yaklaşımlarÖzkan YıkıcıPolemikleri bırakın, gerçeklerle uğraşın – Özkan Yıkıcı

Polemikleri bırakın, gerçeklerle uğraşın – Özkan Yıkıcı

Gelinen aşamaya bakın: Resmen, açıklamalarla K. Kıbrısta tüm yetkiler Türkiyleştirildi. Yine daha da ileriye giderek; Türkiyede resmen son ortaya çıkan tartışmalarla, tel tel dökülmeler etrafı sarıyor. Ancak, hala bizde şu tuhaf tutsaklık devam ediyor: “o şunu söyledi, bu şöyle davrandı” polemik karşılıklarla gerçekler ötelenmeye devam ediliyor. Olay olması gereken, resmen teslimiyetin esirleşmiş bölümü çalınır gibi yükselen çığlığın dahi farkedilmek istenmediği döneme geldik. Kolay deyuil: her yaşanan gerçek veya olayın nedeni sözkonusu olunca “şimdi zamanı deyil, aman konuşmayın” kuşatmasıyla düşünce oluşturulunca, sonuç da böyle olur. Kanıtsanan teslimiyet bizi şimdiki noktaya getirdi. Ne marazi söylüyorum, nede maduriyet anlatıyorum. Bizat gerçeklerle fırtınalaşan rüzgarın savrulmasından yakalanan yellerle yaşayarak anlamaktayım.

Çok basit gündeme bakın: son hastahane açıklamasıyla, bir devlet, kendi arazisini başka ülkenin elçiliğine veriyor, sonra yine biraz da utangaçça “yap işlet devret” kuralıyla yeni hastahane adımalrı akla getiriliyor. Yetmedi, bolca Gürleyen mütahitimiz varken, bunun yapımı da yine Ankaraya teslim edildi. Bir cümnleyle devam edecek olursam: hep anlatmaya çalıştım. Sağlıktaki özel kamu sistemini, ihalelerin Ankara teslimi ve daha neti, ekonomimiz protokolerle yönetilip, ordinasyon komiteli kararlı ve Fuat Bey merkezi oluşunun adı da melumdur. Bunlar hiç dikate alınmadı. Taki, birileri koltuğa geliyorsa, bazıları da bir şey yapmadan kazanıyorsa, işler tamamdı…

Şimdi mütahitler şikayet ediyor. İhaleler Ankarada açılıyor ve kendileri pay almıyordu. Oysa, Ankara yoluna gidilirken, elerindeki paylar alınırken, benim gibi bazı insanlar hep uyardı. Bize hep burun kıvırıp alay edildi. Hat ta bana genel gidişatla Türkiye gerçeklerini anlatığım için hem de kendine sol diyen kesimlerden eleştiriler aldım. Ratyo Mayıstaki prokramların dahi kaldırıldı. Kimisi de Türkiye gerçeklerini anlatırken, buraya gelişinin işaretlerini aktarırken, bana hep neden türkiyeyi eleştirdiğimi söylüyordu. Dış sermaye el deyiştirme, buradaki yetkilerin Türkiyeleştirme gibi kuramları açıp, resmen kendi maliye prokramıyla deyil de ekonomideki protokolerle yönetilme dönemine geçişleri aktardım. Bana hep eleştiri geldi. Dokunmamam, zamanı geldiğinde söylenmesi gerektiği uyarısı dahi yapıldı. Türkiye gerçeğini, işlerine geldiği veya laf ola eleştiri yapma resmi sınırıyla braakıldı.

Bu defa gelelim kültür hikayelerine: hatırlarsınız: Dip Karpazdaki bazı tarihi eserler tahrip edilerek, denizden görülecek şekilde bayraklar dikildi. Kültürel miras falan denildi. O  şöyle, bu böyle diyerek olay salt hükümet muhalefet dar ekseninde sıkıldı. Bu tip olaylar kanıtsandı. Hele tarihi eser yağması adeta rantla bağdaştırıldı. Bereket, turizm rantı nedeniyle biraz da koruma oluşturdu. Ama, kendine has hamaset milliyetçilik özellikle kültürel alana iyice zehirlemeye devam adıyor. Mağusa kalesindeki son olay da bizi nerelre gelindiğinin sonucunu veriyordu. Ama, polemik yapmak, bakın burası da kirli gibi karşılıklı tartışmalara daraltıldı. Hele de el kırma ve bayrak kutsiyeti yükseltildi. Yasal, kural ve kültürü bir bayrak hamasetiyle resmen gündeme sokuldu. Bu her konuda tekrarlanıyor. Hernekadar birileri “geride kaldı” dese de son bayrak hikeyesi bizim nedenli gericilik çenberinde olduğumuzu yeniden anlatmaya başladı…

Birçok konu gelişiyor. Birileri yapıp veya söylüyor. Karşıılıklı polimik yapılmaya başlanıyor. Olayın gerçeği veya siyasal seçenekler hiç konuşulmaz. Hele de diyalektik neden sonuç ilişkisi etrafta yok. Ama, apartmanlardaki dayrelerle ünüversie sayımız artıkça artıyor. Bu döngü hep yaşanıyor. Önce, gerçeklerle karşılaştıkça, susmamız, korkmamız veya zamanı deyildirle hazırlandık. Bu kanıtsanarak devam edildi. Gerçekler ötelendikçe, öteki deyerler yapılandı. Gerçekler uzaklaştıkça da yerine işbirlikçi teslimiyetin tadı çıktı. Yetkiler birer birer elden gidiyordu. Hem de göstere göstere. Buna ses çıkarılmadı. Dayatmalı yasalar, ekonomik paketler ve gidrek koordinasyonlu yönetim şekileri kolayca yerleşti. Yeter ki para gelsin hikayesi uyduruldu. Türkiyedeki gelişmeler ise dokunulmadan görmezden gelinmesi gerekiyordu. Tam aksi algılarda dolaşıyor. Şükrnran, talimatıyla, teşekkürlerle kelimleri simge haline geldi. Teslim olunurken, örgütler de darmadağın edildi. Ama, kimse bunun durdurulması konusunda pek düşünme peşinde deyildi. Hele Türkiyedeki rejimdeki deyişimi tam tersi alıp Kıbrısa barışı dahi getireceği algısı oluşturuldu.

Türkiyede tel tel dökülmeler oluyor. Pekerin videyoları oldukça yankı buldu. K. Kıbrısa da vurmaması mümkün deyildi. Bütünleştik çünkü. Ama, bunları da konuşmadık. Son çalışma yasasını dahi kürsüde konuşan Sanerin hali ise teslim olup silikleşen idarenin adeta turunsolu şeklindeydi. Hala muhalefet de parlementoda hükümeti suçlayarak polemikle karşılık veriyordu. Gerçekleri görmek istenmeme tutumu devam ediyor. Ama, birşeyler tükendi. Şimdi, gürleyen Cafer ihalelerle şikayetmname yazıyor. Bazı kesimler ise Türkiyenin parasıyla destek bekliyor. Sağlık hamlesi, gelecek hesabı ve Kıbrıs sorunu hepsi anlamsızlaşmaya dönüştü. Polemik ise iş yapıyormuş anlayışının sürdürülmesidir. Gerçekerl ise yakmaya devam ediyor. Artık, Kıbrıs sorununu anlayacak nifusun da daraltıldığı da kesindir. Ezberi, yalanı kolayca kabullenecek, koltuk adına her türlü teslimiyete hazır kesimler oluştu. Yandaşlıkla mevki almanın kuralı artık birokrasiden örgüte heryere hastılık salgını gibi yayıldı. Tek uzak olan Gerçeklerdir. Ozaman da deyiştirmek, düzeltmek de mümkün olmuyor.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özkan Yıkıcı yazdı: İspanya-Fas hattında neler oldu

Bir haftadır İspanya'nın Afrika topraklarındaki küçük bir yerleşimindeki gelişmeler,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Trafik katliamından genel sistem gerçeğine

Normal yaşamla en anormal kötü koşullar kolayca dönüşür. Sanki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Unutulmaması gereken ülkelerden biridir: Irak

Yakın tarihle Ortadoğu tamamlanınca, emperyalist çağın planlarıyla alakalı uygulama...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bozulan iklim koşullarında siyaset de ısınırken

Temmuz ayına ve yaşadığımız haftaya artık elvedayı çekiyoruz. O...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,916TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Hasan Kahvecioğlu yazdı: “Sıfıra sıfır, elde var sıfır…”

Lafı “gevelemeye” hiç gerek yok… Olmadı… Yapamadınız… “BM Genel Sekreteri bizim...

Özkan Yıkıcı yazdı: İspanya-Fas hattında neler oldu

Bir haftadır İspanya'nın Afrika topraklarındaki küçük bir yerleşimindeki gelişmeler,...

Canlı yayın