yaklaşımlarÖzkan YıkıcıLaf ebeliğini bırakalım - Özkan Yıkıcı

Laf ebeliğini bırakalım – Özkan Yıkıcı

Tufan, küliyyeye girdikten sonra, mahlara makyajlarla dokundu. Sistemin öteki yüzüyle davranışa hemen geçti. Elbet senelerdir süren Kıbrıs sorunu da ısıtılmaya başlandı. Başlarken de daha hemen ilk “iki toplum lideri” bir araya geliyor. Söylemler ve duruşlar peşpeşe geldi. Tabi ki ikidebir Türkiyeden yükselen sesler de durumu yeniden hatırlatıyor. Önce dışişleri bakanı ve sonra direk Erdoğan resmi görüşü vurguladılar. Bildik hikayeüe ekler devam ediyor. Ama bu arada uluslarası ilişkiler de bir başka dalgada. Son direk bölgemizde yaşanan gelişmeler, hem kuralsızlığın hakim olması hem de siyasal yeni mesajlarda verilmektedir. Garip gelecek ama: K. Kıbrıs hat da genel Kıbrısta görüşmelr ve çözüm denilirken, uluslarası boyut durmadan değişik imgelerle vurgulanırken, dibinizdeki dahi olan gelişme ile hangi siyasetlerin öne çıktığı dahi ilgi alanımıza giremedi. Filistin gerçeğinde, yeni Suriye dizayininde, Türkiyede değiştirilen rejim gerçekleri dahi K.. Kıbrısta çözüm derken neyin olasılığı ile birlikte hiç tartışılmıyor.

Yeni hamleler de hiç konuşturulmaz. Uygulanma şekli ile yarına hesap edilen politikalar nedense onca çözüm ve görüşme bağırmalarına rağmen Kıbrısta hiç ele alınmıyor. Bazı kamuoyu örgütleri, çözüm derken, “aman evremizdekilere de dikat” demeği akılarına hiç taşımıyorlar. Ama gerçekler bağıra bağıra yoluna devam ediyor. Hele de Türkiyedeki değişim öyle bağırıyor ki dün Öcalanı ısrarla asalım diyen Bahçelinin son tutumları, belediyelrden şimdi CHP operasyonlarına varan pratik durumlar nedense onca Türkiyeleşmemize karşın yine de konuşulmaz.

Son oluşan bir yanda kürt öte yanda CHP gelişmeleri nedense benzer çözüm havasına konulmak istenen Kıbrısta dikate alınıp uyarılar da geliştirme tutumları sıfır derecesinde. Ama, çözüm, barış ve görüşmeler havası bir başka esiyor. Gerçeklerle değil de ilizyon sürecinde takılıp kalınıyor. Üstelik giderek şu uçurum da oluştu: evet, görüşme ve çözüm deniliyor. Bazı kelimeler sıralanıyor, ama sıralanan kelimelerin içweriğine uygun olup olmadığı dahi artık dikat edilecek sözcükler olmaktan çoktan ayrlındı. Nedense söylenilen veya istenilen değil, kendince uygun görülen kelim kelime konularak işler sürüyor. Nitekim seçim dönemi bunu yaşadık. Sanki Tufan eşitdir federasyon isteyenler algısı, yalan olarak çok tatlı gelip kulanıldı. Yine yasal koşullar veya uluslarası kararlar yerine kendi yasadışılığımızı yasalaştırma önceliğmize de başka kılıfla uluslarası haklarımız örtüsü konuldu.

En gerçeğini hep yok saydırtmak ise işimizdir. Hala gerçekten onca konuşma ile sanki iki liderin Kıbrıs sorununu çözeceği algı propagandasına sarılınıyor. Sarılınıyorken de tam aksi nasıl berhava edileceği koşullar da ayni derecede karşılık buluyor. İbnanmayan, Tufanın dört şartını dikkatli okusun. Sonra dönüp kendince kabul edip etmediğini bir sorgulasın. Örneğin düne dek hala kiminde olan kalınan yerden devamın olmadığını kaç kişi anlayacak. Yine görüşme sonrası anlaşma olmadığı taktirde geri dönüşle ayni yere gelinmeme düşüncesini savunacaklarmı?

Ama hala en önemlisini söylemedim: söylemedim de herkesin bilip resmi ekran dışında tekrarladığı gerçekten söz ediyorum. İki liderin de Kıbrıs sorununu çözecek yetkileri yok. Hele Tufan durup dururken Erdoğana rağmen hamle yapacak düşüncesi dahi yoktur. Tabi önemli ders alacağı yer var. eski parti lideri Mehmedali bey. En basitiyle Lokmacı köprüsü örneği.  Neler savunuldu nve sonuçta olan ne. Olan sonuçla konuşturulan olgular ise banbaşka dünya serüvenidir.

Tekrar edelim: Kıbrıs sorunu elilerden beri ingilterenin önemli siyasal stratejili hamlelerle gelişti. Hep başka anlaşmalar olsa da temelde günümüze dek gelen sonuçlarla tam bir siyasal plandı. Onca anlaşma değil genel planın işlemesi idi. Anlaşmalar oldu. Plana uymayanlar hiç uygulanmadı. Hep adanın parçalanması planı vardı. Şimdi de durum şu: iki lider değildir eğer ayar olacaksa. Kimisi bunu altan alta da söylüyor. Trumpun bir müdahalesi deniliyor. Bir zamanlar Kisincir gerçeği gibi. Ama bize yakın tarihte hiç uluslarası koşullar ve müdahale şekileri hiç söyletilmez. Onun için şunu tekrarlıyorum: eğer Kıbrsla alakalı siyasal yeni sıçrama oalcaksa, uluslarası koşulları iyi izleyelim. Öyle uzağa gitmek falan da değil. Suriye veya Türkiye yeterlidir. Bir de son Öcalan Bahçeli flörtüne de bakalım. Çünkü bu değişimler direk uluslarası koşulların getirdiği rüzgarın duyula esinti kesimidir.

Demek ki uluslarası koşullara dikat. Kıbrıs eğer bu rüzgara eklenecekse bunun bir parçası olacaktır. Tufanın öyle bunun dışına çıkacak ne niyeti nede gücü var. hele Türkiyenin resmi tezlerine hiç karşı duramaz. Gerçi birileri gerçeklerden ilizyona geçerken bir fark koyar da bunu Tufanın dilinde dahi duymak mükün değildir.

Kısaca, laf ebeliğini brakalım. İlizyon dünyasından gerçeklere çıkalım. Günümüz sistemin konulara bakışı net. Trump eğer müdahale edecekse ne olur sorudsunun yanıtları etrafımızda bol. ELşaradan Gazze katliyamına bolca acıtan gerçekler var. bir de “sökülün paraları” ticari siyasal gerçekliği gayet bonkörlüdür. Bunları bilelim. Bilelim ki en tehlikeli anda müdahale etme şansımız varsa yapalım. Annan planında çok gafil avlandık. Bunun yeniden derslerini hatırlayalım. AB bizi almadı yerine neden Kopenhakta imzalamadık sorusunu dahi sorgulamadan hep karşıtı dövdük durduk. Şimdi ayni tehlikeler vardır. Hem de uluslarası demokratik koşulların da olmadığı, kağosun dans edip tutsakladığı şartlarda aşamaktayız. Bu arada her adımda önemli etkisi olan İngiltere, nedense hala hiç ekrana çekilmiyor. Buda öteki daraltma durumu.

Tekrar edecek olursam, laf ebeliğini brakıp gerçeklerle konuşalım. Belki gücümüz yok. Ama yine de enazından ne olduğunu doğru okuyalım. Ayni iki totoplumlu imaja dalıp gerçeklerden fazla uzaklaşmadan devam edelim.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özkan Yıkıcı yazdı: İspanya-Fas hattında neler oldu

Bir haftadır İspanya'nın Afrika topraklarındaki küçük bir yerleşimindeki gelişmeler,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Trafik katliamından genel sistem gerçeğine

Normal yaşamla en anormal kötü koşullar kolayca dönüşür. Sanki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Unutulmaması gereken ülkelerden biridir: Irak

Yakın tarihle Ortadoğu tamamlanınca, emperyalist çağın planlarıyla alakalı uygulama...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bozulan iklim koşullarında siyaset de ısınırken

Temmuz ayına ve yaşadığımız haftaya artık elvedayı çekiyoruz. O...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,913TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın