yazılariktibasBatı Marksizmi" Neydi (ya da Nedir)? — Marx Memorial Library

Batı Marksizmi” Neydi (ya da Nedir)? — Marx Memorial Library

Orjinal yazının kaynağımarx-memorial-library.org.uk
alıntı yapılan kaynakbirgun.net

Rockhill’e göre Batı Marksizmi yalnızca emperyal üstyapının organik bir ürünü değil; aynı zamanda dünyanın önde gelen emperyalist devleti ve onun kapitalist egemen sınıfı tarafından doğrudan şekillendirilmiş ve desteklenmiş bir akımdır.

Marx ve Engels, insan toplumunun ve içinde yaşadığımız dünyanın dinamiklerini anlamamıza öncülük etti; bu dünyayı yalnızca yorumlamanın değil, insanlığın yararı için onu dönüştürmenin önemine vurgu yaptılar.

SSCB’ye dönüşecek olan ilk sosyalist devrimin ardından ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında Batı Avrupa işçi hareketlerinin yenilgisiyle birlikte Marksist teorinin gelişiminde bölünmeler baş gösterdi.

“Batı Marksizmi” felsefi geleneğinin izleri, Gyorgy Lukacs’ın 1923’te yayımlanan Tarih ve Sınıf Bilinci adlı eserine uzanır. Lukács, Hegelci diyalektiği kullanarak proletaryanın tarihin “özdeş özne-nesnesi” olduğunu savundu: işçi sınıfı hem tarihsel koşulların ürünü hem de onun itici gücüydü.

Antonio Gramsci bu analizi geliştirerek kapitalizmin gücünü yalnızca zor ve baskıyla değil, ideolojik egemenlik aracılığıyla da sürdürdüğünü ortaya koydu; “kültürel hegemonya” dediği şey buydu.

Her ikisi de komünist olan Lukács, kısa ömürlü Macar Sovyet Cumhuriyeti’nde (Mart-Ağustos 1919) kültür bakanı oldu; Gramsci ise 1926’da Mussolini tarafından hapsedilene dek İtalya Komünist Partisi’nin önde gelen isimlerindendi.

Hapishane Defterleri, Marksist teori ve pratik açısından önemli bir katkı olarak değerini bugün de korumaktadır. Çalışmaları özellikle akademisyenler tarafından benimsendi ancak bunların büyük çoğunluğu komünist değil, bir kısmı ise açıkça Marksizm karşıtıydı.

Başta büyük kapitalist merkezlerdeki sosyalist devrimlerin başarısızlığından biçimlenen bu akımın sonraki temsilcileri —bunu Leninizmin çürütülmesi olarak yorumlayarak— Marksizmin siyasi ve ekonomik mücadeleyle ilişkisinden uzaklaşıp felsefi yorumuna yöneldiler. Kapitalist toplumu analiz ederken ideoloji, kültür, sınıf bilinci, hegemonya ve öznellik gibi konulara odaklandılar. Ağırlıklı olarak akademisyenlerden oluşan bu çevre, diyalektiğin doğada değil yalnızca insanlar ile toplumsal çevreleri arasındaki etkileşimlerde (“özne-nesne”) geçerli olduğunu öne sürdü.

Bu durum Marksist teori içinde yarılmaya yol açtı. Engels geri plana itildi; Marx’ın yanında ikincil; çoğu zaman yalnızca bir yardımcı figür olarak sunuldu. Engels’in Doğanın Diyalektiği eseri en iyi ihtimalle bir sapma sayıldı. Sovyetler Birliği’nde diyalektiğin gelişimi -özellikle Stalin döneminde ve tarım, kozmoloji, jeoloji gibi uygulamaları- mekanik, dogmatik ve (Lysenko döneminde) yıkıcı sonuçlar doğuran bir süreç olarak görüldü.

“Batı Marksizmi” terimi, New Left Review editörü Perry Anderson tarafından 1976’da yayımlanan Batı Marksizmi Üzerine Düşünceler adlı kitabıyla yaygınlaştırıldı. Anderson’a göre Batı Marksizmi “bir yenilgi ürünüydü”.

Bazı “sol” entelektüeller, emperyalizmin askeri ve ekonomik saldırısı karşısında ayakta kalabilecek bir devlet kurmanın çelişkili gerçekliğiyle yüzleşemedi; bu nedenle Sovyetler Birliği’nin güçlenmesinin Çin, Vietnam ve Küba’da, ayrıca Afrika ve Latin Amerika’da anti-sömürgeci devrimlere ilham vermesini ya görmezden geldi ya da küçümsedi.

1923’te kurulan Frankfurt Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü ile ilişkili Horkheimer (1930’dan itibaren direktörü; Nazi döneminde enstitüyü ABD’ye taşıdı), Adorno, Benjamin, Marcuse ve Habermas gibi isimler Batı Avrupa toplumunun üstyapısına yönelik analizlere çekildi.

Dünyayı değiştirme eyleminden uzaklaşıp akademiye sığındılar; sınıf ve emperyalizm gibi siyasi-ekonomik meseleler yerine felsefi ve estetik kaygılara yöneldiler. Gabriel Rockhill’in ifadesiyle bu yaklaşım, “Avrupamerkezci bir toplumsal şovenizm” ve “gerçekten var olan sosyalizmin dogmatik biçimde reddi” ile karakterize edildi.

Bunun örneklerinden biri Hannah Arendt’tir; az sayıdaki kadın isimden biri olarak, soldan kopup Stalin dönemi SSCB ile Hitler Almanyası’nı eşit derecede “totaliter” sayan Soğuk Savaş çizgisine geçti.

Batı Marksistlerinden bazıları, Marksist teoriye katkı sundu. Yeni Solun “babası” olarak anılan Marcuse, 1943–53 yılları arasında CIA’in öncülü olan Office of Strategic Services ve ABD Dışişleri Bakanlığı için çalıştı. “Baskıcı hoşgörü” ve “desublimasyon” gibi kavramları yaygınlaştırırken ABD’nin Vietnam bombardımanına karşı çıktı ve 1960’ların öğrenci hareketleriyle ilişki kurdu.

Rockhill’e göre bu akımın savunucuları için “Batı Marksizminin özgünlüğü ve yeniliğiyle güçlendirilen Marksist teorinin değişim değeri, insanın kurtuluşu için taşıdığı kullanım değerinden daha önemlidir.”

Güncel bir örnek Slavoj Zizek’tir; popülaritesi bazen Batı Marksizminin yeniden canlanması olarak görülür. Ancak NATO’nun Rusya’ya karşı yürüttüğü vekâlet savaşına verdiği destek ve Küba’nın sosyalizm inşa sürecine yönelik küçümseyici yaklaşımı, Rockhill’e göre Batı Marksizminin “son çırpınışını” temsil eder.

Bugün, CIA’nin entelektüelleri farkında olsunlar ya da olmasınlar Marksizmin “Batılı” gelişiminde araç olarak kullandığına dair giderek artan kanıtlar ortaya çıkıyor.

Frankfurt Okulu, Rockefeller Vakfı’nın Marxism-Leninism Project’i kapsamında finanse edildi; en önde gelen temsilcilerinden bazıları doğrudan ABD devlet kurumlarında çalıştı ve bu süreç onların akademiye geçişinde bir sıçrama tahtası işlevi gördü. CIA, USAID, Psychological Strategy Board gibi kurumlar ve özellikle Ford, Rockefeller ve Carnegie vakıfları bu sürecin parçası oldu.

Zizek’in direktörlüğünde kurulan Londra Üniversitesi Birkbeck Beşeri Bilimler Enstitüsü ve bünyesindeki “Eleştirel Teori Yaz Okulu,” milyarder George Soros’un Açık Toplum Vakıfları tarafından finanse edildi.

Rockhill’e göre Batı Marksizmi yalnızca emperyal üstyapının organik bir ürünü değil; aynı zamanda dünyanın önde gelen emperyalist devleti ve onun kapitalist egemen sınıfı tarafından doğrudan şekillendirilmiş ve desteklenmiş bir akımdır.

Bununla birlikte “Batı Marksizmi” terimi yanıltıcıdır. Ayrım Batı ile Sovyet Marksizmi arasında değil, “batı” (küçük harfle) Marksizmin kendi içinde ortaya çıktı.

Bu “Batılı” teorisyenlerin yanı başında ve büyük ölçüde onlar tarafından görmezden gelinmiş; Komünist Parti Tarihçiler Grubu’na bağlı pek çok ünlü ismi kapsayan Marksist tarihçiler ve siyasi iktisatçılar da vardı.

Ayrıca radikal fizikçiler, kimyagerler, biyologlar ve çok yönlü bilim insanları bulunuyordu; onların çalışmaları bugün ana akım bilimin içine yerleşmiş durumda. Bu isimlerin ortak özelliği, teorik üretimi siyasal bağlılıkla birlikte yürütmeleriydi.

Bu gelenek bugün de sürüyor. Batı’da (küçük ‘b’ ile) Marksizm canlılığını koruyor; üstelik güneyde ve doğuda da güçlü biçimde varlığını sürdürüyor. Bu da dünyayı anlamanın ötesinde, onu değiştirmeyi başarmaya dair umudun henüz tükenmediğinin göstergesidir.

Çeviren: Yusuf Tuna Koç 

Diğer yazıları

Washington Bolivya’yı istikrarsızlaştırdı, şimdi de ganimelini istiyor — Gary Wilson

19 Mayıs’ta Bolivya hükümeti, cumhurbaşkanı Rodrigo Paz’a karşı süresiz genel greve giren madenciler,...

Biyoçeşitlilik varsa yaşam var! — K. Bülent Ongun

22 Mayıs 1992 tarihinde kabul edilen Birleşmiş Milletler Biyolojik...

Buğday sevinci — Abdullah Aysu

En önemlisi, bu yılın olası rekolte yüksekliği, bir ıslah...

Savaş ekonomisi ve İran’da işçilerin yaşamı — Siyavaş Şahabi

Savaşta devletler askeri hedeflerden, altyapıdan, caydırıcılıktan, boğazlardan, müzakerelerden ve...

Aşırı sağcı Sigmund’un şansı — Ali Arayıcı

Son yıllarda Avrupa'nın birçok ülkesinde, aşırı sağcı ırkçı ve...
4,453BeğenenlerBeğen
1,537TakipçilerTakip Et
3,958TakipçilerTakip Et
844AboneAbone Ol

Son eklenenler

Washington Bolivya’yı istikrarsızlaştırdı, şimdi de ganimelini istiyor — Gary Wilson

19 Mayıs’ta Bolivya hükümeti, cumhurbaşkanı Rodrigo Paz’a karşı süresiz genel greve giren madenciler,...

Mutlak butlan, hayat sokakta — Gözde Bedeloğlu

Konunun hukukla ilgisi yok. Bunu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bizzat kendisi...

Biyoçeşitlilik varsa yaşam var! — K. Bülent Ongun

22 Mayıs 1992 tarihinde kabul edilen Birleşmiş Milletler Biyolojik...

Buğday sevinci — Abdullah Aysu

En önemlisi, bu yılın olası rekolte yüksekliği, bir ıslah...

ABD İran’da yenildi; Küba’da yüzünü kurtarma peşinde — Aras Coşkuntuncel

Geçtiğimiz hafta Trump’ın da finansörü Miriam Adelson’un başını çektiği...

Savaş ekonomisi ve İran’da işçilerin yaşamı — Siyavaş Şahabi

Savaşta devletler askeri hedeflerden, altyapıdan, caydırıcılıktan, boğazlardan, müzakerelerden ve...

Lübnan’ın tepesindeki akbaba ve borazanlar — Fehim Taştekin

Nüfusu 6 milyonu bulmayan, ticaret hacmi 25 milyar doları...

Aşırı sağcı Sigmund’un şansı — Ali Arayıcı

Son yıllarda Avrupa'nın birçok ülkesinde, aşırı sağcı ırkçı ve...

Canlı yayın