yazılariktibasAvrupa üçüncü bir yol bulabilir mi? - Prabhat Patnaik

Avrupa üçüncü bir yol bulabilir mi? – Prabhat Patnaik

Orjinal yazının kaynağıpeoplesdemocracy.in
alıntı yapılan kaynakbirgun.net

Neoliberalizm hem ABD’de hem Avrupa’da işçi sınıfının gelir payını aşındırırken liberal merkezin çöküşüne ve aşırı sağın yükselişine zemin hazırlıyor. Gerçek çözüm Avrupa modeli arayışında değil, neoliberalizmin aşılmasında

Trump yönetimi sadece göçmenlere değil, ABD vatandaşlarına karşı bile son derece baskıcı önlemler benimsedikçe, Amerikan liberal çevrelerinde Avrupa’ya bir “üçüncü yol”, yani bugün dünyada rekabet halinde olan iki büyük güç olan Çin ve ABD’den farklı bir “model” olarak bakma eğilimi ortaya çıktı. Amerikan liberalleri elbette hiçbir zaman Çin’e hayranlık duymamıştır; bu yüzden de Çin “modelini” reddetmeleri şaşırtıcı değildir. Ancak ABD içinde demokrasinin zayıflamasıyla birlikte, ekonomik başarıyı etkin demokrasi, insan hakları ve sosyal adaletle birleştirme potansiyelini Avrupa’da görüyorlar. Bu potansiyelin gerçekleşebilmesi için de Avrupa’nın ekonomisini düzene sokması ve aşırı sağ güçleri uzak tutması gerektiğine inanıyorlar.

EMPERYALİZMLE ÖZDEŞ

Avrupa demokrasisi Amerikan liberallerine cazip görünebilir ancak üçüncü dünya açısından bakıldığında Avrupa her zaman emperyalizmle özdeştir ve sömürge imparatorluklarının resmen sona ermesinden sonra da bu durum değişmedi. Britanya, kendi doğal kaynakları üzerinde bağımsız denetim kurmaya çalışan “itaatsiz” üçüncü dünya hükümetlerine karşı ABD emperyalizmi tarafından yürütülen pek çok girişimde aktif bir ortak olmuştur; İran’da Musaddık’tan Kongo’da Lumumba’ya ve Irak’ta Saddam Hüseyin’e kadar. Fransa açısından ise Frankofon Afrika’da sömürgesizleşme hiçbir zaman tamamlanmamış, Fransız birlikleri resmen bağımsız birçok eski Fransız kolonisine konuşlanmaya devam etmiştir. Burkina Faso’da Thomas Sankara Fransız askerlerini ülkeden çıkarmaya çalıştığında, Fransa’nın güçlü biçimde desteklediğinden şüphelenilen bir darbeyle devrilmiş ve öldürülmüştür; ancak bugün Burkina Faso dahil bazı Batı Afrika ülkelerinde Fransız askerlerini çıkarma yönünde yeni çabalar görülmektedir.

Avrupa’nın Gazze’deki soykırıma verdiği destek de bu modelin bir parçasıdır; dahası, birçok Avrupalı liberal de en azından örtük biçimde kendi hükümetlerinin bu desteğiyle aynı hizaya gelmiştir. Örneğin Berlin Film Festivali jüri başkanı Alman yönetmen Wim Wenders, bu soykırım sorulduğunda politikanın filmlerden ayrı tutulması gerektiğini söylemiştir.

Bütün bunları bir kenara bırakalım; Ukrayna savaşını önleyebilecek Minsk anlaşmalarının boşa çıkarılmasında Avrupa’nın rolünü ve bugün bu çatışmanın barışçıl çözümüne en güçlü karşı çıkan aktörlerden biri olmasını da unutalım. NATO’nun Rusya sınırına kadar genişletilmesi girişimine ve ABD merkezli Cato Enstitüsü’nün bile kabul ettiği üzere liberal Obama yönetiminin desteklediği Viktor Yanukoviç’in devrilmesine Avrupa’nın ortaklığını da görmezden gelelim. Sadece Avrupa’nın bir “üçüncü yol” sağlayabileceği iddiasının dar çerçevesini inceleyelim.

Bu iddia genellikle Trump’ın davranışlarının tamamen kişisel eksikliklerinden kaynaklandığını varsaymakta; ancak böyle bir kişinin ABD’de nasıl iktidara geldiğini ya da Avrupa’da da liberal merkez siyasetin neden çöktüğünü ise sorgulamıyor. Başka bir deyişle, Trump’ın seçilmesi ya da Avrupa’nın siyasi geleceği ile altta yatan ekonomik nedenler, özellikle kapitalizmin mevcut durumu arasında bağlantı kurmaz.

Günümüz kapitalizminin hem ABD’yi hem de Avrupa’yı karakterize eden en çarpıcı özelliği, işçi sınıfının ulusal gelir içindeki payındaki büyük düşüştür. Bu düşüş öyle bir noktaya gelmiştir ki Joseph Stiglitz, ortalama bir Amerikalı erkek işçinin 2011’deki reel ücretinin 1968’e göre mutlak olarak daha düşük olabileceğini ileri sürmüştür. Avrupa’da da Avrupa Merkez Bankası’na göre 2022-23’te reel ücretler ciddi biçimde düşmüş, 2024’ün son çeyreğinde bile 2021 son çeyrek seviyesine geri dönememiştir; Ukrayna savaşı nedeniyle Almanya’da yaşanan enerji krizi de işçi sınıfının sorunlarını artırmıştır. Ancak kısa vadeli dalgalanmaların ötesinde, onlarca yıllık neoliberal küreselleşme sürecinin yarattığı genel bir ücret şoku söz konusudur; sermayenin hareketliliği, gelişmiş kapitalist ülkelerdeki işçileri devasa üçüncü dünya emek rezervlerinin ücret baskısına açık hale getirmiştir. Bu nedenle neoliberal rejimlerin mimarı olan liberal siyasi yapılara karşı işçi öfkesi hem anlamlı hem anlaşılabilir; liberal “merkezin” zayıflaması da bunun doğrudan sonucudur.

Gerçekten de ABD’de Hillary Clinton, Birleşik Krallık’ta New Labour, Fransa’da Macron veya Almanya’da Friedrich Merz gibi bu “merkez” aktörler, kendi ülkelerindeki işçilerin sorunlarını çoğu zaman görmezden gelmiş ya da büyük sermaye ile yakın ilişkiler içinde olmuştur. Bu nedenle işçiler ya aşırı sağa ya da sola yönelmiştir; Britanya’da Jeremy Corbyn veya ABD’de Bernie Sanders örneklerinde olduğu gibi solun merkez tarafından engellendiği yerlerde ise kitleler aşırı sağa kaymıştır. Fransa’da ise birleşik bir solun bu engelleri aşarak aşırı sağın önüne geçmesi dikkat çekicidir.

KOPUŞ SOL İLE MÜMKÜN

Demokrasiyi korumak ve aşırı sağın yükselişini engellemek için işçi sınıfının ulusal gelirdeki payındaki keskin düşüşün tersine çevrilmesi gerekir; bunun için devletin aktif mali müdahalesi şarttır. Ancak sermaye kontrollerinin olmadığı bir dünyada böyle bir müdahale sermaye kaçışına yol açacağı için fiilen imkânsızdır. Dolayısıyla neoliberal rejimden kopuş gereklidir ve bunu ancak sol gerçekleştirebilir; aşırı sağ böyle vaatlerde bulunsa bile büyük sermayenin desteğine bağımlı olduğu için bu vaatleri yerine getiremez.

Avrupa’yı bir “model” veya “üçüncü yol” olarak gören Amerikan liberal çevreleri bu temel noktaya değinmemektedir: neoliberalizmin yeniden tesis ettiği kapitalist normal, gelir eşitsizliğini artıran bir eğilim taşır ve işçi sınıfını sıkıntıya sokarak aşırı sağın yükselişine zemin hazırlar. Avrupa ancak neoliberalizmin kısıtlamalarını aşan, işçi sınıfının ihtiyaçlarına duyarlı sol bir hükümet tarafından bu spontaneitenin sınırlanmasıyla bir model olabilir; sermaye kontrolleri bu dönüşümün özünde yer alır.

PEKİ YA ÇÖZÜM?

Bugün sadece Avrupa değil, dünya ekonomisi de kritik bir eşiktedir; demokrasinin korunması, işçi sınıfının desteğine dayanan hükümetlerin iktidara gelmesini gerektirir. Avrupa’daki hükümetlerin hareket alanını sınırlayan şey Avrupa entegrasyonunun doğası değil, neoliberalizmin dar kalıplarıdır. Liberallerin temel sorunu ise bu gerçeği yeterince kavrayamamalarıdır.

Bu nedenle Avrupa’nın bugünkü durumu Amerika’dan farklı değildir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan farklı sınıf dengeleri Avrupa’ya farklı bir ekonomik miras bırakmış olsa da neoliberal kapitalizmin ortak eğilimleri bu farkları aşmıştır. Çözüm, ABD’den farklı bir “Avrupa modeli” aramak değil, neoliberal kapitalizmin aşılmasıdır. Donald Trump’ın gümrük tarifeleri gibi adımları buna karşılık gelmez; çünkü o hâlâ neoliberalizmin özüne, özellikle sınır ötesi sermaye akışlarının serbestliğine bağlıdır.

Çeviren: Yusuf Tuna KOÇ

Diğer yazıları

Batı Marksizmi” Neydi (ya da Nedir)? — Marx Memorial Library

Rockhill’e göre Batı Marksizmi yalnızca emperyal üstyapının organik bir...

Washington Bolivya’yı istikrarsızlaştırdı, şimdi de ganimelini istiyor — Gary Wilson

19 Mayıs’ta Bolivya hükümeti, cumhurbaşkanı Rodrigo Paz’a karşı süresiz genel greve giren madenciler,...

Biyoçeşitlilik varsa yaşam var! — K. Bülent Ongun

22 Mayıs 1992 tarihinde kabul edilen Birleşmiş Milletler Biyolojik...

Buğday sevinci — Abdullah Aysu

En önemlisi, bu yılın olası rekolte yüksekliği, bir ıslah...

Savaş ekonomisi ve İran’da işçilerin yaşamı — Siyavaş Şahabi

Savaşta devletler askeri hedeflerden, altyapıdan, caydırıcılıktan, boğazlardan, müzakerelerden ve...
4,452BeğenenlerBeğen
1,541TakipçilerTakip Et
3,959TakipçilerTakip Et
845AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özne, Demokrasi ve MENA Bölgesinde Tarihsel Mücadele – Çağla Elektrikçi

Baf’ta 105 yaşındaki bir kadının oy kullanması, yalnızca bir...

24 Aralığ 1963 Girne Asger Hasdanesi ve Türg Yerleşimci Kolonyalizmi – Halil Karapaşaoğlu

24 Aralıg 1963 Girne Asger HasdanesiGirne Asger Hasdanesi’nin temelleri...

İsyancıların yenilgiler tarihi – Neşe Yaşın

Bizim adımıza karar veren eril figürler; sert bakışlarla bizi...

Tiyatro Taraf mı?.. Tarafsız mı?… – Yaşar Ersoy

Tarih boyunca tiyatro kimi zaman egemenlerin karanlık iktidarlarının devamına...

Pazar öğleni medyada oyalanırken – Özkan Yıkıcı

Pazar, tatil günü. Yerel medyaya bakarsanız zaten anlarsınız. Hele...

Batı Marksizmi” Neydi (ya da Nedir)? — Marx Memorial Library

Rockhill’e göre Batı Marksizmi yalnızca emperyal üstyapının organik bir...

Washington Bolivya’yı istikrarsızlaştırdı, şimdi de ganimelini istiyor — Gary Wilson

19 Mayıs’ta Bolivya hükümeti, cumhurbaşkanı Rodrigo Paz’a karşı süresiz genel greve giren madenciler,...

Canlı yayın