Bilmem farkında mısınız: Hele de son yaşanan olayları da eleştirme olanağınız oldu mu? Konu ne? Daha doğrusu, neyi istemiyor, neye karşıyız? Hele de eleştirir veya öfkelenirken, hangi duygularla olduğunuz aklınıza hiç geldi mi? Gelişme anındaki duruşunuzla olanların alakası ne derecede bütünleşiyor? Daha nice basit soruyla, yanıtı biraz karışık olan yanıtlarla gündemi sorgulamaya devam edebiliriz. Ama net olan bir şey var: Gerçeklerin yaşanması, onların ansızın biriyle gündemleşip konu edilme gelişimi eşittir, birdir deme şansımız yoktur. Hatta yaşanırken farkında olmama veya geçip gitsin havasındayken, ansızın konuyla alakalı gündemleşme olunca da hem şaşırma hem öfkelenme olur. Ortak payda ile çıkış olmayınca da olayı gündemleştiren kesim dilediği gibi manevra yapma şansını da kullanır.
Yukarıda sıraladığım konuyu güncel somutla yaşadık. Uzun zamandır Orta Doğu savaşlarıyla yaşıyoruz. Direkt etkileri yanında adamızın da gerektiği anda bu sürece katıldığı da oldu. Fazla umursama olmadı. Hele sosyal muhalefet çizgisinde dahi karşı çıkılmadı. Daha kötüsü, adamıza yığınak yapıldı. Amaç, bölgesel hesaplamadaki gelişmelere yönelikti. Fakat onu dahi net şekilde açıklayıp uygulanırken, biz yine resmî siyasetin kıskacından çıkamadık. Sanki aynı pakta olan askerlerin burada birbiriyle savaşacağı ve bize karşı olduğu algısıyla hamasileşip havalandık. Yani gerçeklerle değil, resmî ideolojik tutsaklıkla davrandık. Öyle ki Amerika’nın Kuzey Kıbrıs’a karşı savaşacağı ve güvencenin Türkiye olduğu söyleme pişkinliği dahi oldu.
Sonuçta bu yalan makinesi iyi işledi. Ada, stratejik sömürge sistemini yeniden üreterek güçlendirildi. Yine yetmedi: Savaş yaşanıyordu. Herkes biliyordu ki ilk vurulacak alan enerji, ikincisi de turizmdi. Üstelik örnekler adeta abide olan eserlerdi. Birleşik Arap Emirliği özendirilen Dubai ve Abu Dabi’siyle uzaylaşırken, fitillenen İran saldırısı ile bunun bir boş balona dönüşmesine tanık olduk. Finansman Orta Doğu merkezlerinden, turizm çekim alanından ansızın füze hedefi olan ülke hâline geldi. Bir infilak şekli yaşandı. Hâlbuki aynı emirlikler bazı Afrika savaşlarına dahi istihbarattan İHA’lara varan taraflı saldırgan güç desteği olarak katılıyordu.
Ama K. Kıbrıs’ta uyanmak mümkün değildi. Üstelik hâlâ aynı hamasetle çöken ve kirlenen yapıda istikrar ve refah gazeli ilahileştirilip acemice okunmaktaydı.
Lafta savaş söylenirken aslında bahane bulma noktasındaydı. Talimatla idare şekli, idare et ve hamasi çek durumu devam ediyordu. Dilenen yalan söylenip dilenen ahlaksızlık gerçekleştirilip rantın da tadıyla devam deniliyordu. Ama gerçekler vuruyordu. Öyle vuruyordu ki yine karar alınamıyordu. Hele atanmış olmak ve lütfetmelerle dolmuş yolculuklarıyla imza atışların artık dışa vurma zorunluluğu oldu. Doğrusu ilk protokoller fazla sancılı geçmedi. Eldeki peşkeşler dahi içten savunucu takkeci gazetecilerle süsletilip yutturuldu. Ta ki iş maaşa dek gelinceye dek. Burada patlama oldu. Akla savaş geldi. Bahane, sanki konuşturulmayan çoğunun içeriğini bilmediği İran’a karşı saldırı koydurtuldu. Konuşturulmayan, adanın kullanımını dahi karşıt kesime düşmanlığa yıkanlar, birden bu silaha ihtiyaç duydular.
Felaketi buna yüklemeye çalıştılar. Savaş olmasa güllük gülistanlık denecek bildik geçmişe dedirttiler. Ama olan malumdu. Hem de kamuoyu yaratma ihtiyacı dahi duymadan. Takkeci efendilerin de sendikalara saldırması, kamudaki çalışanın maaşına yüklenmeleri de sanki yeterli olacakmış algısına gelindi. Zaten talimat malumdu. Koltukta kalmanın da şartıydı. Devamı da var. Üstelik öncesindeki olanlara fazla tepki de gelmemişti. İdari maslahat denildi.
Ahali savaşı konuşmuyordu. Dibinde olan, zaman zaman adanın kullanımı dahi umurlarında değildi. Herkes çizilen çemberde oynuyordu. Hele koltukçu makam yakını sendikalar işin kaymağını yiyordu. Ama olmadı. K. Kıbrıs gerçekleri her yönüyle ilerliyordu. Sıra maaşlara geldi. Tepki olacaktı. Ama unutulan başka unsur vardı. Makamcılar talimatla iş yapıyorlardı. Kendi yandaşlarını dahi kontrol edemiyorlardı. Besledikleri sendikalara dahi bilgi verip destek istemediler. Ama güvendikleri yine yandaşlama işler vardı. En basitiyle sınavla değil de değişik isimlerle işe aldıkları yandaş insanlar vardı. Bunlar kamuda önemli sayıya geldi. Bunları tehditle tutsalar, genel grev dense de katılım kırılacaktı. Doğrusu bazı yerlerde de oldu. Ama hesaplanmayan olgu, dokunulan maaştı. Başka yerden teşvik alsa da direkt kaybedecekleri vardı.
Devamında da talimatla ve sayesinde yalakalık bakışı tıkandı. Hata ile telaş üstlerinde baskı kıskacında durumlar adeta sarmala takıldı. Ama nedense ta baştan oluşan sömürgesel ilhaklaşma boyutu hiç konuşulmadı. Hep hükûmet denip yine fatura koltukçulara kesiliyor. Onlar ise karşıtlarının seçeneksizlik eksikliğini lehlerine pratik koydu.
Tekrar edelim: Suç hep savaşa dendi. Yaratılan şartların etkisi belirtisi vurgulanıyor. Ama nedense girişteki olay hiç dokunulmadı. Savaşın nedeni, neden bizi etkilediği kadar, yaşananların son dönemsel değil denilen refah ve istikrar olmayıp sadece gerçekleri yok saymanın eksikliğinin gelinen aşaması durumu olmasıdır.
Eksik ve zayıflıklar, öfke olsa da siyasal seçeneksizlik olması, koşulları doğru okutma nedeniyle hep savrulmaya adaydır. Hâlâ konuda Türkiye seçeneğinin paketlerinin olma derecesi hiç konmuyor. Savaşın özüyle emperyalist olması, Kıbrıs’ın da stratejik sömürge hâli birlikte değerlendirmelere katılmıyor. Soruna katılmayınca da açılımlarda düzeltme veya değiştirme şekli de olamazdı. O zaman da sadece yapılana karşı öfkeli olmanın ötesine hâlâ geçilemedi. Gerçekler ise hâlâ konuşulmuyor. Hatta konuşmak isteyen, nedenleri vurgulama ihtiyacında görünenler de “zamanı mı?” karşıtıyla engellenmektedir. Oysa sömürgesel koşullardan emperyalist savaş gerçekleri, var olan K. Kıbrıs gerçeğinin resmen iflas edişinin tarihî belgesini yeniden hayatta oynatmaya başladı. Ama sömürgeciliğin sorgulanmadığı, Türkiye gerçekleri boşaltılarak talimatçı koltukçulara yüklenme olunca, hem olaydaki gerçek güçler kurtarılmış hem de değişim şansı da olmadan zeminde debelenip durulmaktadır.
Kısaca, yeniden klasik gerçekle yazıyı tamamlayacağım: Yaşadığımız gerçekleri yok sayarak, hatta tersinden gündemleşme yaratarak oluşan olumsuzluklardan kurtulunamaz. Sadece belirli bir dönem görmezden gelmenin, umursamamanın sayesinde suni şekilde hayat sürer. Ama gerçekler bir gün gelip vurur. Öyle vurur ki eskisinden daha keskin ve acıtıcı olur. Devam denilirse de kaos, yeni kaosla hayatı sürdürmeye devam eder. Ta ki yerine başka bir dünyanın seçeneği konulana dek. Körfez emirlikleri dolarların merkezi şimdi sistemin uşaklığının da bedelini ödemeleri boşuna değildir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




