yazılariktibasKüresel finans krizi sonrası Avrupa’da siyaset ve ekonomi - Marcello Musto

Küresel finans krizi sonrası Avrupa’da siyaset ve ekonomi – Marcello Musto

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net
Kategori:

Küresel finans krizi sonrası Avrupa’da siyaset ve ekonomi2007 yılında, tarihin en ağır finans krizlerinden biri ABD’yi vurduktan kısa süre sonra Avrupa’ya da yayılacak ve kıtayı derin bir duraklama dönemine sürükleyecekti. Yükselen kamu borcu iflas riskini artırdıkça birçok ülkeler Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve IMF’den oluşan üçlü Troyka’dan kredi almak zorunda kaldı.

Borçlarını ödemekte zorlanan devletler, bu kredilerin karşılığı olarak, 1990’ların yeniden yapılanma önlemlerini bile gölgede bırakacak kadar ağır kemer sıkma politikalarını hayata geçirmek zorunda kaldılar.

Troyka Diktatörlüğü 

“Yapısal reform” tabiri, radikal bir anlambilimsel dönüşümden geçti. Kökeni, işçi hareketinin külliyatına dayanan kavram, sosyal şartlarda yavaş fakat kalıcı iyileştirmeleri işaret ederken, bugün ise refah devletinin derin bir erozyonu anlamına geliyor. Bahse konu olan sözde reformlar –gerileme demek daha doğru olacaktır– birçok kazanımı ortadan kaldırırken, 19. yüzyılın açgözlü kapitalizmini hatırlatan hukuki ve ekonomik şartları geri getirdi. Bu korkunç bir resesyonun şartlarını oluşturdu.

Egemen sınıflar altsınıflara karşı büyük bir kararlılıkla mücadele ederken, buna karşı direniş büyük oranda zayıf, örgütsüz ve parçalı bir biçimde gerçekleşti. Bu durum emekçi haklarının otuz yıl önce hayal bile edilemeyeceği kadar gerilediği gelişmiş ülkelerin göbeğinde de çokuluslu şirketlerin emek gücünü ekstrem biçimde sömürdüğü, ülkelerin kıymetli doğal kaynaklarını soyduğu dünya ekonomisinin çevre ülkelerinde de aynıydı. Tüm bu gelişmeler eşitsizliklerin devasa bir biçimde büyümesine ve zenginliğin paylaşımının gezegenin ayrıcalıklı sakinleri yararına büyük ölçüde değişmesine sebep oldu. İş güvencesizliği, işçiler arası rekabet, hayatın her alanının metalaştırılması, en yoksul tabakanın kendi içerisindeki çatışmalar ve yeni, çok daha işgalci bir kapitalizmin insanların yaşamlarını ve bilinçlerini görülmemiş bir biçimde yozlaştırmasıyla toplumsal ilişkiler derin bir değişime uğradı.

Eşzamanlı olarak, Avrupa’da yaşanan kriz hızla siyaset dünyasına sıçradı. Geçtiğimiz otuz yılda, karar alıcı güçler giderek siyaset alanından ekonomi alanına devredildi, ekonomi şu anda siyasete egemen olduğu gibi sıklıkla da değişime elverişsiz bir gerçeklik olarak tanımlanıyor, gündem belirleyici bir konumda olduğu gibi kritik tercihlerin de halkın denetiminin dışında bırakılması garanti altına alınmış durumda.

Ekonomik Mecburiyetler 

Çok da uzun sayılamayacak bir süre önce siyasal eylemin alanı olduğu düşünülen, bugün sözde ekonomik mecburiyetler tarafından belirleniyor, bunun siyasetsizlik maskesinin ardına saklanan ideolojisi ise aslında tehlikeli bir otoriter biçim ve tamamen gerici bir içerik barındırıyor. Buna en iyi örnek, “bütçe anlaşması” olarak da bilinen Ekonomik ve Parasal Birlik’te İstikrar, Koordinasyon ve Yönetişim Anlaşmasının (TSCG) Avrupa ülkelerinin yasalarına dengelenmiş bütçe mecburiyetini zorla sokması.

Ulusal meclislerin siyasal-ekonomik hedefler konusunda bağımsız karar alabilmesinin önüne duvar ören TSCG, en borçlu AB ülkelerinin sosyal devlet yapısını zayıflatmaya ve ekonomik resesyonu derinleştirmekle tehdit etmeye yarıyor.

Çoktandır yürütme gücünün yasama gücüne karşı güçlendirildiği antidemokratik eğilimler ve oransal seçim sistemlerinden çoğunluğu sağlamanın ek faydalar getirdiği biçimlere geçilmesi, ulusal parlamentoların temsiliyet niteliğini zayıflatmıştı. Fakat son olarak parlamentodan piyasa ve onun oligarşik aktörlerine iktidarın devredilmesi, bu dönemin demokrasisine en büyük darbeyi vurdu.

Borsa endeksleri, kredi kurumlarının değerlendirmeleri ve devlet tahlillerinin getiri farkı çağımız toplumunun en büyük fetişleri: Halkın iradesinden çok daha büyük bir değer kazandılar. Bu sayede milyonlara en büyük zararı veren kararlar, “piyasaların restorasyonu” açısından son derece ehemmiyetli olarak sunuldu.

Siyasetin en görünür olduğu an, ABD ve Avrupa’da 2008 başında bankaların kurtarılması örneğinde gördüğümüz üzere ancak ekonomiyi kurtarması için yardıma çağrılmasıyla ortaya çıkıyor. Finans temsilcileri en son kapitalist krizin etkilerini yumuşatmak için siyasi müdahaleye ihtiyaç duydu duymasına ancak ekonomik yönelimlerin ve krizin temelindeki yasaların yeniden tartışmaya açılmasının kararlılıkla karşısında durdular.

Ekonominin gücü elinde tutan hükümetlerin amaçları, kadroları ve yapıları üzerindeki kontrolü giderek artıkça, merkez sağ ve merkez sol hükümetlerin sosyoekonomik yönelimleri arasında bile bir fark kalmamaya başladı. Geçmişte “çıkar grupları” tarafından kontrol etmeye çalıştıkları ana akım medyaya, hükümete ya da iktidar yolundaki partilere büyük meblağlarda finansman sağlanırken 21. yüzyılda ana unsur, uluslararası kuruluşların buyurduğu hükümler oldu.

Teknokrat hükümetler 

Bunun en büyük kanıtı, “teknokrat hükümetler” dönemi ile geldi. Luca Papademos ve Mario Monti Yunanistan ve İtalya’da seçimlerden bağımsız şekilde başbakan olarak atandı. Bu yıllarda, Sosyalist Enternasyonaldeki kimi aktörler de benzer bir yola girdi. Neoliberalizme herhangi bir alternatif olamayacağı inancıyla, Avrupa Halk Partisi grubundaki merkez sağ partilerle ittifak kurarak sistemin ekonomi ve topluma dair ana unsurlarını eleştirisiz bir biçimde benimsediler.

Buna iyi bir örnek, Alman Sosyal Demokrat Partisinin Angela Merkel’in şansölyeliğini 2005’te ve 2013’te destekleyerek tüm özneliğinden feda ettiği Almanya’daki Grosse Kaolition (Büyük Koalisyon) oldu.

Jean-Claude Juncker ve Ursula von der Leyen Avrupa Komisyonu başkanları olduğundan beri, Avrupa Halk Partisi ile Sosyalist ve Demokratların İlerici İttifakı arasındaki büyük koalisyon AB’nin temel kurumlarını yönetmeye devam ediyor.

Marcello Musto – Sosyoloji Profesörü, York Üniversitesi – @MarMusto

Çeviren: Yunus Emre Ceren 


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

Federico Pita yazdı: Latin Amerika tekno-faşizmin yeni laboratuvarı

Latin Amerika, teknoloji-üstüncülüğünün siyasi ve ideolojik laboratuvarına dönüşüyor. Silicon Valley milyarderi...

Ertan Erol yazdı: Trump’ın kayığında Kolombiya sağı

Kolombiya’da Seçilmiş Başkan Abelardo de la Espriella kuracağı hükümeti...

Shamim Chaudhry yazdı: Güney Asya’nın genç kuşağı yeni bir sosyal devrime doğru mu ilerliyor?

Güney Asya, şu anda dünyadaki genç nüfus oranının en...

Hazal Yalın yazdı: Nikaragua, 7 Ders

Ben Latin Amerika uzmanı değilim; kuşkusuz Nikaragua’yı benden çok daha...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,913TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın