yaklaşımlarÖzkan YıkıcıAra dönem koşularındayken - Özkan Yıkıcı

Ara dönem koşularındayken – Özkan Yıkıcı

Kuzey Kıbrıs belirli kısa dönemlerde, normal şartların değil, ilgili sürecin kurallarının işlediği süreci de yaşar. Normal giden koşullar, birden kesilir ve kısa dönüklaşma durumuna sokulup, kkendi koşullarıyla geçişler yapılır. Sonra, yeniden kalınan yerden, yeni ayarlarla hayat akmaya devam eder. Bu konuda en net durum, seçimler sürecinde yaşanır. Seçim süreci olmayan ve normal koşullarla yaşanıp konuşulan genel hayat akışı vardır. Arada girilen seçim girdabıyla, bıçak gibi doğal akıştan kopulur. Seçim dönemiyle kendi yasalarıyla gündemler oturmaya hızla başlar. Kendi ilkeleriyle kısa dönemli seçim süreci, seçimin sonlanmasıyla yine bıçak gibi tüm  yaşananlar bellekten silinir. Resmi açıklamalarla da yeniden yeni ayarlarla kalınan yerden yaşam devam etmeğe yönelir. Sanki seçimlerde hiçbir değişim olmamaış gibi, seçimlerde yapılanların konumu yokmuşçasına bu devamlılık sürüyor. Taki yeni seçim dönemine dek girilmesi gelince.***

Son günlerde yeniden normal yaşam akışından birden seçim sürecine girdik. Gündemler değişti, bakışlar yeniden şekilleniyor. Ayni koşullarda sırf seçim girdabı olması nedeniyle banbaşka sözler duymaktayız. Hat ta normal şartlarda söylenenlerin tersini dahi savunan insanlarla karşılaşmak gayet doğal olmaktadır. Bunlar, yeniden seçim havasından normalleşme iklimine gelince de hükümleri kalmayıp, belleklerin silikleşeceği güne dek sürecek. Nitekim, Ziya Rıskının çalınan seçiminden, geçen yıl yapılan saray seçimine dek  tüm önemli seçim sonucunu etkileyen durumlar sanki hiç olmamış gibi, yeniden seçim sürecine başlıyoruz. Dahası, sanki nerede ise yarım asırdır bu yöreği yöneten ilgili siyasal yapı ve partileri değilmiş gibi de normal ülke parti algılarıyla seçime siyasal damıtmalar yapılma peşindedir. Reklamlar ve boş sözler oldukça rövançta. Ahbap tanıdıklık ile akrrabaclıktan ötekini kötüleme esrumanları orkesra halinde olmsa daa gelişigüzel çalıp şerbetler dağıltılma peşinde. En net fark ise artık sistem değil de kendinin daha iyi yöneteceği veya karşıtın tehlikeli olduğu sözlerin müzik üzerine provbaganda vokaliyle sunulmasıdır.

Oldukça sorunlu, çöken kurumsal yapılı ve bağımlı olunan ülkenin paradoksal ağırlığı altında seçim sürecine girdik. Kurumsal çöküş sadece ekonomik ve siyasal krizlerle değil, ayni zamanda bunları yöneten Türkiye bağlarının da etkisnde iyice çürümüşlük da eklendi. Hem ekonomik kriz, hem siyasal yönetememe hem de üstüne üslük yetkilerin dahi elinden alınan erk ile politikada çözüm yaplacağı lafları kulanılmaya çalışılınıyor. Sistemin eleştirisi yok. Baskılar falan da söz konusu olamazdı. Ama, eldeki yetkilerin Elçilik memurlarına devredilirken, taşınan nifusun ağırlığı iyice artıkça, yurtaş olmayan önemli nifusun dikate alınmadığı koşullarda, bunları teslim eden partiler, şimdi “sorunları çözeceğini” söylüyor, onları desteklemeksek, karşıtın kalzanmasıyla kötüleşme korkusuna sarılınıyor. Artık normal koşullar değil, teslimiyetin vitrin görüntüleri için yarış oluyor. Böylesi teslimiyetle, gerçekelrden kopuk olunca kaçınılmaz olarak önemsiz ama oldukça önemsetilen konular da günceleşir. Kurultaylar, hangi adayın hangi yerde olacağı, kim kiminle anlaşılacağı, birbirine ayak kaydırma oyunları sürecin epey zamanını doldurur. Sonra bu defa parti içi işler bitince, kimisi sözlerle kandırma, kimisi resmen rüşvet dağıtarak, yeri geldikçe net dış yani artık içeleşen Türkiye müdahaleleiyle seçim yolunda araba oraya buraya çarpıp, çukurra düşrek sona doğru gitmeye çalışacak. Kimi söylenecek, kimisinde ise suskunluk gelecektir. Suçlar birbirini kovalayacak. Boş fetişizim lafları reklamlı görsellerle uçuşacak. “Vatan, milliyetçilik, iki devletli, federasyon, barış, önce kendi içimizi temizleyelim” sloganları boş havada düşecek insan beyni aramaya başlayacak. Makaarınlar, bulgurlar, hem de gıda sıkıntılı yoğun eflasyonda birilerinin evine rüşvet olup girecek. Eldeki istihtamlar için hiç de laik olmayana, sırf oy aşkına ödül olarak tepside hazır tutulacaktır. Fakat, hayat pahalılığı, TL gerçeği ve bunun Türkiye bağlantısı pek de ağıza alınmayacak. Sistemi değiştirme salt kendinin koltukta kalma veya gelmesiyle sınırlanacak. Olmadı, karşıta kendi taraftarına moral verecek derecede suçlayarak kontrolu sağlamaya uğraşılacak. İnanılmaz kuramlar ayrışma için hedefe konulacak. Senelerin birikimini yaratanlar, sanki onlar değilmiş gibi yeni sayfalardan, iyileştirmelerden dem vuracaklar. Sadece son seçimlerde hükümetlerin nasıl bozulup kurulması veya saray oybnundaki müdahaleler  ise hiç olmamış veya müsaade edilen derecede gündeme getirilecek. Çavuşoğlunun hükümeti bozdururken ki durum veya Akıncıya çekilmek için yapılan baskılar hiçbirzaman kendi özüyle tartışılmayacak. Çünkü hem sırasını bekleyen hem de yerini korumak için gözlerini dikenler böylesi gerçeklerle direk kaybetme tehlikesine düşmeği istemezler. Oysa ülkemizdeki hükümet bozulmalarında hem de ortak partilerin istemedikleri halde nasıl baskıyla bozuldukları tarihimiz oldukça dolu doludur. Kendi kendi iç dinamikleriyle bozulan hükümet örneği pek raslanmaz. Hele CTP veya eski TKP hükümetlerindeki ortaklığı UBP ve DP değil de kendilerinin de belirtiği gibi birileri “yani TC” gerçeği de hatırlatılmak istenmez. Yeter ki işbirlikçiliğe uyup da koltuğa gelsinler. Zaten seçim döneminde normal koşullar ve yaşananlar belekten sildirtilirken, normal şartlarda da seçim sürecinde olanlar sildirtilir. Böylesi kesik iki uçlu gerçeklik vardır.***

Bunlar elbet hep tekrarlanır. Her tekrarda biraz daha teslim olup ilhaklaşma koşulları da kökleşiyor. Ortak havıza dahi kalmadı. Normal zamanda “biz oy vermeyeceğiz. Hepsi aynidir. Koltuğa gelince hepsi Türkiyeye teslim oldu” denip teslim olurken ki verdikleri yetkiler de sırlanır. Yeni uygulamalarla bütünleşme başarıları dizilir. Ama, seçim sürecine girince de havıza yeniden kaybolur ve başka bellek gündeme gelir. Oy vermezseniz şuna hizmet edersiniz. Ama, sonrasında ayni hikaye yazılmaya devam eder. Belirli taraftar, baskıyla veya rüşvetle hareketlendirilen kitleler yaratılır. Oyunların oynanacağı sahneler oluşturulur. Hele de şu tip yalan da takkeci gazetecilerin işine gelir: “ilgili makamcı, ben Türkiyeye telefon yaptım  ve ne istedimse yerine getirdiyle” teslimiyetin ve yerine göre de olmamış yalanın da savunu tatlısını yapar. Örnek mi biraz önce dinlediğim kanaldaki sağlık bakanının “ben ne istersem yapıyor. Telefonu anavatana açında hemen karşılığı geliyor” demesi ve takkeci gazetecinin aşkını canlandırarak hamasileştirmesini de sağlar.

İşler böyle gider. Seçim süreci işleyecek. Ben hep şunu dedim ve söylemeye devam edecem: şimdi önemli kesimin konuşmalarını kayde alın. Dönem değişimce de yeniden konuşurken ona dinletin. Göreceksiniz ki yüzleri dahi kızarmayacak. Tıpkı dün en keskin dil ile boykot diyenlerin önemli kısmının şimdi söyledikleri gibi…


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Hindistan, Suudi Arabistan ve Yemen gündeminden

Daha kısa zaman önce yazdım. Hindistan'da başlayan ve Hamam...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hindistan’da tipik bir hareketin, sokak karşılığı

Hindistan, son dönemlerde iyice gündeme çekildi. Yoğun nüfusuyla kendine...

Özkan Yıkıcı yazdı: Tarihsel gelişmelere tanıklık ederken

Sabahleyin uyanırken dahi artık biriken gerçeklerle, biraz düşünürsek, tarihsel...

Özkan Yıkıcı yazdı: 20 Temmuz benim için hatırlattıklarından seçkiler

Her 20 Temmuz sabahı uyandığımda, birçok günü bir anda...

Özkan Yıkıcı yazdı: Emperyalist gerçeklikte İran’a karşı olan saldırılar

Kapitalist sistem neoliberal sürece geçerken, kendi resmi ideolojik bakışını...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,920TakipçilerTakip Et
911AboneAbone Ol

Son eklenenler

Marios Epaminondas yazdı: Kıbrıs Sorununda Beklenmedik Bir Gelişme

Kıbrıs sorunuyla karşı karşıya gelen ilk Birleşmiş Milletler Genel...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hindistan, Suudi Arabistan ve Yemen gündeminden

Daha kısa zaman önce yazdım. Hindistan'da başlayan ve Hamam...

Niyazi Kızılyürek yazdı: Kimse Guterres’ten Mucize Beklemesin!

Kıbrıs’ın hem uzun müzakere tarihinde hem de BM’den beklentiler...

Neşe Yaşın yazdı: Zaman sancısı

Byung-Chul Han’ın Zaman Kokusu kitabında kullandığı bir terim var:...

Ana Vračar yazdı: Britanya’nın yeni başbakanı Keir Starmer’ın siyasi mirasından kopabilir mi?

Keir Starmer, 20 Temmuz 2026’da Britanya Başbakanlığı görevinden istifa ederek yerini İşçi Partisi’nden...

İbrahim Sirkeci yazdı: Andy Burnham’ın “Yeni Yolu”: Thatcherizm sonrası bir siyaset mümkün mü?

İngiltere İşçi Partisi siyasetinde son dönemin en dikkat çekici çıkışı partinin...

Gözde Bedeloğlu yazdı: Kim bu eşit egemen?

Hayal edin. Bir gün, Alman Federal Meclisi toplanıyor ve...

Canlı yayın