgilendirmez” kuramına sarılır. Öyle ki Türkiyenin net belirleyiciliği ile orda olanların buraya yansıyacağı kesinken, yine de ayni sığıntı hemen sisle çevrilir. Onların iç işi veya bizi alakadar etmez denilir. Nitekim son gelişmeler birçok ülkede konuşulmanın ötesinde tartışılırken, etkisi direk olan K. Kıbrısta medyada dahi yer bulmuyor. Yorum ise arada bul.

Peşpeşe iki kayim atanma dönemi yapıldı. Biri Mersinin Akdeniz ilçesinde öteki de istanbulun Beşiktaşında oldu. Aslında TC yerel ve giderek demokratik örtütlere karşı uygulanan kural haline geldi. Tabi K. Kıbrısta da UBP kayimi de araya ekleyelim. Ama çoğu keksim şu veya bu nedenle “beni ilgilendirmez” havasında. Bazı daha açıkgöz medyacı da “onların iç işi, karışmayalım” söylemi geliştirilmektedir. Oysa Türkiye K. Kıbrıs gerçeği öylesine geleceği teslim aldı ki demeğin gitsin.

Yine ikidebir Kıbrıs sorunu deniliyor. Çözüm önerileri de havada bulanık bulut dönüşümünde. Fakat herkes bilir ki Türkiyenin dediği oluyor. Hat da masa başına gidenler dahi sazı TC eline verir. Son isviçredeki Çavuşoğlunun Akıncıyı soktuğu durum ortada. Ama bu bizi hiç ama hiç ilgilendirmez. Bize sunulan ezberle rumu suçlayıp durmak varken..

Yine son dönemde bölgemizde önemli altüstler oluyor. Altüstler olurken cihatçılar etrafta cirit atıyor, otoriter rejimler gelişiyor. Askeri üstler ağı örülüyor. Ama bizi ilgilendirmez. Meclisimizde adı dahi vurgulanmaz. Dar alan yüksek ses havalı sis bonbalar atılır. Onlar da gaz dolu.

Daja da naste gelelim: bir uandan yoğun nifus bana neye takılır. Hat da yeri geldiğinde ucuz emek olarak sömürerek veya yüksek kiralı evlerle de cepler doluyor. Fakat, iş sorunlara gelince sanki biz apakhaldeymiş gibi tüm suçları onlara yıkarık. Bana ne ile şikayetname ikilemindeki beni ilgilendirmez haası çalınıyor.

Örnekleri çoğaltmak kolay. Hele çoğalan bana necileri de daha zengin alana açmak da muhtemeldir. Ama bana necilik yükseldikçe, devamında daha karanlık kirli yollar da derinleşir. Söz hakı elden gider. Gerçeklerden kopulur. Bir kültür hale gelince de değiştirmek de zor. Var olanı savunma derecesine yükselir. Bana neciliği savunmaya ve savunurken bazen sistemin kendisini bazen de değişmez olduğunu da ekler. Bir anlamda K. Kıbrısta sömürgecilik değil daha da ilerisi ilhaklaşmanın kolayca yerleşmesini de sağlar.

Yazı uzamasa daha çok örnek verecem. Son en yakından bir örnekle tamamlayım: sokak başında birisiyle konuşuyordum: Türkiyedeki Beşiktaştaki belediye başkanı olayını soruyordu. Yanımızdan geçen bir tanıdık: “sana ne” diyor. Devamında ikisinin buluştuğu nokta şu: “biz zaten haber izlemiyoruz. En iyisi de bu. Olanlardan haberimiz olmayınca da rahatlarız” diyerek gülüştüler.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Köylüm Bektaş Göze’nin ardından

İkimiz de Dilirga bölgesinde doğduk. Köylerimiz ayrı olsa da...

Özkan Yıkıcı yazdı: Dünya futbol kupası şampiyonası sürerken, kaçırılanlar!

Sıcak hava demeden, birçok skandallarla daha başlamadan damga vurulan...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sevgül Uludağ’ın ardından bir hüzün yazısı

Aslında bilip de tereddütle yaşadığım bir haber gibiydi. Zaten...

Özkan Yıkıcı yazdı: Davranış net

Havalar ısınırken, savaş daha nefes alırken, ikinci mutabakat alanından...

Özkan Yıkıcı yazdı: Tam bir sistemsel rol ülkesi: Katar

Son Ortadoğu çatışmaları sık sık duyduğumuz gelişmelerdir. Özellikle de...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,929TakipçilerTakip Et
886AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Sıfıra Dönüş Olmadan, Aşamalarla Çözüm – Kıbrıslılar Hangi Çözümü Kabul Edebilir

Eğer Kıbrıslı Rumlar, çözümün uygulandığını, toprakların geri verildiğini, garantilerin...

Ecehan Balta yazdı: 35×35: Fosile Elektrikli Makyaj

COP31’e giderken Türkiye’nin iklim diplomasisinde öne çıkardığı yeni hedefin...

Serdar Paulo Erdost yazdı: Komünistler Graz’da güven tazeledi: Fırtına ortasında kızıl bir vaha

Avusturya’nın güney eyaleti Steiermark’ın başkenti Graz’da belediye başkanlığı seçimini...

Hediye Levent yazdı: Irak’ta yüzyılın operasyonları ve temkinliler!

Irak yolsuzluk operasyonu ile çalkalanıyor. Irak basınında yerin 4...

Ceren Ergenç yazdı: Çin platformlarına gümrük duvarı: Aynı verginin iki ucunda Türkiye

Avrupa Birliği 1 Temmuz’da, değeri 150 avronun altındaki paketlere...

Kavel Alpaslan yazdı: NATO neden bir mafya örgütüdür?

Mafya denince gözümüzde canlanan resim sadece ‘yeraltına’ aitmiş gibi...

Metin Yeğin yazdı: ‘Terra Viva’ kooperatifi

Bayağı fabrikaydı işte. Kocaman binası, sütlerin, peynirlerin, peş peşe...

Özkan Yıkıcı yazdı: Köylüm Bektaş Göze’nin ardından

İkimiz de Dilirga bölgesinde doğduk. Köylerimiz ayrı olsa da...

Canlı yayın