9 Aralık 2025, Salı
10.8 C
Lefkoşa
yazılariktibasGüle güle Erdal Abi - Osman Öztürk

Güle güle Erdal Abi – Osman Öztürk

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net

“Türkiye’de yaşayan herkes gibi, hekimlerin de ülke sorunlarını bilmeleri, bu sorunlara katkıda bulunmaları zorunludur. Hekimlerin ülkenin en duyarlı hizmetini yapmaları, halkla kurdukları geniş ilişki onlara daha büyük sorumluluk yüklemektedir. Üstelik, hekimlerin geleneksel özellikleri, politik baskılara karşı her dönemde en direnen grup olmaları, gerici hareketlere karşı en önde karşı çıkan meslek insanları olmalarıdır.

İşte, Türk Tabipleri Birliği bu anlayışın örgütüdür.”

Bu satırlar geçtiğimiz Perşembe günü kaybettiğimiz TTB’nin 1966-1984 yılları arasında Başkanlığını yapan Dr. Erdal Atabek’in “Çağdaş hekim nedir?” yazısından.

Erdal Atabek ve arkadaşları altmışlı yıllarda SSK’da çalıştıkları için işçilerle iç içedirler. Bir hastayla sorun yaşadıklarında ertesi gün sendikacının gelip hastanın hakkını aradıklarını görmektedirler. Bu deneyimle onlar da kendi haklarını savunmak için SSK Hekim ve Eczacıları Derneği’nde örgütlenirler. Dernek sonradan aynı isimle sendikaya dönüşür.

O zamanlar TTB Merkez Konseyi İstanbul’dadır. Erdal Atabek ve yakın arkadaşı diş hekimi Tonguç Görker 1965 yılında yapılan TTB Genel Kuruluna izleyici olarak gider, bu arada söz alıp konuşma yaparlar. Bunun üzerine o dönem yönetimde bulunanlar “Öyle diyorsanız gelin düşüncelerinizi hayata geçirin de görelim” diyerek ikisini de TTB Merkez Konseyi’ne alırlar. Bir yıl sonraki kongrede ise bütün Merkez Konsey üyeliklerine Erdal Atabek ve arkadaşları seçilir.

Yani, aslında TTB’nin altmışların ortasındaki dönüşümü işçi sınıfından taşınan bu “kendiliğinden bilinç”le olur.

∗∗∗

Erdal Atabek’in Başkanlığıyla birlikte TTB korporatist bir meslek örgütünden toplumcu bir mücadele örgütüne dönüşür. Yürüyüşler, boykotlar, iş bırakmalar, grevler, hekim hakları için mücadele, hasta hakları için mücadele, faşist cinayetlere karşı mücadele birbirini takip eder.

Bu iş bırakmalardan birinin ardından 19 Ağustos 1980 günü Erdal Atabek ve TTB Merkez Konsey üyesi Şakir Derkut İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından tutuklanır. Sürpriz bir şekilde 12 Eylül darbesinden iki gün önce serbest bırakılırlar ama 12 Eylülcüler Erdal Atabek’in peşini bırakmazlar. Hem TTB Merkez Konseyi davasında hem de otuz sekiz ay tutuklu kaldığı Barış Derneği davasında yargılanır.

“Yargılanır” dememe bakmayın, aslında o karanlık günlerde askeri mahkemelerde kendisini yargılayanları yargılar: “İnsanlar üç yerde yargılanır. Her şeyden önce insanlar kendi vicdanlarında yargılanır. Ben bu yargılamayı yaptım. Yalnız burada söz edilen çalışmalarda değil, hayatımın hiçbir dönemi ve çalışmalarda suç işlemediğim kararına vardım. Şimdi mahkemenizde yargılanıyorum. Karar verme yetkisi sizindir. Adaletin, ithamlar ne olursa olsun, doğru insanların yanında olacağına inanıyorum. Üçüncü olarak da, insanları tarih yargılar. Ama tarih sadece yargılanan insanı değil, hepimizi birlikte yargılar.”

∗∗∗

Erdal Atabek’in 1966’da başlayan TTB Başkanlığı 1984 yılına kadar sürdü. Öyle ki cezaevinde iken bile TTB Başkanı seçildi. Sonra TTB Merkez Konseyi Ankara’ya taşınınca Başkanlığı Dr. Nusret Fişek’e devretti.

Üç yıl kadar önceydi. TTB Yüksek Onur Kurulu üyesi Dr. Şeyhmus Gökalp Diyarbakır’da bir itirafçının iftiralarıyla tutuklanmıştı. Erdal Abi’yi aradım. Durumu anlatıp Cumhuriyet’teki köşesinde yer verirse çok memnun olacağımızı söyledim. Dikkatle dinledi, hiçbir şey sormadan “Bana konuyla ilgili malzeme gönder” dedi. Sonra da yazdı.

Teşekkür etmek için tekrar aradığımda “Ne demek Osman’cım” dedi, “Bu bizim vazifemiz!

TTB Başkanlığından ayrılalı kırk yıl olmuş, sonrasında da örgütte herhangi bir görev almamış bir insan meslek örgütü kendisinden bir şey isteyince sorgulamaya bile gerek duymadan “vazife” olarak kabul ediyor.

İşte böyle bir örgütlülük disiplini, böyle bir örgütçülük sorumluluğu. TTB sadece hekimlerin değil bütün toplumun saygı duyduğu bir meslek örgütüne dönüşmüşse en başta Dr. Erdal Atabek’in sayesindedir.

Güle güle Erdal Abi. Bize öğrettiğin, bize bıraktığın her şey için teşekkürler.

Diğer yazıları

Stockholm… sendrom mu? balon mu? – Arif Mostarlı

Devlete sevdalı ‘normal’ – ve elbette işbirlikçi – bir...

Emperyalizmin modern silahı: Borçlandırma – Uğur Zengin

Zihnimizde dış borca dair iki çarpıcı bilgi var. Birincisi,...

Britanya’nın yeni sosyalist alternatifi: Sizin Partiniz – Özge Güneş

Birleşik Krallık’ın yeni sol partisi ‘Sizin Partiniz’, kuruluş konferansını...

Trump’a çaput bağlamak – Ertan Erol

Honduras başkanlık seçimleri için sandık başına gitmeye hazırlanırken, seçimlere...

Emperyalizmin ekonomik silahı: Uluslararası yaptırımlar ve kitlesel ölümler – Kansu Yıldırım

Marksist İktisatçı Michael Roberts, Lenin’in 1915’te ‘emperyalist gruplaşma’ olarak...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
4,002TakipçilerTakip Et
745AboneAbone Ol

Son eklenenler

Afrika gerçeklerinde, Benin darbe hamlesi – Özkan Yıkıcı

Çok önemli bir algısal tutsaklıkla başlayacam: genelde sistemleştirme düşüncesi...

Esad sonrası birinci yılındaki Suriye – Özkan Yıkıcı

Bir yıl öncesine gidelim: suriyenin rejimi resmen çöktü. Esat...

Fışkılık 2 – Şener Elcil

Geçtiğimiz haftaki yazımda Türkiye’den arayan gazeteci arkadaşımın “düşmanı dışarda arama...

Stratejik illüzyon! – Fehim Taştekin

ABD Başkanı Donald Trump, küresel hegemonya savaşını kendi narsist...

Anımsayarak kelam gevezeliği – Özkan Yıkıcı

Her döneminde tekrarlardım: seçim sürecine girince, önceki tüm yaşananlar,...

Kıbrıs Cumhuriyeti’ni adadaki “Eşit Kurucu Ortaklar” mı kurdu? – Niyazi Kızılyürek

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sui generis bir devlet olarak doğduğuna literatürde...

Stockholm… sendrom mu? balon mu? – Arif Mostarlı

Devlete sevdalı ‘normal’ – ve elbette işbirlikçi – bir...

Canlı yayın