Öncelikle iki noktaya dokunacağım. Birisi duyup da kolayca aldatıldığımız, ötekisi ise önemli olup pek de bilgilendirilmediğimiz uygulama olacak.
Daha yazıyı yazmadan önce, medyada başta Trump’ın şu sözleri tekrarlanıyordu: “İran bizi vurmak için füze geliştiriyor. Tamamlamak üzere. Amerika’ya karşı tehdit olan bu gelişmeleri durdurmamız şart. Aksi takdirde onlar bizi yok edeceklerdi.” diyordu. Tuhaflık çok. Ama en basitiyle başlayalım: İran-Amerika arası oldukça uzak. Bırakın komşu olmayı, arada kocaman bir kıta ve okyanuslar var. Öyle birbiriyle temasları direkt olacak yakınlık yok. Zaten Amerika İran’ı vurmak için haftalarca denizden bölgeye askerî gemiler gönderdi. Ama bu basit durum dahi yokmuşçasına davranılmaktadır. Oysa Amerika komşu ülkeleri kullanarak İran’ı vuruyor. İran ise Amerika’yı direkt vurma şansı, ulaşma hâli yoktur. Ama basit şekliyle bu yalan kolayca yutulup sanki yan yana çatışan iki ülke kuramı oturuyor. Düşünce olarak Amerika’nın bölge ülkelerini kullanıp onlarda üs olarak saldırdığı ile İran topraklarında geçme alanı nedense yorumlarda yer alıp “Amerika’nın onca uzaktayken İran’la işi ne?” sorusu oluşmamaktadır.
Bu basit durum dahi gözetilmemektedir. Devamında Amerika genellikle kolayca saldıran, ambargo koyan, net uydurduğu yalanlarla düşmanlaştırıp tavır koyan ülkedir. Yeri geliyor, Maduro’yu yataktan alıp kendi hapishanesine getiriyor; yeri gelip İran’a hem de görüşme yapılırken, aracı Umman’ın açıklamasıyla iyi gitmesine karşın, İsrail ile birlikte saldırıyor. Daha komiği, hem İsrail hem de Amerika suçlamalarından biri de İran’ın nükleer silah elde etme gerekçesidir. Hâlbuki ilgili iki ülke de nükleer silaha sahip. İran denetime açıkken, saldırıyı başlatan İsrail uluslararası denetimi dahi kabul etmemektedir. Ama saldırırken dahi hep kendilerinin tehdit altında olma algısına sarılıyorlar.
Daha da acayibi olan, bazen bambaşka karışık gerekçeler de sayıp ama değişmeyen sonuçla saldırı yapmalarıdır. Üstelik acımasız ve kendilerinin koyup kural yaptıklarını da ihlal ederek. Uzağa gitmeyelim: Son Gazze soykırımından İran saldırıları hep aynı kuralların hayata geçmeleridir.
Fakat önceki yazılarımda tekrarladığım net gerçek hâlâ sırıtıyor: Onca bahaneye ihtiyaç yok. Doksanlar ortasından itibaren Amerikan merkezli uzun vadeli stratejide İran hep karşı eksene konuldu. Orta Doğu planında tasfiye edilecek ülke olarak yerini aldı. Tekrar olan Irak’tan Libya’ya, Suriye’den İran’a hep Orta Doğu projeli propaganda uygulamalarında karşıtların nükleer silah edinmek üzere olduklarıdır. Bunun en başta Amerika ve İngiltere için tehdit olması da güldürüyü daha da acıtmaktadır. Onca uzaklık ve kocaman yalan. Hoş geldin faşist Göbbels propaganda aygıtı.
İkinci gerekçe bizi oldukça ilgilendiriyor. Resmî medya haber yapmasa da bizim dikkate alıp yorumlarda ihtiyacımız olan konudur. İngiltere’de yaşayan Pakistan kökenli Tarık Ali, önemli bir bilgiyi yazdı. İsrail ve Amerika’nın sadece rejim kesimini bombalamadığını belirtti. Özellikle sol siyasetçilerin de evlerini vurduğunu açıkladı. Bunun amacı, rejim yıpranırken solun seçenek olmaması için onların da katledildiğinin adeta acıtan gerçeği oluyordu. Nedense medyalar bu tür gerçeklerden hep uzak kaldılar. Hatta vurulan ve çoğu kız çocuğu olan yurt veya hastanede gereken tepki yoktu. Diyeceksiniz, Gazze’deki on binlerce çocuk katliamı dahi gereken karşı duruşu getirmedi. İran’dakini mi söyleyip siyasal paranoyayı mı bozacaklar?
Tarık Ali bir anlamda bize solu da hatırlattı. Solun seçenek olmaması için daha rejim vurulurken sosyalistlerin de nasibini aldığını hatırlatıyordu. Emperyalist planın İran ayağı böylesi gelişmelerle adeta algılar tutsaklığında esir alınıp kamuoyu ile gelişmektedir.
Gelelim Kıbrıs ayağına: Bizde çoğu gerçeği bellekten sildik. Hatta emperyalist gerçeği de tersyüz ederek adamızda yaptıklarını unutarak çareyi onlara yükledik. Kıbrıs gerçekleriyle değil, istenen zehirli kutsallıklarla ideolojik iş birlikçilik oynamaktayız. Son gelişmeler en başta adamızın da Orta Doğu gerçeğini ne yazık ki hatırlatamadı. Hatırlatmadığı için de buradaki İngiltere üslerinin her Orta Doğu oyununda yer aldığı da aklımıza gelmiyor. Normalmiş gibi havasında devam denildi. Yetmedi, son dönemde iyice Orta Doğu kullanımlı uzaktan Amerikan yeni üslerle bu bataklığa da sevinçle katıldık.
Son gelişmelerde önce Lübnan Hizbullah’ı hatırlattı. Kendine karşı olacak dış müdahalede Kıbrıs’taki İngiltere üslerini de vuracağını açıkladı. Açıkladı, çünkü durmadan başta Ağrotur’dan kalkan uçaklar bölge ülkelerine füzeler yağdırmakta. İstihbarat kuralları oynanmaktaydı. Fakat uyanılma değil, işi idare etmekten öte Amerikan ve Fransız askerleri de adamıza yerleşti. İHA üslerini şimdilik fazla dokunmadan geçiştiriyorum.
Son gelişmelerde adamızın gerçeği ile İngiltere’nin “kurnaz politikasını” yaşadık. İngiltere nadir koşullardaki tavrını açıkladı: İran’a karşı üsleri Amerika’ya kullandırmayacaktı. Aklıma hemen çok önceki aynı İsrail destekli durum geldi. Hesapta İngiltere kullanılmaya açık değildir derken, Amerikan uçakları Ağrotur’dan kalkıp Orta Doğu’da bombalar yağdırdığı sonradan anlaşıldı.
Şimdi kurnazlık bir başkaydı. Sonuçta saldırılar başlayınca İngiltere Amerika’ya “savunma” nedeniyle kullanım izni verdi. Oysa Amerika Kıbrıs’ta değil, çok uzakta. Kendi saldırıyor da ülkesi savaşla uzaktan yakından ilgi çemberi dışındaydı. Tam da Amerika açık çek alırken de üste İHA ve füze misafirliği yaptı. Bu da Kıbrıs’ta açık hedefleşme demekti. Yine de kutsal sihirden gerçeğe gidilemedi. Hele kuzeyde kara cehaletin dansı yapıldı.
Baştan beri altmış anlaşmalarının belgeleri değil de resmî ideolojinin hamasi şekli öğretildiği için kullanımda da aynı rezalet oldu. Garantörlük konusunda en çok kolayca yalan üretilen belgelerdi. Nitekim garantörlük belgelerinde üsler Kıbrıs Cumhuriyeti’nin değil, İngiltere toprağı olduğu kabul edildi. Dahası, yine bazılarının hatırlattığı gibi garantörler İngiliz üslerini de korumak zorundadırlar. Fakat pratikte öyle kutsal zehirleme, yalanlı uygulamalar oldu ki ezberlerle öğreti gerçekleşti; yalanın kutsanıp gerçeği yuttuğu sonuca gelindi. O zaman da sanki üsler bizim koltukçuların da ganimeti paylaşır gibi kullanım sahasına kondu. Son ortaya çıkan gerçekler ve yükselen kuzeyden resmî sesler, Kıbrıs belgeleriyle oluşturulan kurallardan ne denli uzaklaşılıp cahilleştirme, ideolojikleşmenin gerçekleştiğinin kanıtı oldu.
Kısaca, Orta Doğu yanıyor. Ama en temel planı yapan ABD direkt yakan kesim olsa da ülkesi ta uzakta etkisiz şekilde yaşıyor. Emperyalist gerçeği yaşıyoruz. Kıbrıs’ın sömürgesel stratejik ilkeleriyle denizde çalkalanıyoruz. Ama başta biz onca gerçeğe karşın oldukça uzakta kaldık. Kendi düştüğümüz ateşte, yalanla kutsanıp yanılsamalarla sanallaşıp buharlaşmaktayız.



