Kıbrıs iktibasLevent AtikoğluYatakta milliyetçilik - Levent Atikoğlu

Yatakta milliyetçilik – Levent Atikoğlu

Dijital Çağda Arzu, Etik ve İhanet Üzerine Notlar

Artık kimse “nerelisin?” diye sormuyor. Tinder, Bumble, Hornet, Grindr, Feeld, Bamboo, Hinge ya da Instagram DM’leri… Dijital çağda flört, bedenin sınırlarını yitirip algoritmaların yönettiği bir oyuna dönüşmüş durumda.

Herkes kendini “açık fikirli”, “gezgin ruhlu”, “politik olarak bilinçli” biri olarak gösterebilir. Ama ilk karşılaşmada, yüzeye çıkan kelimeler her şeyi ele veriyor:

“Biz sizi kurtardık.”

“Sizin oralar zaten bizdendi.”

“O dönem biz zarar gördük.”

“Ben politik biri değilim ama…”

Tarihten habersiz, sömürge geçmişine duyarsız, milliyetçi bir içeriği flörtöz bir kılıkla sunan yeni nesil dijital faşistlerle karşı karşıyayız her yerde. Bunu farklı şekillerde, sonradan da fark edebiliyoruz.

Dışarıdan yakışıklı, feminen, karizmatik, queer-friendly, maskülen, erkek gibi erkek olan (her ne ise kafamızda canlanan), ya da her ne ise sizin hoşunuza giden artık, birkaç dakika içinde insanın geçmişini inkâr eden, kimliğini buharlaştıran, tarihini egzotikleştiren biri hâline gelebiliyor.

Soru şu: Sevişebilir misin böyle biriyle?

Geçici Zevk, Kalıcı İhanet mi?

Haz geçici olabilir ama bazı şeyler kalıcıdır. Bazen o gece yalnızca cinsellik değil, etik de paylaşılır. Bazen sevişeceğiniz kişi politika, çevre, insan hakları, ve genel konularda konuşmaktan kaçınıyorsa; ardında temel etik değerler konusundaki fikir ayrılıklarını sevişmeye engel teşkil edeceği korkusu vardır.

Ve bu bir taktiktir. Elde edene kadar susmayı, rengini belli etmemeyi seçer karşıdaki bazen ve bu çok tehlikeli olabilir.

Bazı öpüşmeler suç ortaklığı taşır. Bazı temaslar, sessiz bir inkârın bedenle kurulan versiyonudur. Özellikle de flört ettiğin kişi, senin kimliğini küçümseyen veya milliyetçi bir romantizmle konuşan biriyse…

Düşünün: Seviştiğiniz kişi size “Biz sizin oraları fethettik,” der gibi bakıyorsa, bu sadece tensel bir mesele midir hâlâ? “Biz sizi kurtardık,” diye fısıldayan biriyle yaşanan haz, gerçekten bir zevk mi yoksa hafızanın, direnişin ve kimliğin geçici olarak askıya alınması mı?

Milliyetçilik ve Hamaset Yatakta da Devam Eder

Milliyetçilik sadece meydanlarda slogan atanların değil. Yatakta, ilişkide, flörtte de kendini gösterir. “Ben apolitik biriyim,” diyerek başlayan her cümle, aslında iktidarın diline teslim olmuş bir itiraftır. O faşist, o milliyetçi, o seksist kişi… Seninle sevişirken aslında senin bedenin üzerinden kendi zaferini ilan eder. “Seni fethettim,” der bedeniyle. “Senin gibi birini bile baştan çıkarabildim.”

O zaman tekrar sormak gerekiyor: Tek gecelik bir seks bile, bütün politik ve insani değerlerin üstüne çıkabilir mi?

Sevişmenin de Ahlakı Var

Haz politik değil midir? Arzu nesnesi önemli değil midir?

Cevap basit: Önemlidir. Çünkü dokunduğumuz bedenler, aynı zamanda zihinsel hafızalar taşır. Ve biz bu temaslarla, ya geçmişimize sadık kalırız ya da onu inkâr ederiz. Dijital çağın anonimliği, bu sorumluluğu üzerimizden alamaz. Aksine, daha da büyütür.

Yalnızca “iyi öpüşüyor” diye bir ırkçıyla, bir sömürgeciyle, bir inkârcıyla, bir sahtekârla birlikte olmanın ardında, utancın ve pişmanlığın kuruduğu bir sabah vardır.

Ve Son Bir Soru:

İstisnalar kaideyi bozar mı?

Hangi haz, faşizme göz yummaya değer?

Hangi gece, sabahında utancı haklı çıkarır?

Bir milliyetçinin dokunuşunda ne kadar şefkat olabilir?

Bir hamasetin içinde ne kadar hakikat barınır?

Bir beden, yalnızca zevk nesnesi midir, yoksa politik bir alan mıdır da aynı zamanda?

Yoksa artık şunu kabul etmeliyiz:

Gerçek özgürlük, sadece arzuda değil; arzunun yöneldiği kişide de etik, eşitlik ve adalet aramaktan geçer.

Diğer yazıları

“Uyuz Guduz Alameti Da Çok” – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgesinde yıllardır kurulan siyasal düzeni anlatmak...

Denizaşırı Odalarda Aklanan Muhalefet: Bir Enkazın Anatomisi – Levent Atikoğlu

Türkiye’nin bütün dertlerinin, kirinin, pasının, her türlü rezilliğinin ve...

21 Aralık propaganda tarihi değildir – Levent Atikoğlu

21 Aralık 1963 ve bu hafta, milliyetçiliğin utanmaz diliyle...

3 Aralık Dünya Engelliler Günü: Hesaplaşma ve yüzleşme vakti – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ta, Türkiye’de, ihmal ve istismar üzerine kurulu işgüzar sistemlerde...

Derya’dan Erhürman’a kapsayıcı barış dili ayarı – Levent Atikoğlu

Canlı yayınların en çarpıcı yanı, samimiyete ve çoğu zaman...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,970TakipçilerTakip Et
819AboneAbone Ol

Son eklenenler

Yıldönümleri havuzundan seçkiler – Özkan Yıkıcı

Bugün Yirmi Üç Nisan... Önemli tarihî günlerin de yaşandığı...

Çernobil’in 40. yılında: Nükleer belaya karşı hafıza ve mücadele – Ecehan Balta

25 Nisan 2026 Cumartesi günü Sinop’ta, Nükleer Karşıtı Platformun...

Diplomaside distopya dönemi ve Türkiye! – Hediye Levent

İran-Amerika-İsrail savaşı zaman zaman sakinleşse de asla durmayan depremlerden...

Palantir’in ‘teknolojik cumhuriyet’ manifestosu üzerine – Mahir Ulutaş

2003 yılında Peter Thiel tarafından kurulan, merkezi Silikon Vadisi’nde...

Yapısal koşullardan sıyrılırsak – Özkan Yıkıcı

Genelde siyasal sistemler değişik yöntemlerle kendilerini hem ayakta tutarlar...

İşimiz Boru… Boru bizim İşimiz… – Mertkan Hamit

Alaköprü Barajı’ndan çıkıp denizin altından Geçitköy’e ulaşan su, yaklaşık...

Çernobil’in 40. yılı – Mehmet Horuş

Çernobil nükleer felaketinin üzerinden 40 yıl geçti. Her yıldönümünde...

Otokrat Orbán’n seçim hezimeti: Macaristan’dan alınacak dersler – Yonca Özdemir

Macaristan bizi niye ilgilendirsin, demeyin. Öncelikle, hiçbir ülkenin koşulları...

Canlı yayın