Bir hukuk zaferi gibi sunulan, ama gerçekte siyasetin gölgesinde şekillenen kahramanlık hikâyeleri ve sessiz mağdurlar üzerine bir gözlem.
Beş Kıbrıslı Rum serbest kaldı. Kahramanlık kınalarını yakabilirsiniz… Ama hangi şartla? Kuzeyde kalacaklar. Yani yarı özgür, yarı tutsak bir hayat. Buna rağmen, bu tabloda kahramanlık gösterisi izlenimi var…
Kurtarıcıların flaşlı pozları, mağdurların sevinç gözyaşlarının önüne geçti. Kıbrıs’ın kuzeyinde kalma şartıyla serbest bırakılan beş yaşlı ve hasta Kıbrıslı Rum “özgürlüklerine” kavuştu.
Bu serbest bırakılış, bir hukuk zaferinden çok, siyasi dengelerin gölgesinde yazılmış bir kahramanlık hikâyesi gibi…
Haberlere düşen fotoğraflar, sahnede bir zaferi andırıyordu; oysa perde arkasında başka bir gerçeklik saklıydı. Fotoğraf makineleri şakırdadı. Serbest kalanlar sevinçten avukatlarına sarıldı, yanlarındaki insanlara, eşine dostuna dokunarak gözyaşı döktü. Ayların ağırlığı, dar hücrelerin rutubetli kokusu o an akıp gitti.
O sahne, bir hukuk başarısı gibi servis edildi. Fotoğraflar çekildi, kahveler içildi belki, kahramanlık ilanları yapıldı.
İşin özüne dokunanlar ise, her işte olduğu gibi, kenara itildi. Aylar boyunca sorunun köküne işaret eden, sesini yükseltenler, unutuldu…
Haftalardır “sorunun kökü başka yerde” dedik ama oyunu kuralına göre oynayanlar oldu kahraman…
Misafir rolünü üstlendi Kıbrıslılar kendi anayurtlarında.
Sahneyi, flaşların önünde poz veren kurtarıcı kahramanlar aldı.
Sanki aylarca süren haksızlık bir günde aklanmış, siyaset bir lütuf dağıtmış gibiydi.
Mahkeme koridorlarında sürüklenen bedenler yokmuş gibi davranıldı, hasta insanlar karakol kapılarında saatlerce bekletilmemiş gibi, ayların yükü sırtlara yüklenmemiş gibi gösterildi.
Gerçeklik bir kez daha utandı. Onlarca kez sorgulandılar. İş, en başından misillemeydi, düzmeceydi, planlıydı.
Ayların yükünü omuzlayan o yaşlı insanların gözlerine kimse bakmadı. Ve bütün bunlar olurken tek bir güçlü tepki gelmedi.
Planlı, hesaplı, seçim arifesi hiyerarşisiydi tüm olanlar…
Ne meydanlarda, ne sokaklarda bir ayaklanma oldu.
Sessiz onayların gölgesinde, anlaşmaların utancıyla verilen rızalar, yayımlanan bildiriler, üst üste eklenen endişeler devreye anlaşmalı şekilde girdi, içten gelmeden, vicdan utandı…
Sosyal medyada abartılı ve seri paylaşımlar belirdi, bitmek bilmedi. Ama özüne, yani haksızlığın kendisine dokunan ses çok azdı.
Kahramanlık oyunu Kıbrıs’ın siyasi sahnesinde defalarca oynandı. Bir yanda mağduriyet, diğer yanda kurtarıcı rolü… Politik çıkarlar uğruna insanlar tüketildi, yaşlı bedenler pazarlık masasına malzeme edildi. Siz ise seyirci kaldınız ve şindi kahramansınız.
Alkışlayanlar, söylenip geçenler oldu. Ama kimse dekoru yıkmaya cesaret edemedi.
Asıl gerçek: Bugün elde kalan, kurtarılanların gözyaşları ve kurtarıcıların gururla salladığı fotoğraflar oldu. Yazılan ise bir “hukuk başarısı” hikâyesi. Oysa çıplak gerçek şu: Hukuk, ancak siyasetin izin verdiği kadar işledi. İnsan hakları, ancak dengeleri bozmadığı sürece hatırlandı. Aylarca süren haksızlık ve sessizlik, zincirlerle yaşamaya mahkum edilenleri görünmez kıldı.
Beş yaşlı beden serbest kaldı. Ama biz hâlâ zincirlerimizle yaşamaya devam ediyoruz. Biz hâlâ bu kahramanlık perdesinin, aynı zamanda temsilinin seyircisiyiz.
Vatana millete hayırlı olsun!


