yaklaşımlarHalil KarapaşaoğluGeri gelmemesi için yükseklere savurttum – Halil Karapaşaoğlu

Geri gelmemesi için yükseklere savurttum – Halil Karapaşaoğlu

Halil Karapaşaoğlu’nun Afrika Gazetesinde “Apartman boşluğu” başlıklı köşesinde yayınlanan yazısı

Yerde duran yassı taşı aldım…

Cebimden bembeyaz mendili çıkarttım…

Çakımla dört köşesini deldim…

İple taşa bağladım…

Yağmur öyle güzel yağıyordu ki…

Damlalardan halat yapasım geldi…

Halatla…

Gökkuşağına tırmanacaktım neredeyse…

Taş…

Mendil…

Benim paraşütüm…

Bir daha hiç geri gelmemesi için…

Atabildiğim kadar yükseklere savurttum…

Düştü…

Bütün ülkeler…

Uygarlıklar…

Düşler gibi düştü…

Yol kenarına göllenmiş suya gittim…

Mendilim ıslanmış…

Ağırlaşmıştı…

Ağırlaşan diğer her şey gibi…

Bakarken suya…

Mendile…

Bir kez daha gerçeğin, hakikatin ne olduğunu sorguladım…

*                                 *                                 *

Ülkemde seçim telaşı…

Haftalardır…

Bitmek bilmeyen konuşmalar, demeçler…

Seçimler bitti…

Bitmedi hala!

Hayatımızın her alanını işgal etmeye devam ediyor…

Uzaktan tartışmaları dinliyorum…

Yazılanlara, çizilenlere bakıyorum…

Birçok konu var tabii…

Ama benim en çok ilgimi çeken şeffaflık!

Sözde en devrimci örgütlerden…

En muhafazakâr örgütlere kadar bir telaş…

Kim daha şeffaf olacak…

Her örgüt seçim bütçelerini açıklıyor…

Gelen bu paraların nasıl elde edildiğini anlatıyor…

Hiç çekinmeden miktarlar söyleniyor…

Parası az olan acındırıyor kendini…

Zavallıcık oluyor…

Vay be diyorsunuz…

Parası çok olan büyük bir öz güven içinde zaten…

Tartışmalar tam da rejimin çizgileri içinde dönüyor…

Seçim barajları…

Milletvekili transferleri…

Ve daha birçok boktan şey…

*                                 *                                 *

Oysa seçim dediğimiz şey…

Bir sektör olmuş…

Buradan para kazanan çok insan var…

Millet para kazanmak için seçimleri bekliyor adeta…

Reklamcılar…

İmaj makerlar…

Matbaacılar…

Araba kiralayanlar…

Sahne, ses sistemi kuranlar…

Medya ağaları…

Emlak sahipleri…

Restorancılar…

Meyhaneciler…

Bankacılar…

Tefeciler…

Hatta kasaplar bile…

Yiyen yiyene…

İçen içene…

Bu seçimlerde en ilginç şeylerden biri de…

Hangi örgüt ne kadar para yatırmışsa seçim sektörüne…

O örgüt yatırdığı paraya göre yerini almış mecliste…

Bir karmaşa…

En çok pankartı olan…

En çok afişi olan…

En çok araba kiralayan…

En gösterişli mitingler düzenleyen…

Girmiş sigara fabrikasına…

Mesele gerçekle, hakikatle oynamak aslında…

Sabah uyanıyorsunuz seçimle…

Akşam yatıyorsunuz seçimle…

Bilinçaltımızı…

Algılarımızı manipüle ediyorlar…

Mesele şeffaflık değil örgüt ağaları…

Mesele kim kaç para harcamış değil…

Bağımsız adayların hiçbir şansları yok mesela bu sektörde…

Seçime eşit koşullarda katılmıyor kimse…

Ne yapmalı biliyor musun sevgili okuyucu…

Eşit koşullarda başlamak için…

Eğer devletin yasal partileriyse bu partiler…

En devrimci örgütünden…

En muhafazakârına devlet aynı miktarda para aktarmalı…

Ve izin verilmemeli bu kadar büyük paraların dönmesine…

Gösteri üzerine temellenmemeli hiçbir şey…

Hakikat paranın gücüyle saptırılmamalı…

*                                 *                                 *

Saçmalıyorum belki de…

İnanmıyorum ne seçimlerinize ne de demokrasinize…

Kapitalizm her yerde olduğu gibi…

Kullanıyor hepimizi…

Tartışma alanlarımızı belirliyor birileri…

Dışarı çıkamıyoruz…

Bakamıyoruz başka yerlerden meseleye…

En devrimci örgütünden…

En muhafazakârına…

Algılar…

Anlayışlar…

Hakikatler aynı…

Paran varsa güçlü oluyorsun…

Paran yoksa acındırıyorsun kendini ekranlarda…

Şeffaflık diye tutturuyorsun küçük çocuk gibi…

Muhalefet yapıyorsun sözüm ona…

Açıklamayacaklarını düşünüyorsun…

Açıklıyorlar kendilerine göre her şeyi…

Kim salmışsa kafamıza bu şeffaflık meselesini!

Kendi kendini kandırmış aslında…

Rejim üretiyor yeniliyor kendini…

Düşünemiyoruz sıradanın dışında başka ne olabilir diye…

Ezbere gidiyoruz eskiden olduğu gibi…

 

*                                 *                                 *

Taş…

Mendil…

Benim paraşütüm…

Düştü…

Suyun içinde kaybolan hakikat gibi…

Düş gibi düştü…


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Dekolonize Edilmiş Medya — Halil Karapaşaoğlu

Medyanın ve gazeddacıların sermaye ile olan ilişgilerni mesafeli dudması,...

24 Aralığ 1963 Girne Asger Hasdanesi ve Türg Yerleşimci Kolonyalizmi – Halil Karapaşaoğlu

24 Aralıg 1963 Girne Asger Hasdanesi Girne Asger Hasdanesi’nin temelleri...

Mustafa Akıncı Gara Lisdadadır? – Halil Karapaşaoğlu

Gıprızlıların Türkiya’ya girişinin Türkiya tarafından yasaglanmasına, onnarın “terörisd” ilan...

Kamu etiyi, barolar birliyi ve Türg yerleşimci kolonyalizmi – Halil Karapaşaoğlu

“Kuzey Kıbrıs bir Fransa değildir. Kuzey Kıbrıs artık uygulamalarıyla,...

Kamusal Alanda Aydının Rolü – Halil Karapaşaoğlu

İki binli yılların ilg başlarına gadar sanadcının, entellegdüelin, aydının...
4,487BeğenenlerBeğen
1,562TakipçilerTakip Et
3,957TakipçilerTakip Et
848AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Ortadoğu’da Kurban Bayramı çok buruk geçti

Kıbrıs'ı da genellikle iki kıskaç içinde Ortadoğulu da sayanlar...

D-79 Talimatı – Taner Akçam

Ekte orijinalini de yayınladığım bir belge var.  “1- Askeri Mekteplerimize...

Varlık barışı ve uluslararası alanda gri liste riski — Tuncay Kapusuzoğlu

I- Yasal düzenleme  Varlık barışı düzenlemesini de içeren kanun teklifi, 21...

Fetih söylemi ve Gezi hakikati — Gözde Bedeloğlu

29 Mayıs, İstanbul’un fethinin 573. yıl dönümüydü. Haliç’teki törende...

Emek hareketi ve barış — Serdar M. Değirmencioğlu

Savaş karşıtları Almanya’nın Hessen ve Bavyera eyaletlerinde gösteriler düzenlediler....

Esas galip – Neşe Yaşın

Her günün bir iç müziği var. Bazen sabitleyemezsin bu...

Haydutluğun stratejik bağlamları — Fehim Taştekin

ABD Başkanı Donald Trump’ın muhataplarına “Hadi oradan, densiz” dedirten...

Canlı yayın