yazılariktibasSuya sabuna dokunan Superman filmi… - Muhammed İkbal Dursun

Suya sabuna dokunan Superman filmi… – Muhammed İkbal Dursun

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net
Kategori:
Alegorik anlatım, Superman’i birçok süper kahraman filminden, hatta birçok Hollywood filminden başka bir yere koyuyor. James Gunn suya sabuna elini daldırıyor, İsrail’in ilhak politikasını alenen eleştiriyor

Sıcak bir temmuz akşamı, Tekirdağ’ın bir köyündeyiz. Balkon kapısı açık, hemen önünde oturuyorum, içeriye kurumuş üzüm yaprakları serin bir esintiyle beraber giriyor. Bir tanesini farkında bile olmadan elime alıyorum, parçalara ayırıyorum. Odağım, karşısında oturduğum televizyon ekranında. 10-12 yaşlarında bir çocuğum. Ekranda siyahlar içinde bir süper kahraman, palyaço giyimli bir adamla dövüşüyor.

Sıcak bir temmuz sabahı, İstanbul’da Mecidiyeköy’deyim. Klimanın soğuğu doldurmuş içerisini, gömleğim soğuğa karşı koyamıyor. Elimde gişeden aldığım bilet, farkında bile olmadan parçalara ayırıyorum. Odağım, karşısında oturduğum sinema perdesinde. 22-23 yaşlarında bir adamım. Perdede maviler içinde bir süper kahraman, umudun simgesi olduğunu iddia ediyor.

Çizgi filmler dışında ilk izlediğim süper kahraman filmi, Nolan’ın The Dark Knight’ıydı; bu filmi bir televizyon kanalından izlemiştim. Benim için tüm bu süper kahramanlar pazardan aldığım kıyafetlerin üzerindeki şekillerden, birtakım oyuncaklardan ibaretti o zamana kadar. The Dark Knight’ı izlediğim andan itibaren ise hayatımın en büyük parçası haline geldi. Aynı dönemde Marvel Sinematik Evreni de büyük bir atılım yapmış, birbiri ardına filmler yayınlıyor, devasa bir evren yaratıyordu. Bu, bildiğimiz anlamda bir film izleme deneyimine benzemiyordu, her film çok daha büyük bir şeyin parçasıydı çünkü. Her filmi, yalnızca o filmi izlemek için değil; bir sonraki filmde ya da evrenin devamında neler olacağını da tahmin etmek için izliyordum, büyük bir merak ve heyecan unsuruydu bu yeni süper kahraman filmleri. Bu merak unsuru ve heyecan treni o kadar yüksekti ki insanlar bitiş jeneriğinin sonuna kadar filmleri izliyor, jenerik sonrası sahneleri de görerek bir sonraki filme dair bir ipucu yakalamaya çalışıyorlardı. Hatta, bazı çizgi roman fanları yalnızca bu jenerik sonrası sahneleri görmek için sinemaya gidiyorlardı. Süper kahraman filmlerinin zirvede olduğu bu yıllarda, ben bir lise öğrencisiydim. Kendimi şekillendirdiğim, hayatımın kalanına karar verdiğim dönemde büyüsündeydim bu filmlerin. Bu ipuçlarını yakalamak, olaylara kendimi kaptırmak istiyordum. Böylece, bu süper kahraman hikâyelerinin kaynağına indim, çizgi romanlar okumaya başladım.

İlk izlediğim süper kahraman filmi The Dark Knight olduğu için mi bilmiyorum ancak DC’nin evreni ve karakterleri çok daha ilgi çekici geliyordu bana çocukluğumdan itibaren. Çizgi roman okumaya karar verdiğim sıralarda da bu yüzden, işe buradan başlamaya karar verdim. Tekirdağ’da bir kitapçıya girdim, çizgi romanların olduğu birkaç küçük rafın önüne geldim, yoğun olarak Marvel çizgi romanları ve Japon mangalarının yanında birkaç tane DC çizgi romanı vardı. Hepsi belirli serilerin, bilmem kaçıncı ciltleriydi… Bir tanesi hariç: Superman Red Son. Hikâye, Superman’in Amerika’ya değil de Sovyetler Birliği’ne düştüğü bir gerçeklikte geçiyordu, bu onun sosyalist olduğu bir dünyaydı. Elime alıp da okuduğum ilk çizgi roman işte buydu. Yazmayı, hikâyeler yaratmayı seven benim için büyük bir farkındalığa yol açmıştı bu durum. Sinema okumaya karar vermem, bu dönemde, bu filmlere kendimi bu kadar kaptırmamla ortaya çıktı. Bu tayt giymiş süper zımbırtılar, liseli bir sayısalcının zihnine girip onu bir sözelciye çevirmişlerdi işte böyle. Gerçekten üstün yetenekleri vardı. Süper kahraman filmlerini izleyen, evrenleri takip eden herkes bu anlatının bir parçasıydı artık. Örneğin 2016’da Kaptan Amerika: İç Savaş filmi çıktığında, insanlar iki takıma ayrılmıştı… Ancak 2019’da Avengers: End Game filmi çıktıktan sonra sinemada süper kahramanların devri de sona erdi. Benim lisem bitti, süper kahramanlarla arama da mesafe girdi. Marvel ve DC arasında süregelen sinematik evren savaşını da Marvel kazanmıştı. DC, belki de daha karanlık, ciddi dünyasının kurbanı olmuştu. Örneğin 2013 yılında çıkan Superman filmi, Çelik Adam, karanlık tonlarıyla dikkat çekiyordu. DC, bu savaştan istediğini alamamıştı. Marvel’ın başarılı ve tartışmalı yönetmeni James Gunn’ın DC Stüdyolarının eşbaşkanı olarak önemli bir yer edinmesi de bu sıralarda olmuştu.

Gunn’ın Marvel’da yönettiği Guardians of the Galaxy filmlerinin alametifarikası mizahi dilin, aksiyonun, dramanın ve müziklerin ortaya çıkardığı karışımın doğru tadı vermesiydi. Gunn elindeki malzemeyi, karakterleri doğru oranlarda kullanarak muazzam bir tabak hazırlamıştı seyircilere. Yine 2021 yılında yönettiği The Suicide Squad filminde de bunu çok iyi başarmıştı. Yeni Superman filminde de yapması gerekeni yapıyor Gunn. Superman gibi “sıkıcı” bir karakteri canlandıracak elementleri filme ekliyor. Örneğin Guy Gardner’ın Green Lantern’ı, Mr. Terrific, evcil köpek Krypto gibi karakterlerle mizahi bir devamlılık sağlıyor. Lois Lane üzerinden bir aşk hikâyesi sürdürürken, Superman’in garipliği üzerinden de çatışmalar sağlıyor film boyunca. Lex Luthor, bir Elon Musk alegorisi olarak filmde kendine yer buluyor. Kişisel hırsları yüzünden siyasete el atmış, hükûmetle işbirliği yapan, imtiyazları olan bir adam Lex Luthor. Sevgilisini darp eden, hakaret eden, eski sevgilisini kendisi hakkında yazdığı bir yazı yüzünden hapseden bir erkek… Hoşuna gitmeyen, kendisine fayda sağlamayan bir durum olduğunda da bütün dünyayı yakmaktan çekinmeyecek kadar da gözü dönmüş durumda. Superman ise bu bencil ve kibirli figürün karşısında pirüpaklığı ve süper güçlere sahip bir uzaylı olduğu halde, insan olmayı temsil ediyor. Film, en başından itibaren hata yapan, seven, kızan, gururlu, duygulu bir karakter olarak, bir insan olarak gösteriyor Superman’i. Bu bağlamda, klasik süper kahraman formülünü gayet başarılı uyguluyor Superman filmi. Ancak filmi, diğer süper kahraman hikâyelerinden ayıran bir nokta var: bu film taraf tutuyor. Hatta taraf tuttuğunu öyle belli ediyor ki İsrailli sosyal medya kullanıcıları film için İsrail karşıtı olduğu gerekçesiyle boykot çağrısında bulunuyor. Bu durum, süper kahraman filmleriyle arası açılmış olan beni dahi, bir sinema bileti almaya ikna ediyor. Superman, Amerikan müttefiki Boravia’nın, kendinden zayıf bir devlet olan Jarhanpur’u, kendi amaçları uğruna işgal etmesini onaylamıyor ve bunu engelliyor. Boravia’ya yardım eden ana düşmanımız milyarder Lex Luthor, bu siyasi gerginliği kendi amaçlarına alet ediyor. Boravia’ya bedava silah veriyor, onları kışkırtıyor. Bu alegorik anlatım, Superman’i birçok süper kahraman filminden, hatta birçok Hollywood filminden başka bir yere koyuyor. James Gunn suya sabuna elini daldırıyor, İsrail’in ilhak politikasını alenen eleştiriyor.

Liseden kalma bir alışkanlık olarak filmin sonuna, jenerik bitene kadar bekliyorum. Jenerik sonrası sahneleri görüyorum. Salondan çıkıyorum, sıcak bir temmuz öğleden sonrası, Mecidiyeköy’deliğim sürüyor. Film sırasında açamadığım telefonu açıyorum, neler olup bittiğine bir göz gezdiriyorum. İsrail; Şam’ı bombalamış, Gazze’de hava saldırıları düzenlemeye devam ediyor. Bilinçli bir şekilde parçalara ayırıyorlar her şeyi, gerçek hayatta bir Superman bulunmuyor.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Ümit Akçay yazdı: COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu, çarpıcı bir çelişkiye...

Emre Demir yazdı: Farklılıklar içinde birlik arayışı: 18. BRICS Zirvesi

Yeni Delhi’de 18. BRICS Zirvesi, 12-13 Eylül 2026 tarihlerinde...

İ. Uğur Toprak yazdı: Gıdanın Dünü, Bugünü ve Geleceği

Başlığa bakınca ister istemez düşünüyor insan. Gıdanın dünü neydi,...

Kerem Göktan yazdı: 11 Eylül sonrası ABD-Çin ilişkileri: Ortak yaşam-gerginlik sarmalı

11 Eylül 2001’de gerçekleşen radikal İslamcı terör saldırısı sonrası...

Enzo Traverso yazdı: Marx, tarih ve tarihçiler: Yeniden kurulması gereken bir ilişki

Son yıllarda başlayan ve yaygın olarak “yeni eleştirel düşünceler”...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,898TakipçilerTakip Et
964AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Hafta sonu esintilerinden pazartesiye düşenler

Yeni bir haftaya doğru yaklaşmaktayız. Artık ekim ayında bulunuyoruz....

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Gıbrız Cumhuriyeti Bayra’ı Asmag Yasagdır?

Koray Başdoğrultmacı ve Çinem Sonel’e… 2011 yılında Koray Başdoğrultmacı Birleşik...

Niyazi Kızılyürek yazdı: Siyasi Eşitlik Nemize Yetmez? Unutmamalıdır ki İfrat İfret Doğurur!

Kıbrıslı Türkler 1882 yılından, Kıbrıs Cumhuriyeti kurulana kadar (1960)...

Fehim Taştekin yazdı: Amerikan çekilmesi ve ulusal egemenlik: Hoş ama içi boş bir seda!

Irak 2003’teki işgalle birlikte kaybettiği egemenliğini, Amerikan güçlerinin çekilmesine...

Serdar M. Değirmencioğlu yazdı: Minab’da kıyamet yaşandı

Geçtiğimiz hafta, ABD’de bağımsız gazetecilik adına ciddi işler yapan...

Gözde Bedeloğlu yazdı: Sansürün kamusal bedeli

Türkiye’de hak ve özgürlüklerin alanı daraltılırken uygulanan yöntem hiç...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bosna Hersek makalesi kararına gelirken

Cumartesi yine Lefkoşa'dan uzaklara doğru yolculuk yaptım. Bu defa...

Canlı yayın