Son gelişmeler eğer yetmişlerin ortasında olsaydı, hele de Türkiye müdahalesiyle ada fiilen ikiye ayrıldığı zamana rastlasaydı, hemen Nato konusu epey alevlenirdi. Çünkü o dönem gelişme filizleri çıkaran sol, cılız hareketler Kıbrıs konusunda Nato gerçeğine epey parmak basıyordu. Üstelik Nato’nun adaya yönelik tutumları, Kıbrıs’ta içselleşip yerleşmesi durumuyla alakalı karşıt blok Sovyetlerden epey yayın da yapılıyordu. Her ne kadar Kıbrıs Nato üyesi olmasa da, bloksuzlar cephesinde bulunmasına rağmen hep siyasal yönde Nato ile birlikte değerlendirildi. Öyle ki zamanında seksenlerin ortasında Türkiye başbakanı Özal, Kıbrıs’la alakalı Amerikan çevrelerine “kurtulma” durumunu sorunca, Amerikan dışişleri bakanı Haig’in kendisine Kıbrıs’taki Nato gerçeğini hatırlatması da bazı tanıkların anlatımıyla adamızdaki Avrupa gazetesinde de yayınlandı.
Daha eskiye gidecek olursak: Ben radyoda Nato’yu duyarken, özellikle Türkiye seçim propagandalarında İşçi Partisi ve TBP başkanının Nato’dan çıkacaklarını açıklamalarını çevreme sorunca, konuyla alakalı birçok teşkilat çevresi “Nato’nun iyi olduğu, komünizme karşı koruduğunu” söylediler. Ancak son günlerde bizatih Trump’un tartışmaya açtığı ve kendince eleştiriler yağdırdığı örgütle alakalı bu defa adamızda tıs çıkmıyor. Üstelik yetmezmiş gibi adamıza Nato menşeli askerler de oldukça fazla yığılmaktadır.
Bir ek daha yapalım: Her ne kadar günümüzde hatırlanmasa da, zamanında Nato adına adamızın kullanıldığı hep vurgulandı. Özellikle adamızdaki garantör askerlerin aynı zamanda Nato askeri olması, İngiltere üslerinin konumu, ne zaman müdahale duyulsa, gizli bazı bilgiler açığa çıksa akla hep Nato gelirdi.
Bir tarihi açıklama daha belirteceğim: Aslında Kıbrıs klasik sömürgecilikten yeni sömürgeciliğe geçerken, İngiltere ve Amerika adanın Nato kontrolünde daha gerçeği ile kendi siyasal kullanımına devam edecek biçimleri siyasal çıkış olarak önerdi. Sanırım en net olay, ısrarla Türkiye’nin kaçmasına rağmen onu hem görüşmelere çekme hem de anlaşmada garantör koyarak denetimci hâle sokmayı göstermek yeterlidir.
Ancak bazı uluslararası gelişmeler nedeniyle Kıbrıs’ta elli sekiz yılında epey mesafe alınan plan, biraz ertelenir şekilde atmış anlaşması denklemi kuruldu. Fakat konulan garantörler Kıbrıs’ın Nato üyesi olmasına da karar vermişti. Ne var ki bu istekte fazla acele davranmamış veya biraz tembellik yapmışlardı. Makarios tam aksi tavırla Kıbrıs’ı bloksuzlar cephesine taşıdı. Bu epey yankı yaptı. Fakat fazla tartışılmadı. Yine de başta Türkiye, adadaki önemli temsilcisini çekti. Çünkü Şeyhmus Bey yumuşamayı korumak ve cumhuriyeti bir döneme dek sürdürme görevindeydi. Bloksuzlar gelişmesi ve Doktor Küçük’ün veto etmemesi şaşkınlık yarattı. Sonra Doktor resmen kıvırdı. Makarios’un kendini kandırdığını söyledi. Kıbrıs’a meşhur Kemal Coşkun geldi. Peşinden gelen bu yeni hamle ve Rumların gidip Yunanistan’dan yine silah istemeleriyle birlikte adada malum bombalama ve katliamlar başladı. Peşinden de iki toplum çatışmaları sürecine sıçrandı.
Daha sonra, cılızlaşıp filizlenir gibi olan bağımsız sosyalist sol, Nato müdahaleleriyle bağlantılı konuyu gündeme getirdi. Tepki yanında olayları gerçeklerle anlatanlar da çıktı. Takip eden yerel sol, yeniden sömürgesel yapıya çektirilene dek bunlar bir anlamda Kıbrıs’ın hep Nato ile birlikte tartışılmasının, yaşatılmasının siyasal tarih gerçeğiydi. Zaten Kıbrıs süreçleri yaşanırken İngiltere sömürge kurallarıyla yönetiliyordu.
Yeni nesil bilmez. Zaten hatırlatan da olmaz. Oysa bir dönem Kıbrıs Nato üssü olamaz diyenler kadar, Nato’nun adadan defolmasını talep edenler de vardı. Olaylar salt resmi açıklamalarla değil, sistemsel yönüyle de sorgulanıyordu. Nato’nun adadaki gelişmelerdeki rolü hep vurgulanıyordu. Öyle ki Türkiye’de STK, Özel Harp ve kontrgerilla isimli yapıların aynı dönemde Kıbrıs gerçekleriyle de bağlantıları kanıtlarla sunuluyordu. STK’nın Kıbrıs müdahaleleri zaten oluşumlardaki yeri malumdu. Hatta itirafçı bazı Özel Harp Dairesi yetkilileri, Yirmibeşoğlu gibi, işin içine Kıbrıs’ı da katıyorlardı.
Neden tekrar bunları yazdım: Son dönemde bu defa Nato bizatih şemsiyenin başındaki kesimi sorguluyor. Aslında klasik yalanın iflası, bizatih Nato kullanıcısı olup her türlü kirliliği yapan Amerika’dan geliyordu. Her ne kadar Nato’nun sola karşı olduğu propagandası yapılsa da, özünde uluslararasılaşan emperyalizmin dünyadaki etkinliğini artırma üst şemsiyesi idi. Öyle ki Sovyetler dağılırken Nato etkinliğini kaybetme veya varlığı sorgulanma yerine, yayılarak yeni stratejide Rusya’yı kuşatma ve Çin’e yayılma uygulamasına geçti. Üyelerini artırdı. Ama net olan, Nato’nun Amerikan merkezli bir yönetim altında öteki ülkeleri altına almasıydı. Bir Amerikan üst şemsiyesi altında toplanmalarıydı.
Kıbrıs hep kullanımda vardı. Hatta göreceli bağımsız garantörlü süreçte de hedef, adanın Nato bloğunda bırakılmasıydı. Uygulamalar da öyle oldu. En kanlı Grivas’ın dahi altmışlı ortalarında adaya gelişine Türkiye de onay verdi. Amacın komünistleri ezmek olduğu açıktı. Fakat Grivas öteki kesime ve sonra Makarios’la da çelişkiye düştü. Onu adada görmeye hazır olanlar, birden adadan ayrılmasını da sağladılar.
Bunlar pek bilinmek istenmez. En basitini diyelim: Eğer kafalar bu gerçekleri de bilseydi, bırakın geniş yakın tarihi, son dönemde adaya gelip üst kuran Amerika’nın Kuzey’e saldırmak amacını söylemek durumu olmazdı. Benzerleri de vardır. Ada Ortadoğu planında kullanılıyor. Yığılan askerlerin de kime yönelik olduğu tartışılmaz. İngiltere’den senelerdir kalkan uçaklar Kuzey’i değil, Ortadoğu halklarını bombaladı. Dinleme tesisleri şimdilik fazla konuşulmaz. Ama Nato gerçeğini yok sayarsanız, hele de son dönemde Erdoğan-Trump şahsım ilişkileri iyi derecede sürerken, Amerika’nın Kuzey’e saldıracağı yalanıyla propagandanın tutması, gerçeklerin bilinmeden oluşan zeminin katkısı çoktur.
Tüm buna rağmen şu anda Nato bizatih kendi içinde dahi sorgulanırken, oldukça belasini çeken Kıbrıs, pek de olayla alakalı değildir. O basit kelimeler dahi yok. Hatta Trump’un adaya “barış” getireceğini savunanlar dahi var. Gerçeklerden kopma, sistemle özdeşleşmenin sonucudur. Bu sömürge kültürüyle de yoğrulunca, söylenirse tepki duyulacak yanlışı, koşullar faydacılık olunca sınırlanır. O zaman da şu gerçek sırıtır: Şu anda dünyada anti-Amerikancılık oldukça yaygın. Tam aksine Amerika’ya karşı siyasetler en cılız durumda. Buyrun, önemli net gerçek.


