yaklaşımlarÖzkan YıkıcıBilinsizlik Üstüne Hamasileştirme Tutumu - Özkan Yıkıcı

Bilinsizlik Üstüne Hamasileştirme Tutumu – Özkan Yıkıcı

Hep bilinen ama yine de defalarca aynı yanlışa düşülen bilimsel gerçeklikler vardır. Siyasal veya sosyolojik kavramlar statik değildir. Bunlar, aynı dönemde dahi koşullara göre farklılaşması normal olan olgulardır. Süreç akıp giderken, sistem değişmese dahi değişen şartlar sonucu elbet kavramlar da nasibini alır. Adı kapitalist olsa da, ülke koşulu sömürge hâlinde olsa da konulan bir dönemin kavramları geçerliliğini yitirir. Nitekim kapitalizmin üst aşaması olan emperyalizme dahi geçilirken, ilericilikten faşizme uğrayan siyasal sonuçlar da oluşmuştur. Onun için K. Kıbrıs için de analizler yapılırken, günümüz değerlendirilirken geçişteki bilgilerin statikliği değil, günümüzde ulaşılan sonuç esas alınmalıdır. Hele baştan boş kullanılan ya da tersinden okunan “federal, bağımsız, demokratik” kavramların günümüzdeki koşullarla çakışması mümkün değildir. Gelişmeler, beraberinde en sert kuramı dahi zaman aşımıyla denilen, ret edilemeyecek sonuçlara ulaştırır. Bu, siyasal ve sosyolojik bilimin kaçınılmaz sonucudur.

Nitekim birçok ilerici akademisyen ve aydın da buna dikkat çekmektedir. Feodal dönemde önemli olan, kapitalist ilk aşamada uluslaşma döneminde normal sayılan nice talep, artık günümüzde —hele de krizlerle boğuşan emperyalist çağda— aynen geçerli sayılmaz. Ne yazık ki sağdaki dogma kadar soldaki tutuculuk da aynı yanlışlara saplanmaktan kurtulamamıştır.

****

Ülkemize gelelim: Son günlerde önemli bir zam yapıldı. Öyle ufak tefek değil; şimdiden yüzde yüzün çok üstünde yansıyacağı kesindir. Üstelik laflara bakarsanız, insan hakkı olan bir kaynaktan söz edilmektedir. Suya önemli bir zam yapıldı. Hayat gerçeği tartışılmaz: Su olmazsa hayat da olmaz. Ama kamuoyunda bu pek konuşulmadı. Politik kesimden ses gelmedi. Eğer su konuşulmaya başlansa, işbirlikçi eksen teslimiyet türküsünün nakaratı hemen okunacaktır: “Türkiye’nin sayesinde su sorunumuz çözüldü”…

Suyun önemi tartışılmaz. Bir dönem dostum Mustafa Sıdal ile de karşılaştığım için konuyla ilgili epey birikimim oldu. Tabii sistemi gayet iyi bildiğime inanarak boyutu daha geniş bir alana yayma imkânım da vardı. Ama onca zam, konunun konuşulmasını bile sağlamadı. Sadece sıkışınca “Türkiye’den gelen su ile” denilip teşekkürler yağdırmanın ötesine gidilmiyor. Bağımlı olmanın kurtuluş ya da kurtarılma olarak içeriklendirilmesi, politika alanında çoktan tamamlanmıştı.

İkinci gelişme ise daha yeni gündemleşen basın-yayın ile ilgili yasadır. Yasanın daha ilk kısmını okurken, eleştirinin eşiğine gelindiğinde karşınızda Türkiye’yi görürsünüz. Haber dinlerken, yorum yakalamaya çalışırken; tutuklamalar, yargılamalar ve suçlanan olguların nasıl nitelik kazandığına şaşkınlıkla tanık olursunuz. Elbet basın ayağa kalktı. Haber yapılmayı öyle engelliyor ve resmî siyaseti öyle koruyor ki demeyin gitsin. Zaten anlatmaya gerek yok: Benzer uygulamaların sonuçları ortadadır. En ufak eleştiri ya da üst siyasete dokunan bir bilgi aktarımında hemen karşınıza “hakaret etme, küfür yapma” gibi suçlamalar çıkar ve hapis yolu görünür.

Belli ki bu yasa yasalaşırsa, daha da yoğun bir kontrol mekanizması oluşturulacaktır. Onca rüşveti, yolsuzluğu, yalanı dahi gündeme getirmek elimizi yakacaktır. Fakat önemli bir kesim hâlâ olayın farkında değildir.

****

Bunlar peş peşe uygulamaya doğru evrilirken, bir başka tuhaflık da ekranlarda yaşanıyor. Nedense bizim siyasetçilerimiz —hele de koltukta oturan ya da oturmak için sıra bekleyenler— iş ola Türkiye basınının karşısına gelince dilleri dolaşır. Öyle konuşurlar ki demeyin gitsin. Son olarak Erhürman ve Sıla Hanım’ın düştüğü durum aynen budur. Diğer makam adıyla gidenler de aynı sonucun birer neferi hâline gelmiştir. Türkiye’ye övgü yayma ya da istenilen resmî görüşe sarılma aceleciliği; şaşkınlık ve korku dürtüsüyle daha da perçinlenir. Birine övgü yağdırırken, iş ola tekrarlanan Rum göndermeleriyle sorunları havale etme telaşı da vardır. Artık savunulan değil, kendini orada beğendirme ve ters düşmeme telaşı ön plandadır. Zaten ilişkiler de malumun ilanıdır. Öyle ki, kendini oraya koyan kesime ihanet etmeme adına Kuzey’de kullanılan silahların dahi Rumlardan geldiğini söyleyecek derecede kendinden geçilmektedir. Söylenecek sözün tehlikesi paranoyasıyla en kolayı seçilmektedir.

Başka biri de kalkıp şartlarla masa söylemi üretir. “Eşitlik” kelimesi imdadına yetişir. Ama önceki kişinin “şartlar” demesine sövgü derecesinde laf atıldığı da hep unutulur. Bu arada bazı kelimelerin ırzına geçecek derecede oynanması artık normalleşmiştir: federal, çözüm, eşit devlet, bağımsızlığımız gibi. Başka eserlerin de bu eksende üretilmesi gayet normaldir. Çünkü beğendirme ve ters düşmeme sıkışması yaşanmaktadır. Hepimizin gayet iyi bildiği, dünya raporlarına kadar giren kara para gibi olgular algı düzeyine çekilip önemsizleştirilmektedir. Oysa dün, kendileri aynı eleştirileri belgeleriyle yapıyorlardı. Suçlamaları da sadece koltukçulara yöneltiyorlardı.

Artık ikili bir siyasal durum vardır: Biri, koltuğa oturanı beğendirip kalmayı; diğeri ise geldiği yerde “seninleyim” deyip uymayı seçmektedir. O zaman da malzeme hep aynı kesime, yani Rumlara gönderilmektedir. Hâlbuki bazen ikili biçimde birbirlerini suçladıkları da oluyordu.

Ha, bir de arada “tüzük”, “yasa” gibi kelimeler duyulur. Şimdi elinize tüzükleri alın, yasaları okuyun; kaçına uyulduğunu anlarsınız. Zaten oraya gelmenin yolu da malumdur. Öğrenilip uygulanmaktadır. Konuşulanlar da buna göre şekillenmektedir. Beklentiler de vardır. Bekleyenler biraz daha beklesin: O zaman, resmî olmasa bile etrafta söylenecek laflara bir bakın.

Diğer yazıları

Kıbrıs ekseninden bir NATO makalesi – Özkan Yıkıcı

Son gelişmeler eğer yetmişlerin ortasında olsaydı, hele de Türkiye...

Viktor Orban dönemi noktalanırken – Özkan Yıkıcı

Pazartesi sabahı, bizim gibi yerel medya dışında kalanlar önemli...

Gelgit pazarından damlalar – Özkan Yıkıcı

Pazar öğleden sonrası ortamındayım. Öyle ki, Kuzey Kıbrıs’ta hayat...

Son savaşta fazla öne çıkamayan üç ülke: Lübnan, Macaristan ve İngiltere – Özkan Yıkıcı

Bu savaş cenderesinde başka öne çıkarılmayan ülkeler de vardı....

Seçimlerde sona gelirken – Özkan Yıkıcı

Artık dünya Orta Doğu savaşına yoğunlaşırken, arada gündem olacak...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,969TakipçilerTakip Et
815AboneAbone Ol

Son eklenenler

Trump’ın Hürmüz ablukası ve bumerang etkisi – Yusuf Karadaş

ABD ve İran heyetleri arasında Pakistan’da yapılan görüşmelerden bir...

Hindistan’dan Kıbrıs’a dijital sansür operasyonu! – Gözde Bedeloğlu

Kuzey Kıbrıs’ta yaklaşık bir haftadır devam eden siber saldırıların...

Ödemekle Bitirilemeyen Borç – Şener Elcil

Kıbrıslıların, Türkiye’ye borç ödemeye başlama tarihi, 1517 Ridaniye Savaşı ile Mısır’ın Osmanlı Padişah’ı Yavuz Sultan Selim tarafından...

Savaşların ekonomik maliyeti – Hayri Kozanoğlu

Savaşların yıkımı sadece cephede değil bütçelerde de büyüyor. ABD...

Macaristan ve Biz: Orbán’ın Yenilgisi üzerine Düşünceler – Fabrizio Burattini

Sonuçlar artık kesinleşti. Katolik muhafazakâr Peter Magyar, Viktor Orbán’ın...

Kıbrıs ekseninden bir NATO makalesi – Özkan Yıkıcı

Son gelişmeler eğer yetmişlerin ortasında olsaydı, hele de Türkiye...

ABD-İran ateşkesi ne anlama geliyor? – Doç. Dr. Mustafa Çıraklı

Diplomatik söylemin fazlasıyla gelgitli, sahadaki gelişmeler bağlamında ise tarafların...

Duyduk, duymadık demeyin: Komünizmden başka bir gelecek yok… – Fikret Başkaya

“İnsanlık ancak çözümleyebileceği sorunları görev olarak önüne koyar. Çünkü...

Canlı yayın