Temsili demokraside halk şeffaf, hesap verebilir bir seçim sistemi ile belirlenen bir süre için kendini yönetenleri seçerek, yönetime getirir.
Bu sistem demokratik gibi görünse de dünyayı şekillendiren ABD–İngiliz orijinli küresel güçler; bu sistemi para ile satın aldıkları medya yardımı ile halklara demokratik seçim diye yutturarak, çeşitli yöntemlerle kontrol ettikleri kişileri, kendi çıkarlarına hizmet etmek için seçimler yolu ile yönetime getirmeyi başarmaktadırlar.
Türkiye’de 2000’li yılların başında, küresel güçlere hizmet etmek için iktidara getirilen Erdoğan ve AKP buna verilecek en güzel örnektir.
1960’lı yılların sağ – sol siyasetine saplanmış, kendini yenileyemeyen politikacılarla bir yere varılamayacağını gören küresel güçler, Türkiye’de Turgut Özal ile başlatılan yeni liberal politikaları ileriye taşıyacak yeni yüzler peşine düştüler.
Refah Partisi içinde bir grupla anlaşarak, Fetullah Gülen’in yetiştirdiği sol veya liberal çevreleri de kadrolarına katarak, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurdular.
Bir şiir okuduğu için hapse atılarak, kahraman yapılan Recep Tayyip Erdoğan, hapisten çıkar çıkmaz soluğu ABD Başkanı Bush’un ve Yahudi lobi kuruluşlarının yanında aldı.
Tayyip Erdoğan, “Ben Büyük Orta Doğu Projesi’nin eş başkanıyım” diyerek kime ve neye hizmet edeceğini açıkça ifade etmişti.
“Komşularla sıfır sorun” diye çıkılan yolda küresel güçlerin çıkarları, emirleri ve maddi destekleri doğrultusunda Orta D’nun yeniden şekillenmesine katkı koymak için kökten dinci terör örgütleri, Türkiye tarafından eğitilip silahlandırılarak komşu ülkelere sokuldu.
Irak, Suriye ve Libya’da yaratılan terör, devlet otoritesinin kontrolu kaybetmesine ve yönetimlerin bir, bir çökmesine neden oldu. Bu ülkelerde küresel güçlerin kontrol ve denetiminde kukla yönetimler iktidara getirildi.
1915 yılında İngiliz – Fransız dışişleri bakanlarının cetvelle çizerek belirledikleri Orta Doğu coğrafyasında yer alan ülkelerin sınırları şimdi tekrar belirlenmektedir.
İsrail’in güvenlik kaygılarını dikkate alarak belirlenen bu siyasi yapılanmanın sınırlarının orta Asya ülkelerine kadar uzanması öngörülmektedir. ”Abraham (İbrahim) Antlaşması” olarak açıklanan düzenlemeye Orta Asya Türk Devletleri de dahil olmaya başlamışlardır.
Önce Azerbaycan – Ermenistan arasında devam eden savaşı sonlandıran ABD Başkanı Donald Trump, küresel güçlerin kuklası Azerbaycan Başkanı İlham Aliyev ile buluşup bol bol övgü almıştır.
İlham Aliyev yaptığı konuşmada, Asya ve Afrika’da devam eden savaşlara müdahale ederek, en zor sorunların bile üstesinden geldiğini söylediği ABD Başkanı’nı övmekle bitiremedi.
Orta Asya ülkelerine yaptığı ziyarette ise Kazakistan Başkanı Kasım Cömert Tokayev, Donald Trump’ı “göklerden gelen lider” olarak tanımlayıp, yağ çekme konusunda İlham Aliyev’den geri kalmadı.
Donald Trump’ın şahsında, aslında küresel güçler temsil edilmektedir.
Kendi çalışma ofisinde kabul ettiği ülke liderlerine ayar çekmekte de çok başarılı olan Donald Trump, Recep Tayyip Erdoğan’ı kabulünde ona seçimlerde hile yapma konusunda çok başarılı olduğunu ve orada bulunan Türk yetkililerin “Hollywood’da bile bulunamayacak kadar güzel figüranlar” olduğunu söylemesi rastlantı değildir.
Donald Trump’ın aşağılamalarına Türk yetkililer neden seslerini çıkaramamışlardır? Daha da ileri giderek Trump, “Bu heyet buraya gelmeden önce onlara ne verelim diye danışmanlarımızla düşünürken, onlara meşruiyet vermeyi uygun bulduk” diye önemli bir mesaj vermiştir.
Türkiye’de seçimle iktidara gelen Erdoğan – AKP iktidarına ABD’nin meşruiyet vermesi Türkiye’deki seçimlerde ortaya konan siyasi iradeye müdahale etmesi demek değil mi?
Demek ki bu seçimlerin de bir anlamı yoktur ve ABD’nin onayı ile Türkiye’deki iktidar şekillenmektedir. Buradaki “meşruiyet”, Erdoğan – AKP İktidarının yaptıklarına ABD’nin onay vermesi ve göz yumması anlamı taşıdığını da unutmamak gerekir.
ABD, bu gücü ekonomik veya askeri gücünden değil, bu iktidar kadrolarının yaptığı yanlış işleri günü geldiğinde kullanmak üzere bir kenarda tutmasından almaktadır.
Örneğin Halk Bankası konusu, Baykar insansız hava araçlarının Sudan’da sivillere karşı kullanılması, uyuşturucu, rüşvet, kara para aklama olayları gibi benzer olaylarla Türkiye’deki İktidar teslim alınmıştır. Küresel güçler, onlara izin verdiği ölçüde Türkiye’de iktidarda kalabilirler.
Bu sadece Türkiye için değil, yakın coğrafyamızdaki Arap ülkelerinden tutun da Avrupa ve dünyanın diğer yerlerindeki ülke iktidarları için de geçerlidir.
Rusya, Çin, Kuzey Kore, Küba, İran, Venezuella gibi ülkeler ile devam eden çatışma ve kara propagandanın nedeni buralardaki iktidarların hala daha küresel güçlere direnmesinden kaynaklanmaktadır.
Erdoğan – AKP İktidarı, küresel güçlerin onlara çizdiği senaryo doğrultusunda hareket etmek zorundadırlar.
Bu yüzdendir ki, İsrail’in yaptıklarına ses çıkaramamakta, dün “terörist, bebek katili” dedikleri insana bugün “PKK’nın kurucu önderi Sayın Abdullah Öcalan” demekte veya dün “terörist” diye suçsuz yere hapse attıkları Selahattin Demirtaş için “Hukuki yollardan sonuca ulaşmıştır. Tahliyesi Türkiye için hayırlara vesile olacaktır” demektedirler.
Burada söyleyen değil söyletenin önemi ortaya çıkmaktadır.
Orta Doğu coğrafyasının tekrardan şekillenmekte olduğu gerçeği ortada durmaktadır.
Yaşadığımız ülke Kıbrıs’ın da bundan payını alması kaçınılmazdır.
Türkiye’yi bu planlar içinde çok önemli bir yere koyanlara, Türkiye’deki iktidarın, küresel güçlerin emrinde olduğunu, onların sözünün dışına çıkamayacağını bir kez daha hatırlatmakta yarar görüyorum.



