Beş Kıbrıslı Rum’un serbest bırakılması bir hukuk başarısı gibi sunulacak belki. Ama özgürlüğün teminata ve “yurt dışı” yasağına bağlandığı yerde gerçekten özgürlükten söz edilebilir mi?
Şimdi “yurt dışı” yasağıyla Kıbrıs’ın bölünmüşlüğünü kabul edebiliriz sanırım…
Beş Kıbrıslı Rum’un teminata bağlanıp serbest bırakılmasını bir hukuk zaferi gibi sunacak olanların manipülasyonlarına ne diyelim peki?
Kim savunacak bu insanların gerçek haklarını? Biz buna sevinelim de sizi kahraman mı ilan edelim? Bu insanlar gerçekten özgür mü oldu, yoksa bizimle alay mı ediyorsunuz? Şansımızı mı zorlamayalım, yoksa şükretmeli miyiz?
Daha da soralım: Bu insanlar kendi seçtikleri doktora, hastaneye, sağlık hizmetine nasıl ulaşacak? Kuzeyde nerede kalacaklar? Ücretsiz sağlık ve kamu hizmetlerinden yararlanabilecekler mi? Siz bu yasaklarla ve teminat işgüzarlığıyla sınırlara sınır, engellere bin kat engel, esarete de en büyük kapıları açıyorsunuz…
Ve hiç kimse de buna ses çıkarmıyor.
Soracak mıyız: Bu insanların paraları var mı, yok mu? Ücretsiz psikolojik destek alabilecekler mi? Ruh halleri nasıl? Kim çekecek bunun endişesini? Özel hastanelerde ve otellerde, maddi zarara uğrayarak mı geçirecekler teminat sürecini?
Kim gereken ücretsiz sağlık, barınma ve korunma hizmetini sağlayacak?
Yoksa ne halleri varsa görsünler mi?
Başkalarının mallarını satmış, hastalık teşhisi bile şaibeli olan Simon Aykut ile aynı kefeye koymaya devam mı edeceğiz beş Kıbrıslıyı?
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu ortağı olduğunu iddia eden, hak doğurmaya ilk sırada koşan Kuzey’in efendileri ne diyecek, seçimler yaklaşırken tüm bunlar için?
Siz bu insanları Kıbrıs’ın kuzeyine hapsettiğinizde hangi özgürlükten bahsedebilirsiniz? Hangi başarıdan, hangi etik değerden, hangi hukuktan?
Muhalifler çıksın ve konuşsun: Kıbrıs’ın kuzeyinden çıkma yasağının teminata bağlanması ne demektir? Bu, adalet midir yoksa modern bir esaret biçimi mi?
Ve siz şimdi utanmadan kahraman rolüne mi soyunacaksınız, tüm sessizliğin ardından?
Masum, yaşlı ve hasta Kıbrıslı Rumlar için adaletin savunucusu, insan haklarının nöbetçisi misiniz gerçekten?
Uğraşlar, bildiriler, gönülden, bedel ödemeyi göze alarak yapılmıyor; o ortada, apaçık…
Bir çıkarınız olmasa, bir tek kılınızı kıpırdatmazsınız.
Uzun lafın kısası: Beş Kıbrıslı Rum’un teminatla bırakılması bir başarı gibi görünse de, perde arkasındaki entrikalar ve bu kahramanlık hikâyesi olarak lanse edilme potansiyeli yüksek teminat işgüzarlığının ne kadar sahte olduğunu gösterecek…
Çıkarlar devreye girdiğinde kutsallığını kaybeden bir insan hakkı savunuculuğudur yaşadığımız…
Bir insanın özgürlüğü, bir toplumun adalet talebi, hiçbir pazarlığın malzemesi olamaz; olmamalı…
Evrensel değerler çıkar uğruna esnetildiğinde artık evrensel olmaktan çıkar; bir grubun veya iktidarın çıkarının hizmetine girer.
Hukuk, çıkar hesaplarının değil; insanca yaşamanın, özgürlüğün ve eşitliğin garantisi olmalıdır.
Kıbrıs’ta, Ortadoğu’da, Avrupa’da ya da dünyanın herhangi bir yerinde fark etmez: İnsan hakları satılık değildir.
Kahramanlık da fon dosyalarının, gizli anlaşmaların ve perde arkası oyunlarının gölgesinde parlamaz.
Gerçek kahramanlık, çıkar gözetmeden, bedelini gerçekten ödeyerek adaletin yanında durabilmektir.
Şimdi teminatla devam edecek olan bu tutsaklığa ve işgal bölgesinden çıkış yasağına zamanında ve samimiyetle kim ses çıkaracak?



