Geçtiğimiz hafta Xi ve Trump’ın APEC zirvesi öncesi görüşmesi iki süper gücün ticaret savaşını askıya almasıyla sonuçlandı. Ancak, teknoloji savaşı perde arkasında devam ediyor. Günün sonunda, teknolojiyi geliştiren ticaret pazarlarına da hakim olacak.
Bu çerçevede, küresel yapay zeka (YZ) rekabeti artık sadece teknoloji değil, aynı zamanda diplomasi, sanayi politikası ve tedarik zincirleri üzerinden şekilleniyor. ABD ile Çin arasındaki “YZ soğuk savaşı”, Avrupa, Japonya, Kore ve diğer orta ölçekli teknoloji güçlerini de stratejik tercihler yapmaya zorluyor.
ABD, YZ alanında genel yapay zeka (AI) modellerine ve ticari büyük ölçekli şirketlere odaklanıyor. OpenAI ve Anthropic gibi öncü yapay zeka (frontier AI) girişimleri bu stratejinin ön saflarında. Ancak ABD, bu alanı küresel düzeyde düzenlemeye yanaşmıyor. Paris yapay zeka zirvesinde ABD’nin küresel deklarasyona imza atmaması bunun en açık göstergesi. ABD, uluslararası YZ düzenlemelerini, kendi teknolojik üstünlüğünü sınırlayacak bir girişim olarak görüyor.
Buna karşılık Çin, “uygulamalı yapay zeka” (AI+) stratejisini sanayileşme, altyapı ve üretim süreçlerine entegre ediyor. “Dijital İpek Yolu” ve yapay zeka destekli endüstriyel çözümler, Çin’in küresel ekonomik nüfuzunu artıran araçlara dönüşmüş durumda. Çin ayrıca çok taraflı yönetişimi destekleyen az sayıda aktörden biri. Birleşmiş Milletlerin (BM) Uluslararası Telekom Birliği (ITU) ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatının (OECD) “Yapay Zeka için Küresel İşbirliği” gibi platformlarda düzenli bir şekilde yer alıyor.
İki süper güç arasındaki bu kutuplaşmayı gören Avrupa Birliği, teknolojik bağımlılığını azaltmak, “teknolojik egemenlik” kazanmak için alternatif yollar arıyor. Avrupa’nın teknolojik egemenlik hedefi bazı riskler taşıyor. Kıtanın Nvidia gibi ABD merkezli GPU tedarikçilerine bağımlılığı, “teknolojik egemenlik” söylemiyle çelişiyor. Çin’in RISC-V gibi açık kaynaklı alternatifler geliştirmesi, bu açıdan Avrupa’ya yeni tedarik kanalları sunabilir. Bu tablo, AB’nin çok yönlü bir teknoloji diplomasisi yürütmesini gerektiriyor.
ABD’yle ortak bir standart oluşturmanın imkansız olduğu görülüyor; bu nedenle AB, sınırlı sayıda ortakla yürütülen iş birliklerine yöneliyor. BM’nin “Gelecek için Mutabakat” gibi girişimlerinde, AB-Çin arasında pragmatik bir yakınlaşma gözlemleniyor. Çin’in çok taraflı yaklaşımı, AB’nin kural-temelli dış politika anlayışıyla belirli alanlarda kesişiyor. Özellikle kamu hizmetleri ve sanayileşme için dijital altyapı alanlarında bu iş birliği daha görünür hale geliyor.
Bu resme Türkiye’nin nasıl dahil olacağı sanayileşme ve yüksek sanayili tedarik zincirlerine eklemlenme -planı diyemeyeceğim- umudu için önemli. Türkiye tüm yasa ve yönetmeliklerini AB’yle uyumlulaştırdığı için dijital altyapı için de Avrupa’ya ilişkilenmeyi tercih eder. Özellikle, geçtiğimiz haftalarda art arda açıklanan Akdeniz Mutabakatı ve Genişleme Stratejisi, AB’nin Türkiye’yle ikili bir ilişkiyi planladığını gösteriyor. Bir yandan üyelik adaylığı devam ederken bir yandan diğer Akdeniz ülkeleri gibi AB’yle partner statüsünde de ticaret, yatırım ve teknoloji transferi ilişkileri de kurabilir. Hatta, aday ülke olarak revize ettiremediği Gümrük Birliğini partner ülke olarak kendi ekonomik çıkarlarına daha uygun hale getirmesi dahi söz konusu olabilir.
Ulakbim’in İspanya’yla YZ gigafabrika ortaklığı bu vizyonun bir parçası. Ancak, Türkiye, AB’nin Çin’le olası bir yapay zeka iş birliğine hazır olup kendi çoklu ittifaklarını jeopolitik alandan teknoloji alanına genişletebilmeli. Bunun yolu da kapsamlı bir sanayi politikasından geçiyor.



