Kıbrıs iktibasHasan Kahvecioğlu“No A La Guerra” Savaşa Hayır… - Hasan Kahvecioğlu

“No A La Guerra” Savaşa Hayır… – Hasan Kahvecioğlu

Orjinal yazının kaynağınoktakibris.com

Korku; psikoloji ve nörobilim açısından, insanların yaşadığı en temel duygulardan biridir…

“Korkular”ın anası, savaş korkusudur…

Kıbrıslılar, Türkü ve Rumu ile savaş korkusunu çok iyi bilirler…

Bu; öyle bir korkudur ki, başka korkulara benzemez…

İçinde; sayısız “korku”ların hepsini birden barındırır…

En başta da “ölüm korkusu”nu…

İnsan onu kovmaya çalışsa da, yaşam boyu karanlık bir gölge gibi sizinle birlikte var olur…

Korku kötü mü?

“Aslında korku kötü bir duygu değildir; temel görevi insanı hayatta tutmaktır.” diyen bilim insanlarına inanalım mı?

İçinde tuhaf bir şey olduğuna inanıyorum ben… İnsanları birbirine yaklaştırdığını gördüm yaşantım boyunca…

Beynimin korku ve telaş merkezi “amigdala”ya, ilk “korku” sinyali düştüğünde, bu topraklar İngilizlerin elindeydi…

Çocukluk yıllarımda Lefkara’da evlerimizin damlarında silahlı İngiliz askerleri gezerdi…

O zamanlar sokağa çıkma yasağına “Örfi idare” diyorduk…

Kapıdan başımızı uzattığımız anda, damdaki İngiliz askeri bağırmaya başlardı…

“Go home…”

Biz de çocuk aklımızla “Coni”lerle dalga geçerdik…

Onları kızdırmak için kapıdan dışarıya çıkar, sokak içinde birkaç adım atar, tekrar koşarak içeri kaçardık…

Silahlarının mekanizmalarını ileri geri oynatarak, çıkan gıcırtılı metal sesiyle bizi korkutmaya çalışırlardı…

Çocuktuk ve “korku” dalga geçtiğimiz bir duyguydu…

Bir gün; İngiliz devriyeleri üç kardeşimi, beni ve anne babamı eşek ahırına kapattıklarında, o zifiri karanlık daracık odada “korku” çok soğuk bir titremeyle kendini göstermişti.

“Sokağa çıkma yasağını ihlal” ederek, dedemin aç kalmış eşeklerini yedirmeye gitmiştik.

İngiliz askerleri biz içeride iken, kapının pekisini üzerimize kilitleyince “korku” boğazımda bir düğümlenme ve hızlı bir kalp atışlıyla gelmişti…

Daha sonra, 21 Aralık 1963 gecesi “korku” bir siyah beyaz televizyon görüntüsü olarak korkutucu bir müzikle çocuk beynimize gelip yerleşti.

Sonra; bir sabah, eşekleri yükleyip dağ yollarına düşerken, dönüp her arkama baktığımda “korku” oracıktaydı…

1967 yılı Kasım ayında, yani daha 15 yaşımı doldurmamışken “korku”larımın en kuvvetlisi gelip girdi beynime…

Elimde bir “Tomson”la, mazgal deliğinden bakarken, tir tir titrediğimi, soğuk terler döktüğümü duyumsadım…

Kocaman bir taşın üzerine oturmuş, mazgal deliğinden bakarak, karşıdaki Rum mevzisine odaklanmıştım…

“Mücahitlik”te ilk nöbetimdi…

“Bayraktar Kışlası”nın arkasında, Mutallip Fırını vardı o zamanlar…

Onun arkasındaki “mevzi” çocuklukta yüklendiğim korkularımın yeniden filizlendiği yerdi…

Ama o ilk gençlik yıllarımın “korku” dolu nöbet gecelerinde “Amanın bahça” rüyalarıma da yerleşmiş, diğer korkularımı fersah fersah geride bırakmıştı…

Gözleri görmediği için “ama” dediğimiz bir adamın bahçesinin arka tarafındaydı “korkularımın odağı” mücahit mevzisi…

Orada nöbet tutmak, üç saat boyunca korkudan tir tir titremek demekti…

Nöbete çıkmadan önce, “kura torbası”na elimizi sokar, 12 barikattan hangisine gideceğimizi belirlerdik…

Hep korkuyla sokardım elimi torbaya…

Sıkça da “Amanın bahça” çıkardı bana…

Bazan iki, bazan üç akşam arka arkaya “Amanın bahça”yı çektiğim olurdu kurada…

“Korku” bana yapışmıştı…

Ama öyle böyle değil, adamakıllı korkardım…

Kimse de 15 yaşındaki bir çocuğun “korkabileceğini” tahmin bile etmezdi…

Bir akşam, 4 Rum askeri, yanlışlıkla nöbette olduğum mevziye doğru geliyorlardı…

Silahım yoktu, geride duvara dayalıydı…

Onları silahsız durdurdum, arabadan indiler, karşımda durdular…

Ben titrerim, onlar titrer…

Karşıklı korku paylaşıyoruz…

Bir başka “korku” seansı yine 1974 öncesinde gelip buldu beni…

Bir akşam geç saatlerde, Sinde’ye giderken, aracım bozuldu…

Angastina (Aslanköy) yakınlarında “otostop” yaparak bir aracı durdurdum…

Arka kapıyı açtılar, girip oturdum…

Başımı kaldırdığımda bir de baktım ki, üç tane üniformalı Rum askeri…

Benim Türk olduğumu başlangıçta anlamamışlardı…

“Korku”nun bütün kalıplarına girip çıktım…

Elim ayağım titiriyor…

Kalp atışlarım hızlandı…

Sonra toparladım kendimi, bana yardım etmek istiyorlardı. Anayoldan hayli içeride Sinde köyünün girişinde mücahit barikatı vardı. Beni oraya bırakmalarını istedim.

Barikata yaklaştıkça, benim korkularım azalırken, onlarınki çoğaldı…

“Ohi bellarez” deyişlerini hiç unutmadım. “Delilik yapma” diyorlardı. Benim onları mücahitlere teslim edeceğimi sandılar. Oldukça ahmak yeni yetme çocuklardı.

1974 Temmuzu’nda; bir tepenin üzerinde, mezar gibi kazılmış bir mevzinin içindeki “korku” beyindeki tüm statükoyu tarumar edecek güçteydi…

“Savaş korkusu”dur bu…

Az sonra düşecek bir havan topu ile yok olma korkusudur…

Tıpkı İran’da sınıfında ders yaparken “Tomahavk” füzesiyle vurulan 7-10 yaşları arasındaki 165 kız çocuğunun çektiği korkuya çok benziyor…

Gazze’de, Lübnan’da, Suriye’de, Ukrayna’da milyonlarca insan böyle bir korkuyla yaşıyor…

Bu “korku”yla evini terk ediyor, yurdunu terk ediyor…

Bu yüzden “No A La Guerra” diyen, İspanya’nın sosyalist Başbakanı Pedro Sánchez gibi ben de binlerce kez “savaşa hayır” diyorum.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Hasan Kahvecioğlu yazdı: “İnsülin pompası” her “diyabetli” çocuğun hakkıdır… Bunu sınırlamayınız…

Siz de bir akşam; durmadan idrara çıkma ihtiyacı duyabilirsiniz… Dudaklarınız...

Hasan Kahvecioğlu yazdı: “Solomon’u öldürmedi… Orada yoktu… Ya 3 gün önce?”

Şener Levent soruyor: “Sen hangi cehennemden çıkıp geldin?” EA yanıt veriyor: “Yaşadığın...

Hasan Kahvecioğlu yazdı: “Sıfıra sıfır, elde var sıfır…”

Lafı “gevelemeye” hiç gerek yok… Olmadı… Yapamadınız… “BM Genel Sekreteri bizim...

Hasan Kahvecioğlu yazdı: Guterres gelirken “çözümden korkan” dinozorlar tir tir titriyor…

1974’ten beridir; BM’nin tüm Genel Sekreterleri bu adaya gelip...

Hasan Kahvecioğlu yazdı: Hücresinde ölümü bekleyen bir doktor…

Pazar günü “vicdanıma” büyük bir iyilik yaptım… “Uluslararası Af Örgütü...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,905TakipçilerTakip Et
958AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Bilgisizlik, çıkarla kaynaşınca

Hafta başı tatilde olan meclisimiz toplandı. Bir sürü karar...

Özkan Yıkıcı yazdı: İngiltere nereye doğru gidiyor?

İngiltere'nin Kıbrısla alakalı önemi desem, artık K. Kıbrıs'ta nüfusun...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bu ne biçim dünya hale geldi

Ufak bir normal ilgiyle başlamak, yeterli gelecek. Nasıl bir...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: “Gipriz Cumhuriyeti’ndeki Haglarımız” Söylemi Üzerine

Gıprızlıca gonuşan Gıprızlıların genelde üş tip vatandaşlıgları vardır. Bunnardan...

Neşe Yaşın yazdı: Yaslı Deniz Manzarası

1964-1967 yılları arasında Lefkoşa enklavında büyümekte olan bir çocukken...

Fehim Taştekin yazdı: Yalınayak kamalılar, biçare ağalar

İran’ın müttefiki Ensarullah hareketinin liderliğindeki Yemen Silahlı Kuvvetleri karşı...

İ. Uğur Toprak yazdı: Gıdanın Dünü, Bugünü ve Geleceği

Başlığa bakınca ister istemez düşünüyor insan. Gıdanın dünü neydi,...

Canlı yayın