yazılariktibasEkonomide yeni rota (mı?) - Özgür Orhangazi

Ekonomide yeni rota (mı?) – Özgür Orhangazi

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net
Kategori:

İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilip gözaltına alınmasından sonra döviz talebinde ani ve hızlı bir artış yaşandı ve TL sert bir şekilde değer kaybetti. Merkez Bankasının müdahalesiyle kontrol yeniden sağlanarak bu kayıp sınırlı tutuldu. “Rasyonel” ekonomi yönetiminin “irrasyonel” ekonomi yönetiminden devraldığı örtülü müdahale yöntemiyle kurdaki artış kontrol altına alınsa da Şimşek “programı”nın kırılganlığı gözler önüne serildi. Kurda yaşanan hareketlenmeye ek olarak borsadaki düşüş ve tahvil piyasalarının neredeyse çökmesi de yine programın kırılganlığını görünür kılan gelişmelerdi.

Bu gelişmeler, Şimşek “programı”nın uzunca bir süre seçim olmayacağı için siyasi istikrarın sağlanacağı ve siyasetin ekonomiye karışmayacağı varsayımını da sarsmış durumda. Halbuki uluslararası finansal sermayenin de programı destekleyen ekonomistlerin de “baz senaryo”ları bu varsayım üzerine inşa edilmişti.

Aslına bakılırsa döviz kurunu kontrol etmek artık bir tercih değil, zorunluluk olarak görülüyor. Döviz piyasalarının sığlığı, Türkiye ekonomisine ve TL’ye duyulan güvenin uçuculuğu kuru kontrol etmeyi neredeyse kaçınılmaz kılıyor. Bu tür kur şokları, Şimşek “programı”nın başlıca övünç kaynağı olan döviz rezervi artışını hızla tersine çevirip hem enflasyonun kontrolden çıkmasına hem de şirketlerin bu dönemde artan döviz yükümlülükleri nedeniyle ciddi zararlar yaşamasına yol açabilir. Sadece üç gün içinde yaklaşık 25 milyar dolarlık müdahalenin gerçekleştiği tahmin ediliyor. Kur üzerindeki kontrolün yarım saatliğine bile kaybedilmesinin sonuçlarının oldukça sert olabileceği görüldü. Bu hem ellerindeki dövizi TL’ye çevirip yüksek faiz geliri elde etmeye çalışan “carry trade”ciler hem de borsa ve tahvil yatırımcıları için endişe verici nitelikte.

Bu gelişmelere yanıt olarak Merkez Bankası faiz üst bandını yukarıya çekti, piyasadan TL çekmeye yönelik hamleler yaptı ve TL uzlaşmalı vadeli döviz satım ihalelerini başlattı. Aslında yapılanlar “irrasyonel” olarak nitelenen dönemde yapılanlardan temel olarak çok farklı görünmezken, bu esnada Şimşek ile Merkez Bankası Başkanı Karahan, yabancı fon yöneticileriyle toplantılar yaparak kur konusunda güvence vermeye çalıştılar. Bu toplantılardan aktarılanlara göre ilk günlerde yaşanan döviz talebinin yüzde 60’ı yabancı yatırımcılardan, yüzde 30’u yerli şirketlerden, yüzde 10’u ise bireylerden kaynaklanıyordu (1).

Başından beri vurguladığım gibi Şimşek “programı”nın ana derdi enflasyonu düşürmekten ziyade bir yandan ülkenin döviz dengesini tesis etmeye çalışmak bir yandan da enflasyonu bahane ederek ücretleri, emekli aylıklarını baskılamak olarak belirlenmişti. Ücretlerin enflasyon bahanesiyle baskılanması daha önceki dönemde yaşanan bölüşüm şokunu sermaye lehine kalıcı hale getirirken, yüksek faizlerle çekilen dövizle de ödemeler dengesi krizi riski ertelenmekteydi. Ancak bu tip programların başarılı olabilmesi için genellikle ilk bir ila bir buçuk sene içerisinde sonuç alınması beklenir. Daha uzun süre devam ettirilmesi maliyetli olmasının yanı sıra dezenflasyon şansını da azaltır. Nitekim Şimşek programında da sona yaklaştığımıza dair işaretler son gelişmelerden önce de artmaktaydı.

Yabancı yatırımcılar da yerli sermaye de bir bütün olarak Şimşek “programı”nı desteklese de onun dezenflasyon konusunda başarılı olacağına inanmıyordu. Nitekim dış sermaye girişlerinin oldukça sınırlı ve kısa vadeli kalması da dövizden TL’ye dönenlerin uzun vadeli yatırımlar yerine oldukça kısa vadeli para piyasası fonlarına yönelmesi de bunun göstergesiydi.

Şimdi iktidarın ekonomi yönetimi açısından önünde iki rota var. Birincisi, bu “program”da ısrarcı olmak ve 17 Nisan’da faiz indirimlerine son vermek ve hatta gelişmelere göre faizleri yükseltmek. İkincisi ise bir yandan daha önceki dönemlerde olduğu gibi karmaşık müdahalelerle durumu idare etmeye çalışıp bir yandan da ekonomiyi canlandırma hamleleri yapmak.

Her iki rota da ciddi riskler içeriyor. Yüksek faiz, kur istikrarını ve ülkenin döviz dengesini koruyabilir ancak bunun maliyeti oldukça yüksek. Diğer yandan şimdiye kadar biriktirilen döviz rezervleri harcanarak Nebati dönemindekilere benzer uygulamalara geri dönme ihtimali de var. Her iki rota da nihayetinde ekonominin dış kırılganlıklarını artıracak unsurlar içeriyor.

Başka bir ifadeyle, Şimşek “programı” ekonomiyi “faiz döviz kıskacı”ndan kurtaramamıştır. Geçmiş dönemlerde olduğu gibi hem faiz hem kur aynı anda kontrol edilmeye çalışıldı. 2018 kur şokundan sonra kurlar ancak faiz sert bir biçimde yükseltilerek kontrol altına alınabilmişti. 2020-2021’de faiz indirilirken de döviz rezervleri örtülü bir biçimde satılarak kurda denge sağlanmaya çalışılmış, bunda sona gelinince de bir yandan KKM devreye sokulurken bir yandan da Merkez Bankası ödünç rezervlerle piyasaya arka kapı müdahalelerini sürdürmüştü. Nihayetinde 2023 seçimlerine gidilirken hem faizi hem kuru düşük tutma çabasının sonuna yaklaşılmış, bir ödemeler dengesi krizi riski ufukta belirmişti.

Son gelişmeler gösterdi ki Şimşek programıyla da az gittik uz gittik ve dönüp baktık ki bir arpa boyu yol gitmişiz. Şunu akılda tutmak gerekir ki henüz çok sert bir yabancı çıkışı ve yerellerden çok güçlü bir döviz talebi görmedik. Uzun tatil sonrası gelişmelerin ne yönde seyredeceği bir yandan ekonomi yönetiminin devreye soktuğu tedbirlerin ne kadar işe yarayacağına bağlıyken ekonomi yönetiminin hangi rotaya yöneleceğini de bu gelişmeler belirleyecek. Her halükarda ekonomiyi kısa vadede daha yüksek enflasyon, beklenenden daha yüksek faiz, daha düşük büyüme ve daha fazla ödenemeyen borç riski bekliyor olacak.

Notlar:

(1) https://gazeteoksijen.com/yazarlar/haluk-burumcekci/putin-ve-bascinin-kulaklari-fazla-cinlamaz-umarim-238287


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

Federico Pita yazdı: Latin Amerika tekno-faşizmin yeni laboratuvarı

Latin Amerika, teknoloji-üstüncülüğünün siyasi ve ideolojik laboratuvarına dönüşüyor. Silicon Valley milyarderi...

Ertan Erol yazdı: Trump’ın kayığında Kolombiya sağı

Kolombiya’da Seçilmiş Başkan Abelardo de la Espriella kuracağı hükümeti...

Shamim Chaudhry yazdı: Güney Asya’nın genç kuşağı yeni bir sosyal devrime doğru mu ilerliyor?

Güney Asya, şu anda dünyadaki genç nüfus oranının en...

Hazal Yalın yazdı: Nikaragua, 7 Ders

Ben Latin Amerika uzmanı değilim; kuşkusuz Nikaragua’yı benden çok daha...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,908TakipçilerTakip Et
921AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Ufak bir canlanışa girişirken

Genelde havamız sıcak. İşiniz yoksa da çoğu zaman evden...

Özkan Yıkıcı yazdı: Diplomasi kıskacında, Libya

Libya, bir anda gündemde çalkalanarak, darmadağın olmuştu. Birçok gücün...

Özkan Yıkıcı yazdı: Yeniden bir ittifak yazısı: Mekke

Mekke İttifakı sorularla birlikte konuşulmaya devam ediliyor. Tabii ki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kıyas yapma örneği: Kolombiya

Kolombiya, son yıllarda değişik yönleriyle gündemde oluyordu. Özellikle solcu...

Özkan Yıkıcı yazdı: Gelişmelerde gündem oluşturma sırrı

Bir ufak soru sorsam: Türkiye'deki gelişmeleri buradaki medya kaçı...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hızla çerçeve yasası geçerken

İki yıldır konuşturuldu. Algılarla epey propaganda yaptırıldı. Algılar diyorum:...

Canlı yayın