yaklaşımlarÖzkan YıkıcıAt başı mamur günlerinden geçerken - Özkan Yıkıcı

At başı mamur günlerinden geçerken – Özkan Yıkıcı

Seçimler sürecine girdik. Klasik K. Kıbrıs gerçekleri tekrarlanıyor. Seçim süreci öncesi olanların çoğu buz dolabına konuldu. Seçim sonrasına dek buz dolabında kalacaktır. Yeni sürecin mendgnesine sıkıştık. Braktık seçim öncesi politik söylemleri, yaşanan sorunları. Seçim süreciyle yeniden kendine has koşularda yeniden sınırlanan denklemde politik gelecek koltuk için çabalr gösteriliyor. Öyle gösteriliyor ki braktık seçim öncsesini, şimdi yaşananlar dahi politik meydana bir türlü yansımıyor. İş kim en güçlü veya kim kime ne verecek sınırında dolaşmaya girişti. Sorunla politikanın kesişmediği, daha doğrusu politikanın gerçeklerden gidrek daha derine düşmesinin günlerinden geçiyoruz. Çökmüş kurumların, teslim edilen iradenin, nifusun dahi net olmadığı yetmezmiş gibi çürümüşlük kokularla havada dolaşırken, hala bazı kelimeleri ekleyerek resmen dalga geçmenin ötesinde seçim süreci yaşanmaktadır.
Öyle ki göstere göstere TC Elçiliği adalet müşaviri atayıp başta yargı organlarını ve baroları ziyaret edip, kendilerine görevlerini de aktardı. Aslında, duyarlı olunsa, gerçek koşullarla davranılsa, bu duruma isyan edilirdi. Hele de günceleşen Türkiye yargı gerçekleri de artık dünyada oldukça eleştirel durumdayken. Olmadı: klasik tekrarla şöylesine geçiştirildi. Başka Kıbrısla ilgili gelişmeler de oldu. Seçim lafazanlıklarına takılmadı. Ne Guteresin raporu, ne Erdoğanın söyledikleri buradaki “canlı seçim” ortamında değeri olamadı. Hep birbirine veriştirme ve normal ülkeymiş gibi de ilginç önerilerle ekran dolduruluyor. Halka ilişşkilerde ise başka esrumanla, nefesli alet çalar gibi konuşmalar gerçekleşiyor. Kime ne verilecek, ötekinin kötülenmesi, ülkenin normal gelecek güzel günlerinden söz ediliyor. İş evlere dek gelince neler vadedilir neler! Ama Koronadaki patlama, sağlık sisteminin çöküşü, özel okul kendi kendini pandemi nedeniyle onlayna geçerken, ayni koşullarda kamu okularının geçirilmeme güç havası da makamcıların nerelere dek gerileyip ikilemlere düştüklerinin basit kanıtıdır. Ne yazık ki ahaliden de konuyla alakalı görüş yerine daha çok yakına ve çıkara göre tutum belirtmeleri de neden hala UBP birinci parti geliyor yanıtının da nedenini açıklamaktadır Aslında şimdiye dek UBP hem de yüksek oranda oyla birinci parti. Hem de ekonomide krizler, sağlıkta felakete doğru gidiş, yönetimde yetkilerin çoğu teslim edilmesine rağmen sürmektedir. Üstelik her makamcı açıklaması ise ısrarla “biz buyuk” denmesine rağmen. Sokaktaki şikayetler hala partisel dönüşe giremedi. Muhaleftin de yıldızlarda dolaşmasının katgısnı da koymak gerekir.
Onun için önceki süreçten kopma, bellek silinmesi gibi düşüncelerin gayet normal şekilde işlemesi de şaşırtmamalıdır. Hani pandemide zamanında aşı gerekmez diyenlr, Jet sgandalıyla kimin ne vurduğu da ortadayken, Adapastan Pisiyara olan sahteleme sgandaları kesimlerinin şimdi sokakta oy hesabı, çıkar beklentisiyle sıkılmadan gezmeleri boşuna değildir. Pekerin mafya açıklamalarının neden tınması olmadığı da herkesin bilip söylemediği, ancak nedenli paraların yavaş yavaş reklamdan partilerde dolaştığı da malumdur. Ama, seçimler sürecinde bulunuyoruz. Dört yıl önce seçilen parlementoyu yeniden yenileceğiz. Kimse bozulan kurulan hükümetlerin nasıl gerçekleştiğini konuşacak takati yok. Bir yıl önce Saray seçimini hatırlamak, zinhal olamaz. UBP en büyük benim derken, kurultay hikayelerinin dahi havızadan sildirtmekle de meşkuldur. Ama, fırıldak, takkeci, yandaş kalemler işlerini iyi yapıyor. Dayreden Kahveye insanlar şimdi çıkarlarının fırsatının keyfini çıkarıyor. Korona yayılmış, önemli hırsılzlıklar olmuş, Elçi adalet müşaviri atamış, kimin umurunda. Elerinde broşürler, birbirini eleştirerek geldikelrinde sanki izlanda hükümeti uygulama koşulları varmış gibi de güzel metiyeler sıralanmaktadır. Sanırsın, burası bağımsız, canlı ve parlementonun oldukça etkin olduğu adada yaşamaktayız. Öyle yaşamaktayız ki istanbula bir vekil gönderip oraya temsilci kılıp, toplantılara katılmamasına rağmen maaşını ödeyecek derecede geniş ufkumuzla dmeokrasimizin şanından olmaktadır. Zaten, parlemento da pek artık toplanmıyor. Toplansa da örneğin, önceki seçim sonrası toplanırken, tepesine dikilen aşiret bayrağına dahi ses çıkaramayacak derecede hoşgörülüdür.
Seçime günler kaldı. Korona ise bin ekseniene dayandı. Hastahaneler çköktü, ilaçlar ise yok dansında figür üretiyor. Ama, sağlık makamcısı, eski teşkilat ezberiyle hala ajanlar arıyor. Elektrik zamı kapıda. Hat yetersizliği de malum. Ama, elektrik kurumunun makamcısı hacılı şehvetini kulanıyor. Resmi görüşte Ruma veriştirirken, elektrik arızalarını ve yetersizliklerini gizleme adına da güneyden elektrik alıyorlar. Yeni sarayın hayali inanılmayacak derecede etki yapıyor. Son konuştuğum birkaç Lefkoşalı, bunun kötü şey olmayacağını, yeşil alan ve kütüpane de olacağını belirtiler. Bu kişilerin muhalefete oy vereceğini de eklediğim zaman daha anlamlı olur. Zaten Tatar havasıyla kendi kendini göklere çıkardı. Onu kimilerine “Avrupa görmüş kişi” olarak tanıdan gazeteci de işi bitince şimdi alay ediyor. Derler ya Çevir gazı yanmasın.*****
En basit konularda dahi politik arenadakilerin pek söyleyecek sözü yok. Çizilen çizgiyi aşmamaya dikat ediyorlar. Hel koltuk fırsatı bekleyenlerin nameleri gayet mey içerek eğlenmeye benzer. Sömürgeci yönümüz, ilhaklaşma yolun neresinde olduğumuzun lafı bile yok. Ayni koşullarda hat ta daha geriye gidişteki ayarlardaki rollerini açıklıyorlar. Hiç duymazsınız, Türkiyeye 4 kişinin neden alınmadığını* Neden sadece para gelip gelmeyeceğine veya borç olayının nasıl olduğu fikriniz yoktur. Günü kurtarma ile teslim olmanın saydamlaşmasında demokrasicilik oynanıyor. Sonrası mı: seçim bitip yeniden uyanınca, dönüp “hepsi aynidir, bunlra oy verilmez, teslim oldular” sözleriyle konuşmalar başlayacaktır. Bir eksikle, partiler sıra bekledikleri için sömürgesel ve işbirlikçiliğe parmak vurmayacaklardır. Sadece “dik ve dirrayetli olup, anlatarak kavratmayı” kimsi utança söyleyecek. Değişecek nemi, K. Kıbırıs Türkiye yörüngesinde olanlarla şekilenmeye ve teslim alınmış haliyle pazarlıktan uygulamaya hazır halde kulanılacaktır. İnanmazsanız, dün ve bugünün probagandalarına dahi baksanız yeterlidir.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: NATO ve Kıbrıs

Garip gelecek, ama gerçek. Hesapta NATO'ya karşıymış gibi konuşanlar,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Dünya yanıyor

Günlerdir değişik şekilde haberleri izlemek de güç. Gerçekten, dünya...

Özkan Yıkıcı yazdı: Köylüm Bektaş Göze’nin ardından

İkimiz de Dilirga bölgesinde doğduk. Köylerimiz ayrı olsa da...

Özkan Yıkıcı yazdı: Dünya futbol kupası şampiyonası sürerken, kaçırılanlar!

Sıcak hava demeden, birçok skandallarla daha başlamadan damga vurulan...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sevgül Uludağ’ın ardından bir hüzün yazısı

Aslında bilip de tereddütle yaşadığım bir haber gibiydi. Zaten...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,931TakipçilerTakip Et
886AboneAbone Ol

Son eklenenler

L. Doğan Tılıç yazdı: Deniz’ler… Burada ve diri!

Deniz Göktaş, başına ne geleceği çoktan belli olmuşken, memlekete...

Mustafa Kara yazdı: Ölü Deniz’de gölgeyi yargılamak: Şaka bitti mi?

2 Temmuz 2026, İstanbul Havalimanı. Pasaport kuyruğunda, kendi deyişiyle...

Özkan Yıkıcı yazdı: NATO ve Kıbrıs

Garip gelecek, ama gerçek. Hesapta NATO'ya karşıymış gibi konuşanlar,...

‘Erkek aklın nükleer programlarına karşı küresel direniş örülmeli’

Nükleer silahlanmanın iktidar anlayışının en görünür araçlarından biri olduğunu...

Bayazıt İlhan yazdı: Atom bombalarında ölümcül yarış

İki yıl önce OECD’nin 2017 yılından beri üzerinde çalıştığı özgün...

Yücel Özdemir yazdı: Almanya, NATO’da liderliğe mi hazırlanıyor?

NATO zirvesi öncesinde, Avrupa ülkelerinin birlikte hareket etmesi adına...

Murat Çakır yazdı: Kazanamayacağın savaşa kalkışırsan…

Liseye gitmek için 1975’te Almanya’dan Türkiye’ye geldiğimde, hemen Akaretler’deki...

Canlı yayın