yaklaşımlarÖzkan YıkıcıGerçeklerden uzaklaştıkça doğruyu bulmak da zor - Özkan Yıkıcı

Gerçeklerden uzaklaştıkça doğruyu bulmak da zor – Özkan Yıkıcı

Kuzey Kıbrıs’ta yaşamanın bir gerçeği vardır. Siz bu gerçekle örülen yapıyı eğer yok sayıp başka alanla açıklarsanız, sonuçta olanları da hep yanlış yönde ele almanız kaçınılmaz olur. Bazen konunun özünden kaçarken, bazen de sorunu kabul edip sadece etrafından seçtiğiniz olguyla sınırlama kaçışına düşersiniz. O zaman da bazen sorun yokmuşçasına davranılır. Bazen sorun vardır da sadece özüne dokunmayan bazı olgularla dolaşıp yine gerekçesine ulaşamazsınız. Bazen de sorunu gerçeklikle değil de tersinden okuyup açılıma düşersiniz. Sömürge olan yerde bağımsızmışlık havasına girersiniz. Demokratik olmayan koşullarda demokrasi övgülü yaşamınızdan dem vurursunuz. Öte yandan soruna bakıp da imkân yerine resmen bir olguyla adeta sıkışıp yetersiz kalırsınız. Yetersiz olunca da ne önleme ne de daha iyisini yapma çabanız olur.

Kuzey Kıbrıs gibi yerlerde öncelikle sömürgeleşme veya ilhaklaşma gelişmelerini görmezden gelmek önemlidir. O zaman da uygulayan değil, işbirlikçi kesime yüklenmekle yetinilir. Çizgi burada çekilince, üstüne sistemin en iyisi olma hedefi de konulursa artık aynı koşullarda kim daha iyi kanıtlayıp payı alma sırasına dek konu indirgenir. Gerçekler bir yana, gerçekleri yok sayarak işbirlikçi en iyi olma ilkesiyle egemen, sınırlı elit olma kıskacında ilerleyip durulur. Kurumsallaşma böyle olup da yönetim şekillendikçe kabul ile muhalefet sistem içi daha kısır eksene oturur. Tabii ki bağımsız olmama ile bağımlı olma kuralı sonucu da size dayatılanı hemen kabul edersiniz. İş bunu yutturmaya kalır. O da yalanları tekrarlaya tekrarlaya, uygun kültürel teslimiyet oluşturularak sağlanır. K. Kıbrıs bol bol örnekleriyle doludur. Hatta net şekliyle de yakalanır.

Türkiye talimatlarını bazen hamasi, bazen de tersinden “bizim istediklerimiz” denip uygulanır. Tabii ki iş siyasal egemenlikle sınırlı kalmaz, muhalefet yapma tutumlarına da yansır. Sistemin sorgulanması değil, seçilen işbirlikçiliğe yüklenilerek konu daraltılır. Ortak yön de ısrarla “Biz Türkiye’ye karşı değiliz.” duruşu olur. Ama sunan, dayatan Türkiye olurken sanki yokmuşçasına sığınılır. K. Kıbrıs’ın yakın tarihi dolu dolu örneklerle epey dolduruldu. Ama yine de oluşan algı siyaseti ile teslimiyet kültürü bunu adeta besleyip timsah gibi büyütür. En son dijital yasal gelişmelerde yaşandı. Öyle yaşandı ki doğrudan Türkiye ile yapılan protokol olmasına karşın hâlâ bu dahi gözetilmez. Türkiye örneklemiyle ele alınmaz. Sanki bağımsızmışız olgusuyla konuşturulur. Hangi gözle bakarsanız bakın, konu aynen yeniden üretilen yeni sömürge gerçeğidir. Fakat iki devlet protokolü gibi algılatılmaya başlandı. Sonrasında teknik açıdan da yeni baskı sorunu için meclisten geçirilerek Resmî Gazete’de cumhurbaşkanlığı tarafından ilan edilir. Hâlbuki hesaptaki taraf K. Kıbrıs’ta konu dahi konuşulmaya taşınmadı. Birden uyanılan, kaybedenleri çok olacağı gerçeği ile bir anda muhalefet ekseni dağınık olsa da oluşur. Tabii temel gerçek Türkiye göz ardı edilip “hükûmet” dar eksene sokuşturulunca olayla ilgili bilgilenme dahi hep eksik kalmaya adaydır.

Egemen elit daralsa da Türkiye gerçeğine bağlı olarak parmak sayısı yardımıyla da beslenip adımlar atmaya başlaması artık genel tekrar şekline sokulmuştur. Son olayda da öyle oldu. Fiber optik olayı bu başlangıç kırılmalarıyla başladı. Türkiye’de parlamentodan geçip Resmî Gazete’de açıklandı. K. Kıbrıs ise yeni yeni tartışmaya çalışıyor. Eksik, Türkiye gerçeğinden kopuk, olayda yetkisi dahi olmayan elit yönetimle sınırlı kaldı. Muhalefet ise yapılacak olandan oldukça tedirgin. Ama karşı olma ortaklığı birleşmesi ile ayrıntıda boğulan ikili duruma sahiptir. O zaman da tıpkı egemen elit gibi muhalefet de bazı gerçeklerin etrafından dolaşıp duruş sergilemektedir. Suçlu hükûmettir. Yetersiz açılım sonuçta etki alanını da sıkıştırır. Bu sefer tartışmalar da kısırlaşır. Ek protokol yapma veya içeriği istenip hamle yapmalar birbirini kovalamaktadır. Temel amaç ve yaptıran güçler yokmuşçasına davranılmaktadır.

Konuyu bilmeden, sırf talimatı alıp koltukta kalma hesabındaki koltukçular da yetersizliklerini “Türkiye’ye güveniyoruz.” veya “Siz Türkiye’ye karşısınız.” gibi siyasal silahlara sarılarak savunurlar. Konu olan değil, Türkiye damıtılarak tartışılma peşine düşülür. Muhalefet ise hesabına göre değişir. Bir kesim, onların da koltuk sevdası olduğu için konuyu şimdiki koltukçulara çıkarıp davranış koyar. Daha merkezden uzaktakiler ise bazı maddelere ağırlık verirler. O zaman da ek protokol talebi, metnin içeriği bilgileri talebi, düzeltme çağrıları çemberine olay bırakılır. Zaman zaman gerçeklerden alınanlarla da konu geliştirilir. Sistem değişmesi veya bağımsız olma seçeneği pek de düşünülmez. Sıkışıp kalınır. Ama tartışmalar sürer. Net olan, gelen talimatla davranma duruşunun oluşmasıdır. Birçok yerde özeleştirildi. İnsanlar katledildi. Kaçınılmaz yeni destekler de oluştu.

Sonuçta konu K. Kıbrıs’ta geçti. Bu tür öz eleştirilerden kazanan da bol kaynak olmaktadır. Boşuna faşist medya kesimi ısrarla yalan söylemeyi önermiyor. Tekrarla yalanın büyüklüğü ısıtmaya en elverişlisidir. Unutulmaması gereken, siz er geç etrafa saçılmaktasınız.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özkan Yıkıcı yazdı: İspanya-Fas hattında neler oldu

Bir haftadır İspanya'nın Afrika topraklarındaki küçük bir yerleşimindeki gelişmeler,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Trafik katliamından genel sistem gerçeğine

Normal yaşamla en anormal kötü koşullar kolayca dönüşür. Sanki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Unutulmaması gereken ülkelerden biridir: Irak

Yakın tarihle Ortadoğu tamamlanınca, emperyalist çağın planlarıyla alakalı uygulama...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bozulan iklim koşullarında siyaset de ısınırken

Temmuz ayına ve yaşadığımız haftaya artık elvedayı çekiyoruz. O...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,913TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın