yaklaşımlarHalil PaşaBatının gözünde Türkiye-Rusya "savaşı", Ortadoğu ve Kıbrıs (1) - Halil Paşa

Batının gözünde Türkiye-Rusya “savaşı”, Ortadoğu ve Kıbrıs (1) – Halil Paşa

Kategori:

halilpasaRUSYA-TÜRKİYE “SAVAŞI” DÜNYA BASININ MANŞETLERİNE TAŞINDI

Rus uçağı Su-24’lerin, Türkiye’nin F-16 jetleri tarafından düşürülmesi, Amerika ve Avrupa siyasi çevreleri ile basınında büyük yankı uyandırdı.

Olayın gerçekleştiği andan itibaren Amerika ve Avrupa televizyon kanallarının haberlerinde, yanarak düşen Rus jetinin görüntüleri yer aldı. Arkasından iki ülke arasında süren karşılıklı sert demeçlerle devam eden politik gerginlik, hem her iki ülkenin, hem de dünya basının manşetlerini işgal etti.

Hem Amerika ve Avrupa’nın ve hem de gazetelerin köşe yazarlarıyla televizyonlardaki savaş uzmanlarının yorumlarına “kulak kesildi” dünya.

 

RUSYA-TÜRKİYE GERGİNLİĞİ KISA SÜREDE BAŞLADI VE UZUN SÜREDE BİTMEYECEK

Uçağın düşürülmesinden bir gün sonra diplomatik atağa geçen Putin, Türkiye’deki mevcut siyasi, iktidar erkinin (RTE ve AKP Hükümeti) kendi ülkesini İslamlaştırmaya çalıştığını öne sürdü. Örnek olarak da, AKP hükümetini, Suriye krizinde, İŞİD’i değil, İŞİD’e karşı savaşan Kürtleri bombalamakla, Rus uçaklarını tehdit edip düşürmekle, radikal İslamcıların geçişlerine karşı sınırı gevşek tutmakla suçladı.

AKP ile bağlantısı bilinen Osmanlı Ocaklarının içeride milliyetçilikle malul kışkırttığı Rus karşıtlığı, aynı anda Moskova’da Türk karşıtlığı ile devam etti.

Putin Rus jetleri düşürüldükten kısa süre sonra, Rus turistlerden, can güvenlikleri dolayısıyla Türkiye’yi terk etmelerini istedi.

Rus hükümeti Türkiye’nin en çok ticaret yaptığı ikinci ülke olma avantajını da kullanarak, karşılığında ekonomik ve ticari kısıtlamalara gideceğini duyurdu. Ayrıca Türkiye’deki “Nükleer Santral” inşaatını yavaşlatabileceğini de ima etmeyi ihmal etmedi.

Davutoğlu’nun Rus jetleri düşürme emrini kendisinin bizzat verdiğini söylemesi, “yine ihlal ederlerse yine vururuz” şeklindeki demeci ile Erdoğan’ın, Türkiye hava sahasını ihlal eden iki Rus jetinin düşürülmezden önce hangi ülkeye ait olduklarının bilinmediğini dillendirmesi pek uyuşmadı.

Hele de AKP’nin, Türkiye hava sahasını 17 saniye kadar ihlal ettiği söylenen iki Rus jetine düşürülmezden önce beş kez ihtarda bulunulduğu dair iddiası, batı basınında istihza ile karşılandı.

 

SORULAR-SORULAR…

Sıcak çatışma batıda ve Ortadoğuda pek çok soruyu da gündeme getirdi?

Rusya, uçaklarının Türkiye tarafından düşürülüp, bölgedeki İslamcılar tarafından da bir pilotunun katledilmiş olmasına nasıl cevap verecekti?

Rusya Türkiye’ye misilleme yaparsa, ABD öncülüğündeki NATO, bunu üyesine yapılmış bir saldırı olarak mı kabul edecekti?

“Ortak düşman İŞİD”e karşı savaşırken, “İki Rus uçağını sırf on yedi saniyeliğine üç-beş km. sınırı aştı diye düşürmek”, arkasından da “bir daha yaparlarsa yine düşürürüz” mealindeki açıklama yapmak, Paris’te patlayan bombaların yarası taze ve Belçika’nın başkentinde sokak-sokak İŞİD militanı aranırken, Türkiye lehine batıda nasıl bir algı yaratıyordu?

Hele de Türkiye’nin Suriye’de İslamcı örgütlerin kontrolündeki bölgelerden petrolü ucuza almak, buna karşılık bu örgütlere TIR’larla silah ve lojistik destek sağlamakla ilgili haberlerin ayyuka çıktığı bir anda batılı ülkeler ve dolayısıyla NATO Türkiye’yi desteklemekte zorlanmaz mıydı?

Türkiye Rusya arasında kısa dönemde olası bir uzlaşı olamayacağına göre, patlak veren gerginliğin “sıcak bir savaşa” yol açma olasılığı neydi?

Yoksa iki jetin düşürülmesiyle başlayan sıcak çatışma, yerini uzun erimli diplomatik bir kavgaya, yani “politik bir savaşa” mı terk ediyordu?

Sorular başka sorulara ve sertleşen karşılıklı demeçler de, çözümü uzun zaman alacak yepyeni sorunlara yol açıyordu…

 

TÜRKİYE-RUSYA SAVAŞI HENÜZ BİTMİŞ DEĞİL

İlk 24 saatte ve sonraki birkaç gün içerisinde özellikle Erdoğan ile Putin arasında karşılıklı olarak havada uçuşan suçlamalardan sonra, birinci yani sıcak çatışma değil, ama ikincisi, politik bir savaş gerçekleşti.

İki ülke arasındaki kavga-çatışma-savaş… Adına ne denirse densin, bu gerginlik henüz bitmiş değil ve şimdilik gidişat bu “savaşın” uzunca bir süre daha devam edeceği, hatta şiddetlenerek artabileceğinin sinyallerini verdiğidir.

19’uncu yüzyıldan bu yana “savaş üzerine” Dünya’da kabul gören en iyi tanımın sahibi olan General Clausewitz: “Savaşın, politikanın başka araçlarla, yani şiddet araçlarıyla devamı” olduğunu söyler.

Türkiye-Rusya arasındaki gerginliği Clausewitz’in ünlü deyişinden kalkarak okursak, şimdilik kaydıyla; bu savaşın, şiddet araçlarıyla değil, ancak ekonomik-ticari-diplomatik planda, politikanın şiddet içermeyen araçlarıyla sürmeye devam ettiğini” söyleyebilir miyiz?

Sanırım… Ve yine sanırım bunun adını koymak gerekirse; her iki ülke için içerisinde her an sıcak bir savaş tehlikesini barındıran “soğuk savaş”tır.

Obama’nın ağız kavgasını bir yana bırakın diye çağrıda bulunmuş olmasına rağmen, henüz Rusya-Türkiye “savaşı” askeri değil ama yaşamın diğer alanlarında hız kesmeden devam ediyor.

 

ERDOĞAN BAŞVURDUĞU NATO VE ABD’den, “İKİRCİKLİ” BİR YANIT ALDI.

Rusya pek çok bakımdan Türkiye’den daha güçlü bir ülke. Bunu iyi bilen Erdoğan ilk 24 saat içerisinde hem NATO kartını kullandı ve hem de alelacele telefonla Obama’yı aradı.

Obama’nın; “Türkiye’nin hava sahasında egemenlik hakları vardır” mealindeki açıklaması ikircikliydi ve elbette Erdoğan’ı pek tatmin etmemişti.

ABD’nin tavrının ikircikli olmasında, siyasetle iştigal eden her ol kişinin tahmin edebileceği gibi, başta ABD, NATO üyesi batılı ülkelerin baş düşman ilan ettiği İŞİD’e karşı Erdoğan ve AKP’nin tavrının ikircikli olmasının büyük payı vardı.

Dahası NATO ve ABD, Türkiye’deki Erdoğan liderliğindeki AKP’nin, Suriye’deki İslamcı örgütlerden çok, Esad rejimini devirmek ve Kürtlerle savaşmakla ilgilendiğini, hatta bunun için uzun yıllardır İslamcı örgütlere askeri ve lojistik yardımda bulunduklarının farkındaydılar.

Aradan bir hafta geçti. Obama, Fransa’nın Paris kentindeki “İklim Zirvesi”nde apar topar gelen Erdoğan’a aynı minvalde yine “ikircikli bir destek” verdi.

Putin ise “Zirve”de Erdoğan’ın görüşme taleplerini geri çevirdi.

 

ABD VE AB ÜLKELERİNDEKİ SİYASİ ALGI, ERDOĞAN VE AKP’NİN SURİYEDEKİ İSLAMCI ÖRGÜTLERE KARŞI OLMADIĞI AKSİNE ONLARI DESTEKLEDİĞİ YÖNÜNDEDİR.

Bir daha vurgulayalım. Avrupa ülkeleri ve Amerika nezdinde şu an için Ortadoğu’da sürmekte olan savaşta baş düşman Esad değil, başta İŞİD olmak üzere radikal İslamcı örgütlerdir. Rusya’nın ise Esad ile koordineli olarak radikal İslamcı örgütlere karşı askeri harekatı ise savaşın diğer bir gerçeğidir.

Batı basınındaki algı, Türkiye’nin İslamcı örgütlere karşı ikircikli davranmakta olduğudur. Buna göre AKP, söylemde karşı olduğunu belirtmesine rağmen, gerçekte ucuz petrol tedarik ettiği bu örgütlere, karşılığında silah akışı sağladığı yönündedir. Hatta Suriye’ye kaçak silah sevkiyatını örgütleyen ve bunu haber yaptığı için iki gazetecinin (Erdem Gül ve Can Dündar) hapsedilmesi, AKP siyasi iktidarının Suriye’deki İslamcı örgütlere karşı olduğu yönündeki söylemlerinin inandırıcılığını zayıflatan önemli bir olaydır.

Dahası da var. Batılı ülkeler, İslamcı örgütlere karşı en şiddetli ve başarılı savaşı, Esad rejimi ile PKK’nın da dahil olduğu Suriye Kürtlerinin verdiğine inanmakta ve özellikle bölgedeki Kürt örgütlere silah ve cephanelik yardımı yapmaktadır ki; bu Erdoğan ile AKP’nin Suriye politikasının tam tersidir.

Zaten batılı ülkelerin algısı da, Erdoğan’ın ve Dış Politikadaki siyasi stratejisti Davutoğlu’nun, İslamcı örgütleri kullanarak, Kürtlerin özerk ya da bağımsız herhangi bir siyasi oluşumunu engellemek ve Esad rejimini devirmeyi öne aldığı yönündedir.

Gelecek makalemizde olayın batı basınında nasıl yer aldığından bahsedecek, adeta bir satranç tahtasını andıran Ortadoğu coğrafyasında süren ve giderek çapraşık bir hal alan perde gerisindeki siyasi hegemonya mücadelesini izaha girişeceğiz…


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

KİTAP ELEŞTİRİSİ: YAŞANDIĞI GİBİ-Mustafa Akıncı (1983)… 3 – Halil Paşa

15 KASIM 1983, ADANIN OBJEKTİF KOŞULLARI Bir gün öncesine kadar...

KİTAP ELEŞTİRİSİ: YAŞANDIĞI GİBİ-Mustafa Akıncı (1983)… 2 – Halil Paşa

DENKTAŞ’IN SARAY TEHDİDİNE TC BÜYÜKELÇİSİ ARKA ÇIKIYOR 14 Kasım günü...

KİTAP ELEŞTİRİSİ: YAŞANDIĞI GİBİ-Mustafa Akıncı (1983)… 1 – Halil Paşa

Mustafa Akıncı’nın yazıya döktüğü ve ‘Söylem yayınları’ tarafından Şubat-2024’de...

Kayıp Ağaçlar Adası – Halil Paşa

Elif Şafak’ın İngilizce kaleme aldığı “The Island of Missing...

Öksüz Atlar Ülkesinde 2 – Halil Paşa

Gelelim romanda okuru bekleyen bilgi, belge tadındaki anlatı ve...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,929TakipçilerTakip Et
894AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Gerçekler yakarken, hesaplar kâr ve imha üzerine

Ortadoğu tek kelimeyle kaynıyor. Kaynıyor kelimesi salt bir çerçevede...

Pınar Demircan yazdı: NATO 3.0 ile Rusya Arasında: Türkiye için Çift Taraflı Kuşatma

Dünya, Ukrayna ve İran’a müdahalelerde görüldüğü gibi taraflarını Rusya,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Basitleştirme girişimli bir yazı denemesi

Pazarın sıcaklığı yükseldi. Boğucu hâle daha da tetikledi. Beyinler...

Marios Epaminondas yazdı: 1968 yazı

Toplumlararası çatışmaların patlak vermesinden bu yana ilk kez, Kıbrıslı...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: NATO 3.0, Türkiya ve Gıprız

NATO 1.0, 1949-1991 arası Sovyetler Birliyne garşı Batı'nın oluşdurdu'u...

Niyazi Kızılyürek yazdı: Savaş ve Kadın

Geçtiğimiz günlerde Avrupa Parlamentosu’nda Kıbrıslı Rum ve Yunanlı milletvekillerinin...

Morning Star Başyazısı: Ankara zirvesi NATO’nun çirkin gerçeklerini gözler önüne seriyor

NATO liderlerinin Ankara’da Donald Trump karşısında sergilediği boyun eğici tutum, askeri harcamalardaki...

Gülenay Baş Dinar yazdı: Kapitalizmi ve Emperyalizmi Birlikte Düşünmek: Günümüze Dair Bazı Notlar

Uzun bir süre boyunca liberal paradigma, emperyalizm olgusunu piyasaların...

Canlı yayın