Genellikle Prometheus’un hikayesi daha çok bilinir. Tanrılardan ateşi çalıp insanlara veren yarı tanrı Prometheus’un hikayesi… Fakat, Prometheus’un kardeşi Epimetheus’un hikayesi bilinmeden Prometheus mitini tam olarak anlayamayız. Söz konusu Epimetheus olunca da konumuz ister istemez “umut” oluyor.
Bu değinmeden sonra hikayemize başlayalım.
Prometheus, “önceden gören ve tedbirli olan” anlamına gelir. Epimetheus ise “sonradan düşünen” demektir. Yani, aklı sonradan başına gelir… İkisi de Zeus’un yanında yer alırlar. Önceden bilen ve tedbir alan Prometheus, Zeus’un yanında yaşama dair çeşitli marifetler edinir. Zeus’un oğlu tarafından ihanete uğrayacağını öngörmesine rağmen bu sırrı Zeus’tan saklar. Fakat, en büyük “günahı” bu değil, kardeşi Epimetheus’a yardım etmektir.
Zeus, Epimetheus’i hayvanları yaratmakla görevlendirmişti. Epimetheus bu görevi hakkıyla yerine getirerek hayvanları yaratır ve kendilerini koruyabilmeleri için onlara çeşitli özellikler bahşeder. Pençe, hız, kanat, sürat vs. gibi… Fakat, insanlara verecek bir şey kalmaz ve kardeşi Prometheus’u yardıma çağırır. Prometheus, insanı topraktan aldığı balçıktan yaratır. Fakat, iki ayak üstünde Tanrıların suretinde yarattığı ve Athen’ın nefesiyle hayat üflediği insan zayıf bir mahluktur. Kendini korumaktan acizdir. Bunun üzerine, Prometheus insanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için Zeus’tan ateşi çalarak onlara verir. Böylece insanlar hem kendilerini koruyacak hem de toprağı işlemeye yarayacak aletler üretirler.
Bu “ihanet” karşısında öfkeden kuduran Zeus, Prometheus’a korkunç bir ceza verir. Onu zincirlerle bir kayaya bağlar. Bir kartal her gün gelip kara ciğerini yer. Ciğer her gün kendini yeniler, kartal da her gün Prometheus’un ciğerini yemeye devam eder. Prometheus’un korkunç ıstırabı Herkül tarafından kurtarılana kadar sürer.
Umut: Zeus’un Zehirli Hediyesi!
Zeus sadece Pormetheus’u cezalandırmaz. Kardeşi Epimetheus’a da çok ağır bir ceza verir. Güzel, çekici, zeki ve ikna kabiliyeti yüksek bir kadın yaratır, ona hayat üfler ve Epimetheus’un yanına gönderir. Kadının adı Pandora’dır. “Tüm Tanrıların Hediyesi” anlamına gelir. Epimetheus’un yanına varan Pandora’nın elinde Zeus’un özenle hazırladığı kapalı bir kutu vardır. Epimetheus, Pandora’nın çekiciliğine kapılıp onunla evlenir. Oysa, Prometheus kardeşini uyarmıştı. Zeus’tan hiçbir hediye kabul etmemesini tembihlemişti. Aklı sonradan başına gelen Epimetheus kardeşinin uyarılarına kulak asmayarak Pandora’ya varır.
Pandora dayanamayıp kutuyu açar. Kutu açılınca, Zeus’un kutuya yerleştirdiği kötülükler, savaşlar, hastalıklar, kıskançlık, çılgınlık, ahlaksızlık vb. bütün dünyaya yayılır. Kutuda umut da vardır ama umut kutudan çıkmak üzereyken Zeus’un uyarısıyla Pandora kutuyu kapatır.
Umut kutuda kalır!
Zeus’un insanları cezalandırmak için kötülükler kutusuna umudu koyması ama umudun kutudan dışarı çıkmasını engellemesi, kötülüklerle dolu bir dünyada yaşamaya mahkum edilen insanları boşu boşuna umut etmeye, umutla avunmaya ve oyalanmaya sevk eder. Nitekim, Nietzsche umudu “kötülüklerin en büyüğü” olarak görür. Ona göre, Zeus eziyet çeken insanların eziyet çekmeye devam etmeleri için insanlara umudu vermiştir.
Gerçekten de aldatıcı umutlarla avunmak yaygın bir olgudur. Çoğu zaman aldatıcı umutlara kapılıyoruz. Örneğin, işbaşına gelen hükümetlerden umutla söz edip sonra hayal kırıklığı yaşıyoruz. Kitlesel başkaldırıların umut verici olduğunu söyleyip sonra yanıldığımızı görüyoruz. Bazı olayları “dönüm noktası” veya “yeni bir başlangıç” olduğunu söylüyoruz ama eskinin devamı ile karşı karşıya olduğumuzu anlar, yanıldığımızı fark ediyoruz. Yani, sık sık umuda kapılır ve sık sık düş kırıklığı yaşıyoruz. Bu durum, “Zeus’un tuzağına düşmekten” kaynaklanıyor.
İradenin Umuduna Sadakatle Bağlanmak!
Fakat, Zeus’un oyununa gelmek “kader” değildir. Zeus’un ovunma olsun diye bizi edilgen bir beklemeye sürükleyen “Takdirinden” kurtulabiliriz. İnsanlar edilgin olmaktan çıkıp etkin müdahalelerle mevcut durumu değiştirme kapasitesine sahiptirler. Nitekim, irade ve eylemekle toplumların gerçek anlamda yeni başlangıçlar ve dönüm noktaları yarattıklarına tarih şahittir. Bunlar mevcut duruma etkin müdahalelerde bulunmakla mümkün olmaktadır.
Mevcut durumun içinde barındırdığı ihtimallerden birinin fiilen ortaya çıkmasına Fransız düşünür Alain Badiou “Olay” diyor. Bizi yeni bir varlık tarzına, Özne olmaya zorlayan Olaydır.
Fakat, Olayın ortaya çıkması yetmez. Ona sahip çıkmak gerekir. Nitekim, Badiou, var olandan Olaya geçişte “Hakikat Süreci”nden söz eder. Hakikat Süreci, Olayın yol açtığı yeni perspektiften bakmak, bunda ısrar etmek anlamına gelmektedir ki, bu bizi “Sadakat” kavramına götürür.
Bir Olaya sadık olmak demek, durumu Olaya göre düşünerek hareket etmek demektir. Kişiyi Özne yapan budur! Bu anlamda Sadakat, durumdan türeyen Olaya bağlı kalarak onun dayattığı yeni bir var olma tarzı icat etmeyi gerektirir.
Özetlersek, etkin olmadığımız zamanlarda, kederimizi kendi ellerimize almadığımızda umut sadece bir tesellidir. Zeus’un insanların ıstırap çekmeye devam etmeleri için gönderdiği yanıltıcı bir teselli… Fakat, irade sergileyip etkin olduğumuzda mevcut durumun içinden yeni bir durum/Olay yaratabiliriz. Fakat Olay yaratmak kendi başına yeterli değildir. Önemli olan, Olaya sadakat göstererek yeni duruma göre düşünmek ve eylemektir.
Eskiye geri dönüş çoğu zaman tam da Olaya sadakatsizlikten kaynaklanmaktadır.



