Çin’in adı artık tüm uluslararası krizlerde tepkisi merak edilen bir süper güç olarak geçiyor. Venezuela’dan İran’a, Çin Trump’ın saldırdığı ülkelere destek olacak mı yoksa ABD’yle ilişkileri iyi tutmayı mı önceleyecek diye izliyoruz. Her durumda Çin kendini çatışmaya taraf yapmayacak mesafeli bir tutum sergiledi. Bunda, hem ABD’ye karşı yürüttüğü bekle-gör siyasetinin payı var, hem de iç siyasette yeni açıkladığı beş yıllık kalkınma planının toplumsal yankılarını dengeleme kaygısı var. Dış kamuoyuyla iç kamuoyu arasındaki fark bu iki yönlü çabayı görünür kılıyor. Dış kamuoyu, nisanda Pekin’de gerçekleşmesi planlanan Xi-Trump zirvesinin içeriğini tartışırken iç kamuoyu yeni beş yıllık kalkınma planının içeriğini ve yıllık meclis toplantısında sunulan önerileri tartışıyor. Dış kamuoyunda Çin, ABD’ye kafa tutabilen bir süper güç olarak algılanırken, iç kamuoyundaki tartışmalar yönetimin halkın şikayetlerini artık görmezden gelemeyeceğini gösteriyor.
Nisandaki Xi-Trump zirvesi gerçekleşecek mi, gerçekleşirse kime yarayacak?
Trump, ekim ayında Xi’yle APEC zirvesi sırasında görüştü ve gümrük vergilerini askıya aldı. Sonrasında bir telefon görüşmesiyle önümüzdeki nisan ayında Pekin’de bir zirve önerisinde bulundu. Trump, Xi’nin bu öneriyi kabul ettiğini söyledi ama Çin tarafı hâlâ zirvenin içeriğinden emin olmadığı için resmi açıklama yapmıyor. Zirvenin gündem çerçevesini belirlemek üzere ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile 15-16 Mart’ta Paris’te OECD binasında bir araya geldi. Görüşmelerde ABD tarafı nadir toprak elementleri ve tarım ürünleri ithalatı konusunda, Çin tarafı da gümrük vergileri ve Çinli şirketlerin yeni teknolojilere erişimi konusunda taleplerde bulundu. Ancak kısa sürede gündem değişti: Hafta sonu Trump, Hürmüz Boğazı’nı açık tutmak için donanmasını göndermezse Çin zirvesini erteleyebileceğini iddia etti. Çin, bu talebe yanıt dahi vermedi. Trump’ın bu talebinin İran’da savaş beklediğinden uzun sürerken ve Çin’den istediği desteği alamazken Pekin’e gidip ekonomi alanındaki kazanımlarıyla bir gövde gösterisi yapmak için uygun zaman olmadığını anladığı için işleri yokuşa sürüyor diye yorumlandı. Önümüzdeki iki hafta anbean gelişmelere tanık olacağız.
“İnsana yatırım yap” politikası
Çin’in 15. beş yıllık planında, sanayileşme planları önceki planları istikrarlı bir şekilde takip ediyor, beklenmedik bir gelişme yok. Esas büyük değişiklik, sanayi altyapısına yatırımın yanına “insana yatırım” vurgusunun da eklenmiş olması. Bu doğrultuda, ortalama yaşam beklentisini 80’e taşımak, yapay zeka gibi stratejik alanlarda hızla insan kaynağı yetiştirmek, göçmen işçilerin sosyal güvenlik kapsamını genişletmek ve doğurganlığı destekleyen politikaları ekonominin her kesimine entegre etmek, planlanan politikalar arasında.
Aslında insana yatırım politikası da sanayileşme politikasının bir parçası, çünkü artık kalifiye olmayan ama çok sayıda işçiyle yapılan üretim dönemi yerini otomasyonun arttığı, hatta robotize olduğu, dolayısıyla işçilerin de eğitimli olmasını gerektiren teknolojilerin domine ettiği bir sanayi dönemine giriyoruz. Üstelik, refahın artması tüketimin de artması anlamına gelecek. Ancak, devletin istihdam pazarına dair bu pragmatik yaklaşımının yanında, halkın sosyal güvenlik sistemine dair şikayetleri de bu planı şekillendiren faktörler arasında.
Yeni beş yıllık planın açıklandığı meclis toplantısında delegelerin yaptığı öneriler ve kamuoyundaki tartışmalar da halkın güvencesiz çalışma şartlarından ve sosyal güvenliğin yetersizliğinden rahatsızlığını ortaya koyuyor. Örneğin, Xiaomi CEO’su ve Ulusal Halk Kongresi Delegesi Lei Jun’un yapay zeka çağında insanların belki haftada üç gün ve günde iki saat çalışabileceğini söylemesi tartışma yarattı. Çünkü özellikle özel sektörde çalışan genç kuşaklar, haftanın altı günü çalışma saatlerini on iki saate kadar çıkaran fazla mesai beklentisiyle çalışıyorlar. Bir diğer tartışmada da, nüfusun yaşlanmasını durdurmak için kadınların daha çok çocuk sahibi olmaları için baskı yapılırken doğum sigortası, iş yerlerinde ya da mahallelerde ücretsiz kreş gibi desteklerin verilmemesi eleştirildi. Bir delege, çocuk yetiştirme yıllarında kadınların emeklilik birikiminden kesinti yapılmamasını öngören bir “anne emeklilik sistemi” kurulmasını teklif etti ve bu öneri, onlarca yıllık görünmez emeği nihayet tanıyan bir adım olarak kadınlardan büyük destek gördü. Benzer şekilde, kırsalda yaşayan nüfusun emeklilik ödeneğinin kentli nüfusla eşitlenmesi konusu defaatle gündeme getirildi.
Bu ikili gündemin de gösterdiği üzere, Çin hükümetinin esas sınavı Hürmüz Boğazı’na donanma göndermekten ziyade, Çin’in süper güç statüsünün somut getirilerini kendi hayatlarında göremeyen genç kuşaklarla olabilir.




