yaklaşımlarHalil KarapaşaoğluBir kurgu olarak; politikacı – Halil Karapaşaoğlu

Bir kurgu olarak; politikacı – Halil Karapaşaoğlu

“Gerçek nedir?” sorusuyla ilgili en çok çelişkiye düşen 21. yüzyıl insanıdır desek sanırım yanılmayız. Sevginin, bilginin, sorgulamanın, aşkın, düşüncenin hallerini bile belirleyen bir dünya düzeninin içindeyiz. Masa başında bile bu yazıyı yazarken, yazdıklarımın bu kurgunun içinde olup olmadığını sorma ihtiyacı hissediyorum.

Kapitalizm yeni zamanlarda insanın ihtiyacı olmayan şeyleri dahi ihtiyacıymış gibi topluma pazarlamakta, insanları pazarlanan ürünleri tüketmesi gerektiğine dair “yapay bir ihtiyaç zorunluluğu” içerisine sokmaktadır.

Tabiri caizse toplum üzerinde deneyler yapılıyor. Toplumun ihtiyaçları, nereye nasıl tepki vereceği, hassasiyetleri ve umursamızlıklarının tespiti yapılıyor. Ona göre meta tasarlanıyor ona göre pazarlama stratejileri düşünülüyor. Reklamcılar, grafik tasarımcılar, psikologlar, sosyologlar ve belki de benim bilmediğim başka alanlardaki uzmanlar bu sektörün iskeletini oluşturuyor.

Siyaset ve politikacılar da, oluşan bu kurgulanmış düzenin içinde kendi paylarına düşeni alıyor tabii. Partilerde parti meclislerinin, yönetim kurullarının her geçen gün önemi daha da azalıyor. Seçimlere girecek adaylar entelektüel birikimlerine, politik bilinçlerine bakılmaksızın toplum içindeki popüler kimlikleriyle belirleniyor. Popüler olan karakterler aday olarak saptandıktan sonra danışmanlar ekibi ve reklamcılar tarafından kurgulanıyor. Karaktere yeni bir imaj yaratılıyor. Ne yazık ki propaganda kampanyasını bu ekipler yönetmeye başlıyor. Seçimler başlamadan önce hatırı sayılır miktarlar siyasi partilerle, bu ekipler tarafından pazarlığa tabi tutuluyor.

Ülkemizde de son 10 yılda “seçim piyasası” oluşmuştur. Bunun ilk örneği ikinci cumhurbaşkanı Talat’ın katıldığı ve seçildiği cumhurbaşkanlığı seçimlerini örnek gösterebiliriz. Toplumun ihtiyaçlarını analiz eden danışmanlar kurulu ve onların yaptığı analizler doğrultusunda bunu piyasaya en prestijli şekilde sunacak olan reklam ekipleri siyasal teorilerin çok önüne geçmiştir. Hatta ortaya çıkan adaylar günün sonunda reklam ekiplerinin ürünü olarak önümüze sunulmuş duruma gelmektedir.

Bundan dolayı da ideolojilerin ölümüyle karşı karşıya kalmaktayız. Politikacı “ben ne sağcıyım ne solcuyum ben sosyal demokratım” demeye başlıyor. Yeni kurulan Sosyal Demokrat Parti’nin başkanından, Kudret Hocamıza hatta ve hatta solun adayı Akıncı’ya kadar… Aslına bakarsanız Ulusal Birlik Partisi, Cumhuriyetçi Türk Partisi liderliği de zaman zaman sosyal demokrat olduklarını söylüyorlar.

Sağcılar kendi partilerindeki rant kavgalarından dolayı sol düşüncede olan adaylar için çalışmaya başlıyor. Rant kavgası verdikleri liderleri aşağıya indirmeye çalışıyorlar. SDP’nin başkanı bir adım daha ileri giderek “bizim partimiz kapitalizm ve marksizmin karşımından” oluşuyor diyor. Maksizmi kapitalizmle birleştiriyor. Ne düşüneceğimi, nasıl bir tepki vermem gerektiğini bilemez hale geliyorum.

Bir ürün pazarlanırken, olabildiğince toplumun en geniş kesimine hitap etmeye çalışılır. Politikacı da yeni imajıyla LGBT bireylerden tutun da, katılımcı demokrasi, kadın ve engelli bireylerin hakları gibi her türlü alternatif siyasal akıma dokunuyor, dokunmak zorunda kalıyor. Son belediye seçimlerinde en azından Lefkoşa’daki bütün adaylar katılımcı demokrasiden, kadın haklarından, engelli bireylerden bahsetmeye başlamıştı.

Görsel ve yazılı medyanın yanında yukarıda bahsettiğim ekiplerle birlikte seçimler piyasaya ve o piyasadan elde edilecek rant kavgasına dönüşmüştür. Adaylar seçim bütçelerini açıkladığı zaman dudağımız uçuklamaktadır. Her geçen yıl ise bu rakamlar artmaktadır. İdeolojik duruş işte tam bu noktada anlamsızlaşmakta, “imaj” her şeyin önüne geçmektedir. Sn. Akıncı’nın ve Sn. Özersay’ın seçimlerde büyük bir başarı sağlamasının yukarıda bahsettiğim “sektörle” ilişkisi var mıdır?

Bu başarıda tabii ki başka faktörlerinde etkisi vardır. Bütünüyle bütün bu süreci bu noktaya indirgemek doğru değildir. Dikkat edilmesi gereken önemli bir noktadır. Akıncı ve Özersay’ın aynı olduğunu, aynı şeyleri savunduklarını da söylemiyorum.

Diğer bir tartışma ve derinleştirilmesi gereken konu ise seçim kampanyasının bütçeleridir. Bu paranın nereden, kimler tarafından ve neden verildiği de sorgulanması gereken bir mevzudur. Bu ülkede geçim derdi olan, bankalara çeşitli borçları olan “sıradan” insanlar seçim kampanyalarına maddi anlamda ne kadar destek çıkabilirler? Politikacıların arkasında sermaye sahipleri, tüccarlar yok mudur? Bu paralar gökten zembille inmeyeceğine göre sermaye sahipleri neden bu politikacıları desteklemektedir? Sermaye sahiplerinin, alt ve orta kesimde olan insanların çıkarlarının buluşması mümkün müdür? Eğer mümkün değilse bunu mümkünmüş gibi kılanlar kimlerdir? Sınıfların ortadan kalktığı, zenginlerin yoksulları sömürmediği, üst sınıfla alt sınıf arasında herhangi bir çıkar çatışmasının olmadığı bir seçim dönemi geçirdik. Kıbrıs sorunu sınıflardan, işgalden bahsedilmeden “barış”, “nasıl olursa olsun barış” söylemleriyle çözülecek gibi duruyor. Adaylardan tek bir kişi dışında hiç kimse ne işgalden ne de marksist bir söylemden yola çıkarak bir tavır ortaya koydu. Sorun Türk ve Rum etnik kimlikleri üzerinden masaya yatırılmıştır. Günün sonunda 3. Cumhurbaşkanı Sn. Eroğlu dahil herkes “barış” sözcüğünden bahseder olmuştur.

Selahattin Demirtaş cumhurbaşkanlığı seçimlerinde cumhurbaşkanın tek başına ya da ekibi tarafından değil de toplumun bütün kesimini kapsayan bir meclisin oluşturulup, karar mekanizmasının burada çalıştırılması gerekliliğine vurgu yapmıştı.

İşte tam bu noktada Akıncı’nın kadın, engelli bireyler ve LGBT haklarından bahsetmesi “yeni imaj”la bağdaşıyor sanki. Dünyada yeni yükselen  yukarıda bahsettiğim hareketlerin kollektif, anti kapitalist, neo-liberal politikalara karşı tavır alarak yükseldiğini saptamak zor değil. Akıncı cumhurbaşkanlığında neden bir meclis kurmuyor? Neden en geniş halk kesimleriyle birlikte kararlar üretmiyor? Neo-liberal politikalara, göç yasasına, eğitim, sağlık hakkına ve özelleştirmelere karşı herhangi bir duruş sergileyecek mi? Böyle bir vizyonunun olup olmadığını da bilmiyorum açıkçası… Bunu zaman gösterecektir.

40 000’den fazla askeri varsa bir ülkenin diğer bir ülkede, polisi orduya bağlıysa, merkez bankasını kendisi yönetemiyorsa, o ülkenin elçiliği diğer ülkenin hükümeti gibi hareket ediyorsa kardeşlik ilişkisinden bahsetmek mümkün müdür? Türkiye halklarıyla ilgili bir derdimiz yok zaten. Olamazda… AKP gibi yobaz ve faşist bir iktidarın yönettiği Türkiye Cumhuriyetiyle bırakın kardeş olmayı arkadaş olunur mu?


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Bir Tatil Cenneti; Karpaz’daki Cinayedler

Gazeddacı Sevgül Uludağ abamızın bizlere cog ciddi gadgıları oldu....

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Gıbrız Cumhuriyeti Bayra’ı Asmag Yasagdır?

Koray Başdoğrultmacı ve Çinem Sonel’e… 2011 yılında Koray Başdoğrultmacı Birleşik...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Gramsci ve Cemaadımızdaki Aydın Krizi

Antonio Gramsci üretim ilişgilernin içündeki her toblumsal grubun gendi...

Gıbrızlıca Konuşan Gıbrızlılar Birbirlerini Sever?

“Gıprızlıca gonuşan Gıprızlılar biribirlerni sever?” gibi saşma bir soru...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: “Gipriz Cumhuriyeti’ndeki Haglarımız” Söylemi Üzerine

Gıprızlıca gonuşan Gıprızlıların genelde üş tip vatandaşlıgları vardır. Bunnardan...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,897TakipçilerTakip Et
967AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Hamam Böcekleri sokaklarda dolaşıyor!

Dünya neoliberal krizle tükenmişliklerde debelenip duruyor. Yerine geçecek yapı...

Volkan Yaraşır yazdı: Dekadans, faşizm ve kapitalist rasyon

Marx kapitalizmi “yaşayan metafizik” olarak tanımlar. Faşizm bu metafiziğin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Gariplik vardır!

Son günlerde Suudi merkezli çelişkili algı yaratacak haberler dünyada...

Şener Elcil yazdı: Brüksel’in Kıbrıs’a Bakışı

Avrupa Konseyi’nin davetlisi olarak, geniş katılımlı bir ekiple Brüksel’de...

Dr. Karabekir Akkoyunlu yazdı: Brezilya’da seçimler: Lula’dan sonrası tufan mı?

Brezilya başkanlık seçimlerinde, hapisteki eski başkan Jair Bolsonaro’nun oğlu...

Marcela Gottschald yazdı: Milei sonrası Arjantin solu

"Eksik olan şey, her gün birbirinden kopuk biçimde süren...

Ertan Erol yazdı: Brezilya’da ‘beklenmedik’ sonuç

Brezilya’da genel seçimler ve başkanlık seçimlerinin ilk turu tamamlandı....

Canlı yayın