Genelde son dönemde dünyada solun tıkanışı, seçenek olmaması tartışılmaktadır. Kapitalist sistemin krizleri, bunların buhrana dönüşmesine karşın hâlâ sosyalizmin çıkış yapamaması hep soru işareti şeklinde daha da düşündürücü hale geliyor. Genelde Ortadoğu ve Avrupa eksenli bu duruş, adeta yükselen gericilikle faşizmin kıskacına dek takılıyor. Fakat Latin Amerika’da işler tam da böyle değildi. İki bin başlarında yine krizler yeni bir sol dalga çıkardı. Adını da pembe sosyalizm aldı. Chavez ve Lula başını çekti. Amerikan baskıları ile entrikaları sonucu bu dalga iki bin sekizde Honduras’la başlayan inişe geçti.
İki bin on sekizde yeniden sol dalga pembe sosyalizm çizgisinde yükseldi. Fakat salt emperyalist baskı kuralları değil, sol içi kırılmalarda “Bolivya gibi” bu defa da ömrün kısa olmasını getirdi. İlk kırılma ülkelerinden biri de Peru idi. Yükselen ikinci dalgada bu defa Peru’da da sosyalist aday Castillo başkanlığı Peru’da kazandı. Peru önemliydi. Ama Petro Castillo sonuçta darbelerle yönetimden uzaklaştırıldı.
Ülke karıştı. Yerel halk direnişe geçti. Fakat Castillo’nun kendi partisi hatta yardımcısı da ihanetler içinde darmadağın oldu. Castillo’nun yardımcısı Mina, yeni yönetimin başkanı olarak göreve getirildi. Bilmem bir çağrı yapıyor mu, Maduro olayı gibi…
Halk tepkileri ordu baskısıyla bastırıldı. Başlangıçta erken seçim denilse de sonradan, ayaklanmalar ezildikçe normal şartlarda seçim denildi. Castillo ise hapse gönderildi.
Aslında Peru’da Castillo önemli bir ilki yapıyordu. Sosyalist bir aday seçim kazanıyordu. Kır kökenli, aydın, öğretmendi. Amacı demokratik bir anayasa da yapmaktı. Ancak başta ordu buna karşıydı. Hele de yerli halka eşit haklar verme konusunda başta ordu karşıydı. Peru ordusunun Amerika’yla ilişkileri de mükemmeldi. Özellikle Fujimori döneminde faşist baskılamada önemli rol aldı. Birçok devrimci kıyımında rol alındı.
Castillo buna rağmen seçimi aldı. Bu ikinci sosyalist dalgada önemli yeni ülke kazanımı idi. Fakat parlamentoda çoğunluk sağlanamadı. Üstelik iş yerel halka haklar ve kurucu meclisle yeni anayasa olunca, karşı cephe epey genişledi. Tıpkı Şili’deki Boric’in başına geldiği gibi. Gerçi Boric, kurucu meclisi ezici çoğunlukla kurdurtmasına rağmen, anayasa geçmesine karşın halk reddederek önemli siyasal denkleme damga vurdu. Şili’de de genelde yerel halka haklar denilince öteki çoğunluk kesimi bu eşitliği hazmetmekte zorlanıyor. Sol ittifakta parçalanmalar oldu.
Latin Amerika’daki yeni pembe sosyalist dalganın en önemli kırılma noktasıydı. Bolivya, Ekvador, Şili ve Peru’da oluşan kentli sol ile kırsal yerel halk ittifaklarının kırılması, pembe sosyalist çıkışın da gerilmesinde önemli katkı yaptı. Nitekim yukarıda sıralanan ülkelerde, hele de Şili ve Bolivya örneğinde adeta faşist liderlerin yolu da kolaylaştırıldı. Sol bir anlamda sağa veya bölge Amerika’ya teslim edildi.
Castillo bir yılı doldurmadan ordunun da darbesiyle devrilip hapse kondu. Yükselen halk dalgasında ilk kırılmayı da kendi partisi ile yardımcısı Mina yaptı. Darbecilerle birleşip yönetimde kalındı. Ama neoliberal politikalar uygulandı.
Geçenlerde Peru’da ön seçimler yapıldı. Oluşan yukarıdaki gelişmelerin elbet yansıyış biçimi önemliydi. Bolivya tipi teslimiyet veya direncin yeniden canlanma ikilemi vardı. Bu arada doksanlardan beri ülke yönetiminde kanla, baskıyla anılan Fujimori’nin kızı da yine adaydı. Bu defa Fujimori ön seçimlerde hem de birinci oldu. İkinci sırada da sağ aday çıkınca, solsuz ikinci turla Peru’nun yeni lideri seçilmesi kesinleşti. Tıpkı Ekvador ve Bolivya gibi. Öyle koşullarda seçim yapıldı ki ikinci sıradaki sağ aday bile sürecin oldukça çarpıtıldığını ve hilelerin olduğunu söylemesi de tesadüf değildi. Net olan, önceki seçimi kazanan Castillo darbeyle gönderilince, yerine kırılmalar da olunca, meydan sağa kaldı. Daha kötüsü, babası baskı ve insan hakları ihlaliyle yargılanan Fujimori’nin kızı olması da siyasal yönden faşizmin ne denli kökleşmeye doğru gittiğini gösteriyor.
Fujimori döneminde Peru önemli bir kavşağa doğru gidiyordu. Kimi tahmincilere göre Küba’dan sonra ikinci ayaklanma ile devrim yapacak ülke aşamasına geliyordu. Aydınlık Yol hareketinin liderinin tutuklanması ve teslim belgesinin imzalanmasıyla bu hareket de yenilgi sürecine geçti.
Peru bu yaşananlarla önemli. Üstelik seçim kazanıp yerel halka da haklar içeren anayasa değişimi sonucu devrilen kişiydi. Şimdi onca yaşanandan sonra yeniden seçim günü geliyor. Fakat ilk turda epeyce Peru faşizmine dalga vuran Fujimori, bu defa birinci olarak ikinci tura gidiliyor. Sağ aday dahi koşulların Maduro seçimlerini arattığını açıklıyordu. Amerikanın muz bahçesi Latin Amerika bu tür olaylarla kabarık düşmektedir. Sosyalist hareketin zenginlikleri de var. Ancak ikinci sosyalist pembe dalgada sol içi yerel halk ile sol kesim kırılması hep sağa yaradı. Önemli ülkelerden biri de Peru idi.
Önümüzdeki aylarda Peru ve Kolombiya’da seçimler var. Peru’da şimdiden göstergeler faşizmin simgesi Fujimori’nin kızının iktidara yakın olduğunu gösteriyor. Kolombiya ise başka bir soru: şu anda tavırlarıyla da ilgi çeken, Amerika’ya gerektiğinde karşı duran yönetim devam mı edecek, yoksa Kolombiya da Amerikan çizgisine mi girecek ikileminde. Bu seçimler, ikinci pembe sosyalist dalganın bitip bitmeyeceği aşamasına dek gidecek etkileri olacaktır.
İkinci pembe sosyalist dalgada Peru önseçimleri – Özkan Yıkıcı


