Kıbrıslı Rum hasta ve yaşlı yurttaşlarımızın haklarının ihlal edilmesi, görmezden gelinmesi, onların ilaçsız, bakımsız, kimsesiz bırakılması… Bu sadece bir utanç değil, aynı zamanda bir suçtur. Ve bu suçun faili yalnızca bugünün hükümeti değil; dünün, bugünün muhalefeti, sessiz kalan doktor milletvekilleri, göstermelik hak savunucuları, suskun sivil toplum örgütleri, karar mekanizması olduğunu sanan koltuk sevdalılarıdır. Hepiniz, evet hepiniz, sınıfta kaldınız. Yaşlı kronik bir hastanın ilaçlarını temin etmemek ne demektir?

Zaten yaşamın yükü altında ezilmiş, bedenini taşımakta zorlanan bir insana hep bir elden eziyet etmek nasıl açıklanabilir? İnsan haklarından, vicdandan, insaftan nasibini almamış bir sistemin fotoğrafı duruyor karşımızda. Bu fotoğraf, ne yazık ki yalnızca bugün çekilmedi; yıllardır gözümüzün önünde ama bakmamayı tercih ettik. İhmal ve istismar kültürünü sürdürmekte en iyi iş yapanlarsınız sizler…
Dava dedikleri düzmece, tutuklama dedikleri işgüzarlık… Baştan beri belliydi haksızlık üzerine kurulmuş bir mizansen sahnesi olduğu… İnsanların sağlığı, hayatı, onuru birer satranç taşı gibi itilip kakıldı. Ve şimdi, dut yemiş bülbüller gibi susanlar yavaş yavaş konuşmaya başlıyor. Ama ne fayda?
Düm tek tek, dümdük tek tek, tek tek, birer birer… Defterlerin kırışık satır aralarından sızıyor ihmallerin izi. Kopyala yapıştır cümlelerle açıklama yapanlar, aslında suçu örtmeye çalışıyor. Hesap günü gelecek, her şey yerli yerine oturacak. Çünkü saklanan hiçbir şey sonsuza kadar gizli kalmaz.
Bu ada, ihmallerin adasıdır… Bir yanda ihtişamlı nutuklar atan siyasiler, öte yanda ilaçsız kalan yaşlılar. Bir yanda seçim meydanlarında alkış toplayan vekiller, öte yanda ertelenen hayatlar… Bir yanda “barış” “eşitlik” “insanlık” sloganları, öte yanda sessizlikle örülen duvarlar.
Türkiye’nin de kuzeydeki iktidarın da muhalefetin de ortak sorumluluğu vardır bu tabloda. “Bizim işimiz değil” diyemezsiniz. O yaşlı bedenler bu toprakların yurttaşlarıdır. Onların sağlık hakkını, mülk hakkını, ilaç hakkını, huzur hakkını elinden almak, sadece bireye değil, insanlığa ihanettir. Ve bu ihanetin bedelini tarih yazacaktır.
Sentetik ihmaller, deli çıkaran akıl oyunlarıyla örülmüş bir sistemin içinde yaşıyoruz. Kimi zaman “ekonomik kriz” bahanesi, kimi zaman “yasal engeller” gerekçesi… Oysa ortada basit bir hakikat var: Hasta ve yaşlı yurttaşlarımız sistematik bir şekilde mağdur ediliyor. İhmaller zinciri, istismar politikasıyla birleşiyor.
Peki ya hak savunucuları? Nerede o yüksek sesle konuşması gerekenler? Nerede sivil toplumun vicdanı? Nerede doktor vekillerin yemini? Hepsi suskun. Çünkü siyasetin küçük hesapları, bir insanın yaşam hakkından daha ağır basıyor. Çünkü “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışı bu topraklara sirayet etmiş durumda.
Ama bilinsin ki, yosun kusan ağızların yaraları kapanmaz. İnsanların hakları çalındığında, toplumun vicdanı da yaralanır. Kayalara çarpa çarpa yolcu eden gemiler gibi, bu ada da yaralarını saklamıyor. Gün gelir, herkesin önüne koyuyor. Ve o gün geldiğinde, “kahraman” edasıyla sahneye çıkacak olanlar da olacak. “Biz yıllardır mücadele ettik” diyecekler. Ama biz biliyoruz: Siz suskun kaldınız, üzerini örttünüz en açığa çıkması gereken hakların…
Strasbourg’daki o yüksek duvarların ardında, kitap yığınlarının arasında, karar metinlerinin satır aralarında mı gizleniyor adalet? AİHM tam da böyle durumlarda devreye girmesi gereken bir kurum. Fakat kendi kendine harekete geçen bir mahkeme değil. Başvuru yapılmazsa, dosya önüne gelmezse, sessiz kalıyor. Kuzey Kıbrıs’ın tanınmamış statüsü yüzünden mağdurlar doğrudan başvuramıyor; Türkiye üzerinden yapmak zorunda kalıyor. Ama Türkiye bu sorumluluğu kabul etmiyor. Sivil toplum örgütleri ve hukukçular da dosyaları uluslararası masalara taşımakta yetersiz kalıyor.
Tevazu ile rasyonel vicdan belki bir gün temkinli kıyılarda yeniden belirecek. Belki o zaman gerçek bir yüzleşme olacak. Ama bugünün gerçeği şu: Hasta ve yaşlı yurttaşlarımız, yani en kırılganlarımız, göz göre göre hak ihlaline uğruyor.
Bu yalnızca bir sağlık krizi değil, bir ahlak ve vicdan krizi. Sorumluluk krizi… Masumları koruyamayan, hesap soramayan, toplumun sessiz kaldığı etik bir krizin tam da ortasındayız…
Ve bu krizin karşısında söylenmesi gereken tek şey var: Aklınız neredeydi bugüne kadar?
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



