yazılariktibasVenezuela, MAGA ve Çin - Cihan Tuğal

Venezuela, MAGA ve Çin – Cihan Tuğal

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net
Kategori:

Orta büyüklükte bir ülkenin cezalandırılması Trump’ın hanesine yazılan bir güç gösterisi olarak görünse de aslında Amerika’nın zaaflarını ifşa ediyor.

Marx’ın III. Napolyon için kullandığı ifadeyle, yukarıdan yağmur ve güneş gönderen bir lider Trump. Yani belirli bir sınıfa dayanmak yerine, tüm sınıflara her şeyi vadediyor. Ancak 19. yüzyıl muadilinin aksine, dağıtacak kaynağı sınırlı. O yılların Fransa’sı devlet kapitalizmiyle büyümüştü. Trump henüz benzer bir sıçrama yaşatamadı ekonomiye.

Gümrük vergileri, çelik, alüminyum ve daha küçük bir iki sektörde büyüme getirdi ama istihdam bu alanlar dışında darbe yedi.

Enflasyon kontrol altındagözükse de gıda maddeleri ve kira orta hâlli ailelerin kaldıramayacağı düzeylerde hâlâ.

Çiftçiler en büyük kaybedenlerden. Cumhuriyetçilerin bu kemik seçmen tabanında dahi memnuniyetsizlik hâkim. Trump çareyi koşulları düzeltmekte değil, bedava kaynak aktarımı sözü vermekte arıyor. Evet, bunu yapıp çiftçi desteğinin devamını sağlayabilir ama kaynak nereden gelecek?

Bu haftanın başından beri yaşadığımız Merkez Bankası bağımsızlığına saldırı ve faizleri düşürme ısrarı tam da bu noktada devreye giriyor. Türkiye’den de tanıdık olduğumuz manevralar bunlar. Trump faiz oranlarını suni şekilde düşürebilirse, inşaat ve borçta artış yaşanacak, bu da geçim ve üretim krizlerini kısa vadede hafifletecek.

Ancak Türkiye’nin aksine Trump’ın ekonomiyi “ortodoks” olmayan rotalara sokabilecek bir projesi, sınıf tabanı ve örgütü yok. Türkiye’de siyasi güdümlü faiz düşüşünü inşaat patlamasına çeviren (muhafazakâr burjuvazinin önderlik ettiği) bir “tarihsel blok” vardı. Buna rağmen, Türkiye’de bile ortodoksiden uzaklaşmanın ne kadar gelgitli yaşandığını biliyoruz. Trump henüz benzer bir blok kuramadı. Bu yüzden Amerikan sağının işi daha zor.

Tüm bu dinamiklerden dolayı, Trump’ın “yukarıdan yağmur ve güneş” gönderebilmesi için dünyayı yağmalaması gerekiyor. Venezuela darbesinin bir sebebi bu.

Ancak yağmanın sürdürülebilir olması için Maduro’nun kaçırılması yeterli değil. Süreklilik arz eden bir kontrol gerekiyor Venezuela üzerinde. Zaten bu yüzden, Trump Amerika’nın senelerce Venezuela’yı yöneteceğini söyledi.

Bu ise başka bir zorluğu gündeme getiriyor: Trump Amerika’yı “rejim değişikliği” maceralarına sürüklemeyeceğini söyleyerek seçilmişti. Hatta MAGA denilen “hareket olmayan hareket”in doğru düzgün tek birleştirici özelliği buydu. Trump şimdi bu sözü de çiğniyorsa – Trump’a sadakatten başka – geriye ne kalıyor hareketi ayakta tutan?

***

Biraz da dış ilişkilere bakalım. Venezuela darbesinin getirdiği en büyük kazanç, Trump’ın dosta, düşmana korku salmış olması. Avrupa liderleri hemen birkaç saat içinde teslim bayrağını çekerek ne kadar aciz olduklarını gösterdiler. Trump’ın özgüveni o kadar arttı ki, şimdi de İran’da rejim değişikliğine gideceğini ima ediyor. Bu da bizi darbenin ikinci sebebine getiriyor aslında: Çin’in yükselişi ve Trump’ın bu yükselişi sınırlama isteği.

Kısa soluklu “zafer”leri gerçek bir hegemonyayla karıştırmamak lazım. Trump Latin Amerika kadar Avrupa’ya da ciddi bir darbe indirdi ama yarattığı boşluğu dolduracak bir projesi yok. Darbenin dünyanın geri kalanında estirdiği havayı ise Rusya ve Çin kendi çıkarları doğrultusunda kullanacak. Rusya ve Çin bir müttefik kaybetti ancak meşruiyet kazandı. Kendi mıntıkalarında yeni işgallerin önü açıldı. Çin herhangi bir işgalden ya da darbeden kaçınıp, bölgesindeki egemenliğini radar altı şekilde örmeye de devam edebilir. Ancak bu durumda dahi, Trump’ın bu hamlesinden sonra Tayvan gibi ülkelerin artık korku içinde yaşayıp egemenliklerini parça parça bölgelerinde yükselen deve devretmeleri muhtemel. Hatta bu senaryoda, Çin açık işgallerden kaçınarak, “Bakın, ben baş emperyaliste benzemiyorum, küçük devletlere saygılıyım” mesajını verip, bir de ideolojik zafer elde edebilir. Bu iki senaryodan hangisi gerçekleşirse gerçekleşsin, Çin’in önü (Latin Amerda dışında) açılmış durumda. Yani Trump’ın çırpınışları, Amerika’nın küresel gerileyişini hızlandırmaktan başka bir işe yaramayacak.

***

Amerikan emperyalizminin büyük bir zafer sarhoşluğu yaşadığı son günlerde, göstergeleri takip edenleri çok da şaşırtmayan bazı rakamlar açıklandı.

Çin’in ticaret fazlası sadece bir senede %20 arttı! Amerika’nın ticaret açığı ise tarihinin en yüksek ikinci seviyesine ulaştı. Trump politikalarının Amerika’nın en büyük rakibine nasıl hizmet ettiğinin güzel bir özeti bu.

Şöyle bir itiraz olabilir: “Ticaret açığı kimin umurunda? On yıllardır vardı açık, Amerika yine de dünyayı yönetiyordu.”

Bu bir yere kadar doğruydu ama Çin yükseldikçe, Amerika’da üretim azaldıkça, teknolojik önderlik sallantıya girdikçe bu dengesizliğin büyük tehditlerden biri olduğu algısı yayılmaya başladı. Trump’ın gümrük vergilerinin bir amacı da zaten bu dengesizliğe müdahaleydi. Oysa vergiler, Çin’in elini iyice güçlendirme sonucunu doğurdu. Ticaret fazlası da bir ülke için her zaman iyi değildir. Çin’in müzmin “talep” eksikliğinin iyice kemikleştiğinin habercisi olarak da okunabilir bu rakamlar. Yani Amerika ne kadar ithalat bağımlısı ise, Çin de o kadar ihracat bağımlısı. Hatta bu iki durum, dünya kapitalizminin çıkmazlarının birbirini tamamlayan iki veçhesi. Ama süregitmekte olan emperyal rekabette, bu son rakamlar Çin için – her şeye rağmen ve en azından kısa vadede – iyi haber.

***

Uzun lafın kısası… MAGA’nın büyük çelişkisi, “önce Amerika” deyip Amerika’yı iyice zayıflatması.

Manşetlerdeki galip Trump, hayatın rutin akışındaki muzaffer ise Çin.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Ümit Akçay yazdı: COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu, çarpıcı bir çelişkiye...

Emre Demir yazdı: Farklılıklar içinde birlik arayışı: 18. BRICS Zirvesi

Yeni Delhi’de 18. BRICS Zirvesi, 12-13 Eylül 2026 tarihlerinde...

İ. Uğur Toprak yazdı: Gıdanın Dünü, Bugünü ve Geleceği

Başlığa bakınca ister istemez düşünüyor insan. Gıdanın dünü neydi,...

Kerem Göktan yazdı: 11 Eylül sonrası ABD-Çin ilişkileri: Ortak yaşam-gerginlik sarmalı

11 Eylül 2001’de gerçekleşen radikal İslamcı terör saldırısı sonrası...

Enzo Traverso yazdı: Marx, tarih ve tarihçiler: Yeniden kurulması gereken bir ilişki

Son yıllarda başlayan ve yaygın olarak “yeni eleştirel düşünceler”...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,899TakipçilerTakip Et
964AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Hafta sonu esintilerinden pazartesiye düşenler

Yeni bir haftaya doğru yaklaşmaktayız. Artık ekim ayında bulunuyoruz....

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Gıbrız Cumhuriyeti Bayra’ı Asmag Yasagdır?

Koray Başdoğrultmacı ve Çinem Sonel’e… 2011 yılında Koray Başdoğrultmacı Birleşik...

Niyazi Kızılyürek yazdı: Siyasi Eşitlik Nemize Yetmez? Unutmamalıdır ki İfrat İfret Doğurur!

Kıbrıslı Türkler 1882 yılından, Kıbrıs Cumhuriyeti kurulana kadar (1960)...

Fehim Taştekin yazdı: Amerikan çekilmesi ve ulusal egemenlik: Hoş ama içi boş bir seda!

Irak 2003’teki işgalle birlikte kaybettiği egemenliğini, Amerikan güçlerinin çekilmesine...

Serdar M. Değirmencioğlu yazdı: Minab’da kıyamet yaşandı

Geçtiğimiz hafta, ABD’de bağımsız gazetecilik adına ciddi işler yapan...

Gözde Bedeloğlu yazdı: Sansürün kamusal bedeli

Türkiye’de hak ve özgürlüklerin alanı daraltılırken uygulanan yöntem hiç...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bosna Hersek makalesi kararına gelirken

Cumartesi yine Lefkoşa'dan uzaklara doğru yolculuk yaptım. Bu defa...

Canlı yayın