Savaşların yıkımı sadece cephede değil bütçelerde de büyüyor. ABD saldırılarının maliyeti büyürken artan askeri harcamalar sosyal politikaların kısılması, borçların büyümesi ve yavaşlama riskini derinleştiriyor

Şüphe yok ki, savaşların en hazin ve can yakıcı yönü insani maliyetidir. Ayrıca savaş ortamında toplumların ruhunda açılan yaraların, tahrip edilen aslında tüm insanlığa ait olan tarihsel mirasın bedelini de dolarla ölçmek olanaksızdır. Ancak biz bugün işin biraz kolayına kaçacağız, savaşların ekonomik maliyeti üzerine odaklanacağız. Özellikle, saldırgan güç ABD’ye İran seferinin yüklediği mali fatura üzerinde duracağız.
TRUMP REKOR SİLAHLANMA BÜTÇESİ İSTİYOR
Trump yönetimi, Kongre’den İran harekatının maliyetini karşılamak için 200 milyar dolar ek ödenek talep etti. Bu rakam bütçenin yüzde 2,7’sine denk geliyor. CounterPunch sitesinde yazan Dean Baker, böyle “büyük bir dava” için 200 milyar dolarlık faturayı aşırı görmeyen turuncu saçlı başkanın, tasarruf önlemleri kapsamında, bunun küsuratı bile olmayan kamu televizyon yayınlarının 550 milyon dolarlık ödeneğini kestiğini hatırlatıyor.
Baker’a göre, 2001’de askeri bütçe GSYH’nin yüzde 3’üydü. Afganistan savaşı başlamasaydı, birkaç yılda bu oranın yüzde 2,7’ye kadar düşürülmesi bekleniyordu. Irak işgali de eklenince 2010’da silah harcamaları GSYH’nin yüzde 4,6’sına yükselmişti. Sırf artış miktarı 600 milyar doları buluyordu.
Şimdi Trump, savaş bütçesinin GSYH’nin yüzde 5’ine, yılda 1,5 trilyon dolar düzeyine çıkartılmasını planlıyor. Bu hane başına 12 bin dolarlık bir yük demek. (Dean Baker, CounterPunch.org, Lessons From the Iran War: Making Enemies Makes Us Poorer, 6 Nisan 2026).
Trump, bugün “Medicaid ve Medicare’in (65 yaş üstü ve yoksullara yönelik iki ayrı sağlık sigortası programı) maliyetini karşılamamız olanaksız. Bizim tek önceliğimiz askeri güvenliği sağlama almak” dedi. (Aslında AKP sözcülerinin emekli bayram ikramiyesi için “kaynak yok” söylemine ne kadar benziyor değil mi?)
3 Nisan’da açıklanan bütçe tasarısına göre, savunma harcamalarının yüzde 44 artırılarak, 2027’de 1,5 trilyona çıkarılması öngörülüyor. Sırf artış miktarı, Çin ve Rusya’nın yıllık askeri harcamaları toplamını aşıyor.
Tabii bu bütçenin aslan payı dev silah şirketlerinin kasalarına akacak. Tahmin edilebileceği gibi bu tekellerin hisseleri de hızla yükseliyor. Yılbaşından bu yana borsada sırf Lockheed Martin yüzde 25, Northrop Grumman yüzde 20 değer kazandı. Çocuk gündüz bakım ve sağlık bütçelerinde kısıntıya gidilecek, savaş harcamalarına daha da ağırlık verilecek. (Ben Beckett, jacobin.com, Trump’s 1,5 Trillion for War Comes From Americans’ Pockets, 7 April 2026). Sanırım Trump yönetiminin sınıfsal niteliğini bundan iyi yansıtan örnek zor bulunur.
SAVUNMA HARCAMALARININ MAKROEKONOMİK SONUÇLARI
IMF Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nu bugün açıklayacak. IMF Başkanı Kristalina Georgieva, Bloomberg’e verdiği mülakatta, “2026 için büyüme projeksiyonlarını yukarı doğru revize etmeyi planlarken, savaş dolayısıyla büyüme tahminini aşağı çekmek zorunda kaldık” dedi. Söz konusu Rapor’un silahlanma ve çatışma ortamının ekonomik etkilerine ilişkin çok önemli veriler içeren 2. ve 3. bölümleri önden yayımlandı.
2. bölüm savunma harcamalarının makroekonomik sonuçlarını inceliyor. Son beş yılda dünya ülkelerinin yarısından fazlası silah harcamalarını artırırken, en büyük silah firmalarının satışları son yirmi yılda ikiye katlanmış. Trump’ın zorlamasıyla, Haziran 2025’te alınan bir kararla NATO ülkeleri 2035’ten önce savunma harcamalarını GSYH’nin yüzde 5’ine çıkaracaklar.
Silahlanma harcamalarının artışı bütçe açıklarının yükselmesine, kamu borç yükünün ağırlaşmasına yol açacak. “Her tercih bir vazgeçiştir” sözünün hatırlattığı gibi, kaynakların buraya yönlendirilmesi altyapıya, kamu hizmetlerine, ekonomik güvenliğe, yeşil dönüşüme, toplumların giderek yaşlandığı göz önüne alınırsa sağlık ve emekli maaşlarına yapılacak harcamaların kısılması anlamına gelecek. Silah ithalatı artacağı için özellikle savunma sanayisi güçlü olmayan ülkelerde cari açık sıçrayacak. Kaynakların savunma alanına aktarılması ve bütçe açıklarının artışıyla faizlerin yükselmesi diğer sektörlere yapılacak yatırımları baltalayacak.
IMF’nin 1946’dan başlayan 164 ülkeyi kapsayan araştırmasına göre, 2010’dan bu yana özellikle gelişmekte olan ülkelerde silahlanma harcamalarının hız kazandığı dönemler sıklaştı. Böyle süreçlerde savunma bütçesi GSYH’nin yüzde 2,7’si kadar genişliyor, bu hamle ortalama iki buçuk yıl sürüyor. Harcamaların üçte ikisi bütçe açıklarından finanse edilirken, geri kalanı ise vergi artışlarından ve bütçedeki diğer kalemlerden kaydırmalardan karşılanıyor.
Ortalama bir hızlı harcama dönemi bütçe açığının GSYH’nin yüzde 2,6’sı kadar artışına ve kamu borcunun GSYH’nin yüzde 7’si oranında yükselişine neden oluyor. Savaş dönemlerinde kamu borcundaki artış, GSYH’nin yüzde 14’üne kadar sıçrarken; sosyal harcamalarda daha keskin kısıntılar gözleniyor. 35 NATO ve AB ülkesinde savunma harcamalarının yüzde 80’i, hükümet tüketiminden, yani askeri personele, mühimmata ve alınan hizmetlere yapılan ödemelerden; yüzde 20’si ise askeri ekipman alımı ve altyapı yatırımlarından kaynaklanıyor. Ancak kısa bir özetini verebildiğimiz bu metni konuya ilgi duyanların okumasını hararetle öneririz. (IMF World Economic Outlook Chapter 2: Defence Spending: Macroeconomic Consequences and Trade-Offs, April 2026).
SİLAHLI ÇATIŞMALARIN MAKROEKONOMİSİ
IMF Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nun 3. Bölümü çatışmaların makroekonomisini mercek altına alıyor. Metinde Soğuk Savaş’ın bitiminden sonraki göreceli sakin dönemin ardından, dünya çapında savaşların arttığı vurgulanıyor.
Çatışma ortamının yıkıcı insani maliyetinin yanı sıra, büyük ve ısrarlı ekonomik yükler de getirdiğinin altı çiziliyor. Savaşın cereyan ettiği yerlerdeki üretim kayıpları, finansal krizler ve doğal felaketlerde karşılaşılanın çok ötesine geçiyor. Savaşlar ayrıca mali baskılar, dış dengesizlikler ve enflasyon da üretiyor. Ayrıca o ülkenin makroekonomisinde ve bireylerde kalıcı yaralar açıyor. Bu ekonomik sonuçlar sadece savaşın tarafı ülkeyle sınırlı kalmıyor, komşu ülkeler ve ticaret partnerleri de göz ardı edilemeyecek ölçüde zararlara uğruyor.
2. Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde incelenen ülke örnekleri, işgücüne ilişkin darboğazların işçilerin sivil yaşama geçişi ve mültecilerin dönüşüyle göreceli kolay atlatıldığına işaret ediyor. Buna karşın, belirsizlik ve finansmana erişim sorunlarının devam ettiği bir süreçte yatırımların canlanması ve üretkenlik artışlarının sağlanması çok uzun zaman alıyor. Savaştan çıkan ülkelerde ekonominin normale dönmesi için kapsamlı bir dış borç yapılanması, dış yardımların hızlanması, makroekonomik istikrarın sağlanması için mali ve parasal politikaların uyumlaştırılması gibi etmenler büyük önem taşıyor.
Kamunun kurumsal yapısının güçlendirilmesi, vergi toplama kapasitesinin artırılması ve yolsuzluğa karşı önlemlerin sıkılaştırılması da normalleşme için gerekiyor. Askeri harcamaların azaltılması sonucu bütçede manevra alanı açılıp, sosyal ve insani programların desteklenmesi olanağının doğması da barışın mükafatı kabul edilebilir.
Doğaldır ki, bir IMF raporunda emperyalizmin ve Siyonizm’in saldırganlığından, başta enerji, stratejik ekonomik kaynaklara el koyma ihtirasından, küresel hegemonya mücadelesinde zafer kazanma nihai amacına yönelik planlardan söz edilmesini bekleyemezdik. Yine de kendi kısıtları içerisinde, Dünya Ekonomi Görünüm Raporu’nun bu bölümünün de çok vurucu bilgiler ve veriler içerdiğini söyleyebiliriz (Chapter 3, The Macroeconomics of Conflicts and Recovery, April 2026).



