14 Şubat 2026, Cumartesi
12.8 C
Lefkoşa
yaklaşımlarÖzkan YıkıcıTansiyon düşüyor mu? - Özkan Yıkıcı

Tansiyon düşüyor mu? – Özkan Yıkıcı

Eskisi kadar etrafta dolaşmıyorum. Temaslı olduğum kesimler de sınırlı. Yine de herhangi bir yere giderken tanıdık birileri yolumu kesip soru soranlar hâlâ var. Doğrusu, sohbete başlayınca dinleyenler de eklenir. Bir güzel sohbet kurarız çoğu kez. Eksiklikleri giderme, merak etme ile öğrenmenin karıştığı bir diyalog başlar.

Son birkaç haftadır fazla etrafta gezmesem de, en çok tanıdıklıklar dışında, genelde arada karşılaştığım kişilerle karşılaşınca bana hep İran’ı sormaya başlarlar. Hatta işim olmadığını anlayınca bir yere çekilip sohbeti koyulaştırırız. İstemeden bazen ben de ek sorumu sorarım: Kürtlerin başına geleni de neden eklemiyoruz, diyorum. Özellikle son Suriye’de olanların İran kadar izlenmediğini, merak edilmediğini de sokaktaki karşılaşmalardan anlar gibiyim. Tabii aklıma hep medya gelir. Öyle bir medya ki konuşturdukları dahi unvanlarıyla kendi kendine sansürü uygulama “akademik” başarılarından söz edeceğim kesimlerle yüzü oynatmaktadır.

Bu hafta da, yanılmıyorsam üç kez, az tanıdığım ama benim görüşlerimi de dinleyerek daha sağlıklı yorum yapmak isteyenlerle karşılaştım. Tesadüfe bakın: İlk başlarda Amerika açıkça müdahaleden söz ederken, haftanın sonuna doğru bu propaganda hızla kesildi. Sanki bir yumuşama oluyordu. Amerika, İran’la epey propaganda operasyonları yaparken birden Suriye içlerine ya da yeni genel olup Gazze kolonileştirme planını piyasaya sürüyordu. İran ise eskisi gibi gündemin önünde değil, giderek arka sıralara doğru hızla kaydı. Kayarken de eskideki açık destekler ya da molalar sonrası yorumlar birden önceliğini kaybetti. Belirli senaryolar araya sıkıştırıldı.

İster istemez “İran bu fırtınadan da kurtuldu mu?” sorusu giderek normalleşti. Ama net olan, baştaki İran fırtınasının giderek esintiye dönüşerek ivmesini azaltmasıydı. Eskisi gibi seçenekler de artık tartışılmıyor. Amerika ve İsrail saldırıları da sözlere pek katılmamaya özen gösteriliyor gibidir. Trump, “direnin de geliyorum”dan sessizliğe doğru yelken açtı; gelmekte olan gemi Gazze ganimet paylaşımı, emlak eksenine rotayı kırdı.

Tekrarda yarar var: İran son dönemde bolca sokak protestolarıyla çalkalandı. Başlangıçtaki yükselen dalgalar “ha gitti, ha gidiyor” merakıyla haberleştirildi. Sistemi “şer ekseni”nde görmeleri nedeniyle taraflılıktan müdahalelere varan davranışlar da normalin ötesine taşındı. “Yeter ki rejim gitsin” havası çalındı. Ama özellikle 2008 sonrası İran’da birçok isyan ve ayaklanma olmasına karşın rejim hâlâ ayakta. Üstelik birkaç yılın bilançosu oldukça çeşitli.

Hem türban ayaklanmaları, İsrail ve Amerika’nın açık saldırıları, hem de on iki günlük savaşlar peş peşe yaşandı. En son para biriminin düşüşü ve enflasyon sonucu, yönetimin destekçisi çarşı esnafının da başlattığı yeni bir muhalefet dalgası oluştu. Dış dünya, özellikle Batı ekseni, müdahalelere hazırdı. Hatta “ha oldu, ha oluyordu” denildi. Ama yine tansiyon düştü.

Elbet klasik devlet refleksi her zaman oldu. Baskılar ve katliam tipi karşılıklar da yaşandı. Ama durmadan ayaklanan bir halk, sonuçta amacına ulaşamıyorsa, birkaç neden eklemek şarttır.

İkili İran gerçeği vardır. İran’da doğrudur, mollalar yönetimi vardır; buna karşın sert tutumludur. Rejim, kendi otoriter yapısı kadar sermaye destekli sınıfsal boyutuyla da yönetimde ortaklaşmıştır. Batı’nın uyguladığı ambargo ve yasaklar sonucu, işbirlikçi sermaye ekseninin güçlü hâle gelmesi de engellenmiştir. Nitekim Rafsancani bu konuda önemli bir örnekti. Yabancı sermayeyle birleşme konusunda, bizzat Batılı emperyalist sermayenin yasakları nedeniyle bu hamleyi başaramadı. Bu da otoriter yapıda güçlü blokların kurumsallaşmasını sağladı. Devrim Muhafızları’ndan İran çarşısı sermayesine uzanan bir blok oluştu. Aynı zamanda dinî ritüeller nedeniyle inançlı, kültürel, ideolojik destek de güçlendi.

Buna karşın İran’ın öteki durumu da eksikti. Önemli direnişler oldu, birçok sosyal patlama yaşandı. Fakat kitlesel katılımlara rağmen ortak hedef yoktu; siyasal iktidar seçeneği bulunmuyordu. Buna ek olarak dış müdahaleler olunca ortaklık daha da tereddütle parçalandı.

Pratikte kitle akışkanlığında temel kural hamle yapmak ve karar vermektir. Ne istendiğinin net olması, ortak siyasal hedefle iktidara yönelmeyi gerektirir. İran bu konuda zengin deneyimlerle tarih sayfaları yazdı. Sadece günümüz mollaları değil; Musaddık’ın devrilmesi, Şah devrilirken takınılan kararsızlık ya da destek sonucu Humeyni’nin devrimi alıp iktidarlaşması, önemli ve acı derslerdir.

Son dalga ekonomik nedenlerle oldu. Siyasal hedef, sokaktaki ısınma ve dış müdahale açıklamalarıyla karmakarışık yönelişlerle savruldu. Hâlbuki devlet açıktı: baskı ve propaganda. Hele Amerika ve İsrail’in çağrıları, milliyetçi damarı da besledi. Tereddüt sadece İran içinde değildi; bölge ülkelerinde de vardı. Molla rejimi sonrası net olmama endişesi, uyarıların yapılmasına neden oldu.

Zaten değişik öneriler de vardı: Kimi rejimi reformlarla dönüştürmek, kimi ülkenin parçalanması, kimi de doğrudan rejimin devrilmesi gibi seçenekleri konuştu; sonra da bıraktı. Ülkede hiç kefen sesi okunmayan eski Rıza Şah’ın oğlu da devreye sokulmak istendi. Geniş kitleler ile seçeneksizlik ikileminde, algı da katılarak destek bulunmaya çalışıldı ama karşılık bulmadı. Tüm Şah yanlısı çağrılar, süslenen demokrasi ve özgürlük laflarına rağmen tutmadı. Tam tersine, muhalif dalga içinde ayrışmalar oldu.

Türkiye, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, Amerika ve İsrail saldırılarına açık destek vermediler. Böylelikle yükselen dalganın propagandasını herkes yaparken, içteki olanları da engelleyemediler.

Kısaca, İran yeni bir dalga daha yaşadı. Tam bir İran gerçekliğiyle… 1979 başında Şah’ın gitmesiyle olan bu kez olmadı. Olmadı ama yine İran, kendi gerçekleriyle yeni bir sayfa yazdı.

Unutmayalım: İran, molla rejimine içsel denklemler ve Batı’nın yardımıyla geçildi. Tıpkı bugün Suriye’de cihatçı yönetimin Şam’da iktidara taşınması gibi. Bu yüzden girişte İran sorusuna Suriye’yi de kattım. Burasının Orta Doğu olduğunu sakın unutmayalım. Siyasal seçenek netleşmedikçe, en yoğun sokak protestoları dahi başarılı olamaz. Başarılı olanların devrimlerini de aynı çevreler çalar. Geçen yıl bunu örnekleriyle yaşadık.

Diğer yazıları

Pakistan örneği ve Kıbrıs – Özkan Yıkıcı

Haberleri izliyorum. Arada kırık sesler gibi olanlar var. Kıbrıs...

Bir Altı Şubat daha geldi – Özkan Yıkıcı

Son yılların Altı Şubatı, bambaşka bir acıyla hatırlanır oldu....

Jeffrey’den Trump’a, emperyalizmin resmi – Özkan Yıkıcı

Son günlerde iyice ısınan bir dosya var: Epstein. Dosyanın...

Afganistan tetiklemesinden Suriye yangınına gelirken – Özkan Yıkıcı

Bazı gerçekler öyle ansızın gelip de habersiz yakalamaz. Bağıra...

Suriye – Kıbrıs Yelpazesinden – Özkan Yıkıcı

Kıbrıs’ta yaşamak, Orta Doğu’nun rüzgârlarını direkt hissetmek, emperyalizme bağımlılığın...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,993TakipçilerTakip Et
772AboneAbone Ol

Son eklenenler

Çöp meselesi: Bir sınıf ve mekân rejimi – Ecehan Balta

Şehirlerin bir alışkanlığı var: Kirliliği görünmez kılmak. Çöp poşeti...

Silahlanmada Alman-Fransız rekabeti – Yücel Özdemir

Bundan yaklaşık dokuz yıl önce, temmuz 2017’de Almanya ve...

Türkiye’nin de dahil olduğu yeni güç savaşları – Hediye Levent

Gazze, Lübnan, Suriye, İran derken epeydir yakın coğrafyamıza kilitlenmiş...

Kıbrıs Sorununda Son Gelinen Durum ve Görüşme Süreci – Şener Elcil

2020 yılında, Türkiye’nin açıkça seçimlere müdahalesi ile Kıbrıs Türk toplum liderliği (cumhurbaşkanlığı)...

Dikkat Ekonomisi, Kültürel Temsiliyet ve Yapay Zekâ – Çağla Elektrikçi

Manuel Castells’in (1996, 2009) “ağ toplumu” kavramı, çağımızda dikkat...

Seks, yalanlar ve video kayıtları: Esptein skandalının siyaseten düşündürdükleri… – Yonca Özdemir

ABD’de Jeffrey Epstein dosyalarının önemli bir bölümü geçenlerde kamuoyuna...

Dünya Düzeni El Değiştiriyor – Şener Elcil

“Tarih tekerrür eder, tarih tekerrürden ibarettir” veya “Geçmişi hatırlamayanlar...

İran: Barbarları beklerken – Zafer Yörük

İran, uzun süredir tarihin bir eşiğinde bekliyor. Ama bu...

Canlı yayın