Bu hafta Doğu Asya küresel hegemonlara evsahipliği yapıyor. Geçtiğimiz hafta sonu Kuala Lumpur’da Güneydoğu Asya ülkelerinin bölgesel örgütü ASEAN’ın yıllık toplantısı vardı ve önümüzdeki günlerde Gyeongju’da Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği Örgütü APEC’in zirvesi olacak. İkisine birden katılacak olan Trump, ikisinin arasında kalan zamanda da Japonya’yı ziyaret ediyor. En önemlisi, APEC zirvesi öncesinde Trump ve Xi’nin bir araya gelmesi bekleniyor.
Ama, ABD ve Çin arasındaki ilişkiler bu aralar o kadar çalkantılı ki, bu görüşmenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinden kimse emin olamıyor. ABD ve Çin arasındaki küresel hegemonya yarışı Obama döneminden beri devam ediyordu, ama Trump’ın ve Xi’nin agresif kişilikleri bu rekabeti bir tiyatroya dönüştürdü. Ayın başında Pekin, işleme süreçlerinde tekeli elinde bulundurduğu nadir toprak elementleri ihracatına yeni kısıtlamalar getirdiğini açıklamıştı. Buna karşılık Trump, Çin ürünlerine yüzde 100 gümrük vergisi uygulamakla ve hatta Xi ile planlanan görüşmeyi iptal etmekle tehdit etti. Ek olarak, yeni yazılım ihracatı kısıtlamaları ve 2020 ticaret anlaşmasına uyum konusunu soruşturma da, Trump’ın kullanabileceği tehditler arasında. Bunlar aslında müzakere masasında üstünlük sağlamak için tansiyonu bilinçli olarak yükseltme taktiği olarak okunabilir. Aylardır her gün Çin ve ABD arasındaki ekonomik rekabet kah yeni gümrük vergileri ya da ihracat kısıtlamalarıyla geriliyor, kah yeni yatırım vaatleriyle yumuşuyor. AB ve Japonya gibi orta ölçekli güçler, her iki durumda da kaybedenin kendileri olacağı senaryolara hazırlanmaya çalışıyor.
Geçtiğimiz hafta sonu, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng’la Malezya’da görüştü. Görüşmenin amacı, 30 Ekim’de Güney Kore’de yapılacak APEC zirvesi sırasında planlanan Trump-Xi buluşmasına zemin hazırlamaktı. İki tarafın bürokratları, Trump ve Xi tarafından nihai karara bağlanma şartıyla bir ticaret anlaşmasının çerçevesi üzerinde uzlaştı. Bu taslak anlaşmaya göre, ABD gümrük vergilerini, Çin de nadir toprak elementleri ihracatına yönelik kısıtlamaları geçici olarak durduracak. Bu ateşkesin liderler tarafından onaylanması ve kalıcı olması başka faktörlere de bağlı.
Xi, Çin’de gelecek yılın mart ayında resmi olarak açıklanacak yeni beş yıllık kalkınma planının hazırlıklarıyla meşgul. Geçen hafta gerçekleşen Çin Komünist Partisi (ÇKP) ön kongresinde (plenum), üst yönetimin mevcut yüksek teknoloji sanayi politikasından memnun olduğunu ve sadece ufak iyileştirmeler yaparak yola devam etmeye kararlı olduğunu gösterdi. Öncelikli alanlar arasında dijitalleşmeyle güçlendirilmiş imalat sanayi, dijital tarım, havacılık-uzay, ulaşım ve siber güvenlik var. Yeni eklenen politikalar arasında köylülerin durumunun iyileştirilmesi için stratejiler var ama genç işsizliği ve halk sağlığı, çocuk ve yaşlı bakımı gibi sosyal hizmetlerin eksikliğiyle bunalmış kentli nüfusa bir müjde yok.
ÇKP’nin yıllık toplantılar zincirinin başlamasıyla, ABD’de geleneksel Xi’nin gücünün zayıfladığına, halefinin bulunmadığına dair analizler de yayımlanmaya başladı. Bir yandan da, Xi’nin gündeminin yoğun olduğu bu dönem, Çin’in arkabahçesi sayılabilecek bölgelerde ABD nüfuzunu arttırma girişimlerine şahit olunuyor. Trump, ASEAN zirvesindeyken üç bölge ülkesiyle ticaret ve nadir element madenlerinin işletilmesiyle ilgili anlaşmalar imzaladı. Uzmanlar bu anlaşmaların Çin’in nadir toprak elementlerinin işlenmesi ve teknolojide kullanıma hazır hale getirilmesi için gereken süreçteki tekelini etkilemeyeceğini düşünüyor. Çünkü bu anlaşmalarda somut yatırım rakamları ve bağlayıcı taahhütler yok ve hiçbir madde bu ülkeleri başka bir güç blokuna angaje olmaya zorlamıyor. Bu durumda, bu anlaşmaları Küresel Güney’deki küçük ve orta ölçekli ülkelerin kendilerini yeni bir soğuk savaşta bulmamak için yürüttüğü ‘çoklu ittifak’ stratejisinin bir parçası olarak okuyabiliriz.



