Kuzey Kıbrıs’ta yaklaşık bir haftadır devam eden siber saldırıların arkasında, sokağın sesini ve yolsuzluk dosyalarını hedef alan profesyonel bir “dijital temizlik hizmeti” olduğu ortaya çıktı. Hindistan merkezli bir yazılım şirketinin aylık 50 bin dolara varan paketlerle yürüttüğü iddia edilen operasyonda, eylem görüntülerinden sahte diploma davalarına kadar pek çok haber içeriği sahte telif ihbarlarıyla siliniyor. Gazetecilerin doğrudan hedef alındığı bu siber kuşatma sürerken; hükümet, hapis cezası öngören yeni bir sansür yasasıyla bu “temizliği” yasal bir susturma mekanizmasına dönüştürmeye hazırlanıyor

Kuzey Kıbrıs’ta basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı, bir haftadır “telif hakları” maskesiyle gizlenmiş sistematik bir siber saldırı altında. 30 Mart’ta hükümetin hayat pahalılığı ödeneğini durdurma kararına karşı başlayan ve Nisan ayında genel grevle doruğa ulaşan toplumsal eylemlerin görüntüleri, sosyal medya platformlarından birer birer siliniyor.
Bilgi Teknolojileri ve Haberleşme Kurumu (BTHK), yaşananların teknik bir siber saldırı olmadığını savunurken, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı, durumun ciddiyeti üzerine Bakanlar Kurulu’nun toplandığını ve Türkiye’den teknik destek istendiğini duyurdu. Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği (KTGB) ve Kıbrıs Türk Basın Çalışanları Sendikası (BASIN-SEN) bu durumu “demokrasiye ve ifade özgürlüğüne doğrudan tehdit” olarak niteledi.
MECLİS YÜRÜYÜŞÜ HEDEFTE
Sendikaların öncülüğünde Cumhuriyet Meclisi’ne yapılan kitlesel yürüyüşler, polisin biber gazlı müdahalesi ve halkın barikatları aşma anlarına dair videolar, Meta (Facebook/Instagram) üzerinden yapılan sahte “telif hakkı” şikayetleriyle yayından kaldırıldı. Özellikle bağımsız medya kuruluşlarının canlı yayın kayıtlarının bu yöntemle silinmesi, sokaktaki eylemin dijital izlerini yok etmeyi amaçlıyor.
FATMA ÜNAL DETAYI
Dijital kuşatmanın hedef listesi, operasyonun organize bir “siyasi temizlik” olduğunu kanıtlıyor. Bir yandan halkın sokaktaki sesi ve polisin eylemcilere müdahalesi silinerek toplumsal hafıza hedef alınırken; diğer yandan Başbakan Ünal Üstel’e yakınlığıyla bilinen Fatma Ünal’ın yargılandığı sahte diploma davasına ilişkin haberleri dijital arşivlerden ayıklanıyor. Hem sokaktaki direnişin hem de yolsuzluk dosyalarının eş zamanlı olarak hedef alınması, siber saldırıların iktidarı her alanda “sterilize etme” amacı taşıdığını gözler önüne seriyor.
HİNDİSTAN MERKEZLİ “İTİBAR TEMİZLİĞİ” OPERASYONU
Bugün Kıbrıs Gazetesi’nin yürüttüğü araştırma, bu siber saldırıların arkasında amatör bir yapı değil, Hindistan merkezli Aiplex Software Pvt Ltd. isimli profesyonel bir şirketin olduğunu ortaya koydu. Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ayşemden Akın, Aiplex üzerinden kaldırılan içerikleri ifşa eden manşetlerinin Facebook tarafından iki kez silindiğini belirtti. Gazetenin ulaştığı bulgular, basın özgürlüğüne yönelik bu müdahalenin sistematik bir operasyon çerçevesinde yürütüldüğünü somut verilerle belgeledi. Yapılan incelemeler, dijital dünyadaki bu organize saldırıların doğrudan medya organlarını hedef alarak halkın haber alma hakkını kısıtlamayı amaçladığını gösteriyor.
YeniDüzen Gazetesi Haber Müdürü Serap Karaman’ın aktardığı bilgilere göre şirketin sunduğu “itibar yenileme” paketleri kapsamında, aylık 50 bin dolara kadar çıkan meblağlar karşılığında dijital bir “sterilizasyon” işlemi yürüttüğü belirlendi. İçerikleri şikayet eden kısmında bizzat şirket adının yer aldığı tespit edilirken; negatif içerik kaldırma, Google sonuçlarını temizleme ve sahte hesap silme gibi hizmetlerin bu paket dahilinde olduğu görüldü. Özellikle sosyal medya içeriklerinin kaldırılması ve kriz yönetimi için talep edilen 10 bin ile 25 bin dolar arasındaki yüksek ücretler, operasyonun mali boyutunun ve arkasındaki siyasi/finansal gücün ne kadar büyük olduğunu gözler önüne seriyor. Bu durum, basın üzerinde sadece bir teknik engel değil, aynı zamanda yüksek maliyetli bir “itibar temizleme” operasyonuyla profesyonel bir otosansür baskısı yaratıldığını kanıtlıyor.
HACK DEĞİL, SİSTEMATİK İHBAR
Saldırılar geleneksel hackleme yöntemlerinden ziyade, platformların (Meta, YouTube) “Telif Hakkı Koruma” algoritmalarını suistimal ederek yürütülüyor. Organize bir merkezden yapılan binlerce sahte ihbar, platformların otomatik sistemlerini devreye sokarak içerikleri siliyor veya sayfaları askıya alıyor.
AYŞEMDEN AKIN: “BİRİLERİ ‘GÖRÜNMEDEN’ MEDYAYI DİZAYN EDİYOR”
Siber kuşatmanın doğrudan hedefi olan Bugün Kıbrıs Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ayşemden Akın, yaşadığı dijital ambargoyu ve gazete sayfalarındaki yetkilerinin kaldırılmasını kişisel sosyal medya hesabından duyurdu. Akın, sadece güncel eylemlerin değil, Sunat Atun, Halil Falyalı ve Fatma Ünal gibi kritik dosya haberlerinin de sistematik olarak yayından kaldırıldığını belirtti. Yapılan müdahaleyi “çirkin bir medya dizaynı” olarak nitelendiren Akın, açıklamasında şu ifadelerle dijital sansüre meydan okudu: “Birileri ‘görünmeden’ medya dizayn ettiğini, haberleri keserek gerçeği kontrol edebileceğini sanıyor. Yanılıyorlar. Bu bir hesap meselesi değil; arşiv, hafıza ve takip meselesidir. Birini silseniz onlarcası çıkar. Bu yaptığınız akıllı bir strateji değil, sadece kaybettiğinizi bildiğiniz bir savaşı uzatma çabası ve panik halidir.” Ayşemden Akın, 2022 yılında öldürülen kumarhane patronu Halil Falyalı’nın yasadışı bahis trafiğini ve siyasetçilerle yakın ilişkilerini deşifre eden haberlere imza atmış; Falyalı’nın infaz edilen finans müdürü Cemil Önal ile yaptığı röportaj Türkiye’de de büyük ses getirmişti.
“DEZENFORMASYON YASASI” KAPIDA
Dijital saldırılarla eş zamanlı olarak Kuzey Kıbrıs’ta hükümet, Türkiye’deki “Sansür Yasası” ile büyük benzerlikler taşıyan Bilişim Suçları Yasası ve Müktesebat Düzenlemeleri’ni Meclis gündemine taşımaya hazırlanıyor. Gazeteciler ve hak savunucuları, bu yasanın “dezenformasyonla mücadele” adı altında muhalif sesi kısmak için kullanılacağı uyarısında bulunuyor. Tasarı, “yabancı devlet ve yetkililerine hakaret” düzenlemesiyle birlikte “iki devlet arasındaki ilişkilerde gerilim yaratabilecek” yayın ve paylaşımları suç kapsamına alıyor. Ayrıca Ceza Yasası’na ilk kez eklenecek olan “organize dezenformasyon” ve “halk arasında korku yaratmak” gibi ucu açık kavramlar, gazeteciler ve hak savunucuları tarafından basın özgürlüğüne yönelik nihai bir yasal abluka olarak nitelendiriliyor.



