Yeniden K. Kıbrıstan siyasal uçaklar kalkıyor. Önce hükümet yetkilileri yola çıkıyor. Artık normal ayle görüşmelerine dek indirgenen ilişki ağında yeniden Cevdet beyle görüşmek amacıyla Ankaraya yolandılar. Ardından küliiye serüveninin önemli ilk ayağı olan Erdoğan tarafından kabul edilen ve çağrılan Tufan da uçağa atlayıp gidecek. Aslında hep beklenenlerin kısır döngüsü gibidir. İsim konulur. Ama herkes bilir ki denilen değil resmen merak hep başka konular oluyor. Adını ilk gidişata mali falan dense de. Başta taraftarlar resmen kendi gelecek korkusu kuşkularını da taşırlar. Söylemeseler de hat da ekran dışına çıkınca sıkılmadan söylenen sözlerdir. Acaba sorularına yanıt ararlar.
Tufan ise bir başkadır. Aslında kendi AKP çizgisinde olduğunu yeri geldikçe açıklıyor. CTP durmadan bu görüşü resmi eksende taşır. Mehmedali bey zamanında boşuna demedi: “ben Türkiyede oy kulansam, AKP oy veririm” tekrarları yaptıdıydı. Tufan ise heycanlı: seçimden sonra Ankarada nasıl karşılanacağını önceki tecrübeleriyle de yola çıkacak. Hükümet deneğimi çok acıyla sonlandıydı. Hatırlayın: Tufan başbakanken, yarın imzalanacak derken, koltuk altından çoktan elveda değip uzaklaştıydı. Onun için yaşanan seçim sürecini de düşünürsek, karşısındaki AKP gerçeği varken, elbet endişeyle de durması anormal değildir. Ama daha çok yalakalaşacak sözlerle kendini taktim edecektir. Bu arada kerhen değil de direk Tufan aşkıyla oy verenlerin biraz endişe duymaları da normaldır. Daha başkan olmadan önce Tufanın kişisel yaptığı görüşmeler sonraları net açıklamalar olmaayan bölümlerdeki söylenenler olayı haklı kılıyor. Üstelik daha saraya girmeden yapılan siyasaal açıklamalar da yandaşın bir kısmında pek söylenmese de sorular zaten vardı. Hele Tufanın saraya girişten sonraki resmi siyasal açıklamaları “acaba” sorularını yandaşta sordurtu.
Şunu tekrar edecem: önemlidir. Tufana oy veren önemli kesim savunduklarına değil, başka nedenler vardı. Kimisi Ersin gitsin eylimiyle oy verdi. Ağırlıklı TC kökenli bir kısmı da AKP kaybetsin diye evet dediler. Onun için kulanacağı dil takınılacağı tutum nedeniyle pek fazla dikate alınmayacaktır. Zaten biz bunu bilerek oy verdik diye de savunacak epey kesim de var.
Kısaca, geleneksel klasik K. Kıbrıs Türkiye yörüngesindeki Ankara gidişatlarını yaşamaktayız. Bunlar konuşulanla değil acaba konuşulanların soruları ile daha çok konuşulacak gelişmeler olarak enazından kimisinin konuşmasını medyanın da gündemini belirleyecektir. Sonra da unutulup yeniden devamında güncelleşme beklentisiyle süreç akıp gidecek.****
Bizim kiler Ankara yolunda. Kimisi ilkinde, kimisi de acaba ne olacak kuşkularıyla yola çıktılar. Birkaç gün gündemimizi alacak. Tabi ki siyasetle kendini ilgilendirir deyip koltuk hesabı yapanlar için. Ama beraberinde Ankarada olanlarla fazla ilgilenen de yok. Fakat, son açıklanan İmamoğlu idiyanamesi istenmese de kulaklara dek geleceği kesin. Fazla ilgi göstermeyip yorumlara girmeme tutumu ise işin konuyu sorgulama derecesine girmesini engeleyecektir. Ama gerçekten, Türkiyede son dönemler daha çok yargı sopasıyla hem de anamuhalefet partisine karşı kapapatılacakmı sorusuna dek gelen siyasal hamleler devam ediliyor. Bunun önemli halkası. İstanbuldur. İstanbul belediye başkanının da aylardır tutukluğuna şimdi de açıklanan idiyaname eklendi. Seneleri dolduracak uzun zamanlı hapis isteniyor. Mesaj net: “sen başkan olamayacan”… devlet içi mücadele ile rejimin kalıcılaşma hamleleri artık CHP kapılarını çoktan çaldı. Ne acıdır ki zamanında Kılıçtaroğlunun da onayladığı yasalar, kendilerine uygulanmaz pişkinliği, şimdi kendilerine yöneldi. Tasfiye ekseninde sıra onlarda.
Türkiye devleti AKP projesiyle başlayan siyasal dönüşüm adımlarında, şimdi yargı sopasıyla muhalefete yöneldi. Ayrıca. Uluslarası ilişkilerle bölgesel hesaplar dinamiği, alışılmamış kürt kartı da masaya sürüldü. Dış dinamikler ve iç hesaplar üzerinden CHP ve Kürt kartı siyasal kozlar arasında. Hem muhalefeti parçalama, hem Kürt kartıyla salt iç değil bölgesel hegemonyaa siyasal yeni Osmanlıcılıkta oynama ikilemiyle yeni devlet şekillenmesiyle kalıcılaşma birlikte yol alıyor.
İmamoğlu idiyanamesi ve Öcalanla görüşme tartışmaları adeta devletde Erdoğanın da kalıcılaşma hamlelerinin önemli siyasal dışa vuruşudur. Kurumsal çöküşlerle konuşuturulan ezber de bir başkadır. Uhyulmayan yasalar, kendine göre uygulanıp uygulanmayan anayasa ve AİHM kararları gibi. Buna karşın da giderek dozu artırılan yasal ve genelde anayasa değişim talepleri. Yasanın uygulanmadığı, yetkinin mutlak olduğu koşulda anayasa tartışması da bir başkadır.
Elbet bunlar direk K. Kıbrısa da yansıyacak. Bir öenmli noktayı hemen burada hatırlatalım: K. Kıbrısta son dönemde yapılan üç seçimi iktidar bloku kaybeti ayni zamanda Türkiye ile alakalı referandum ve seçimlerde de Errdoğan tek kaybettiği kendine göre dış ülkedir. Buda önemli paradoks. Üstelik kendine karşı olup kazanan kesim de ısrarla Erdoğancı olduğunu söylemesine rağmen. Buda K. Kıbrıs gerçeğidir. Onun için hem türkiye hem de K. Kıbrısta son seçimlerde AKP istediğini tam bulamadı. Ayni kurallarla seçime girme eylimi de bundandolayı isteksizdir. Yine de Türkiye devleti tarihi dönüşüme devam ediyor. Bunu direk uluslarası güçler de destekliyor. Birileri hayal etse de dış karşıt eleştiriler hyoktur. Zaten sadece Kıbrıs değil, örneğin Suriye de aynidir. Dikat etinizmi; Türkiye Suriyenin Y.9 kontrolu altında. Ama herkes Suriyenin toprak bütünlüğü derken, yabancı güçler sorununu tartışırken, Türkiyenin hiç adı geçmez. Çekilsin dahi denilmez.
Kısaca, bizimkiler Ankara yolunda. Ama Ankarada sis bulutları yaygın. Ama işin kolayı var: istenilenler gündemleşir. Başka gelişmeler de eklense, pek duyurmama duruşu daha fazla dikat edilir. Roller tamam. Ama Türkiye devletini saran hamleler ve tasfiyeler yeni rejimin de dikak yolu buraya dek geldi. Bakalım bu bıçak sırtı yolu ile sistemin de onayı ile nereye dek devam edecek?



