14 Şubat 2026, Cumartesi
12.8 C
Lefkoşa
yaklaşımlarÖzkan YıkıcıGevezelik yapar gibi olup gerçeklerle harmoni düzenlemesi - Özkan Yıkıcı

Gevezelik yapar gibi olup gerçeklerle harmoni düzenlemesi – Özkan Yıkıcı

Yeni yıla girdik. Dünya kaynıyor. Emperyalist çağın neoliberal süreci, kendi çivilerini tabutuna çakmaya devam ediyor. Kuzey Kıbrıs ise kendi havasını çalıyor. Bolca konuşma olur. Sert çıkışlı hamle denilir. Ama sonuçta her koşul, kendi duruşunu da sağlar. Nitekim bazen iki, bazen de üç defa senede hayati derecede önemli asgari ücret veriştirmelerini yaşayıp dinleriz.

Bazen, eğer biraz sorgulayıcı bir gerçeklikle düşünürsek, bu denli sözlerin nasıl kolayca söylendiğine şaşırır gibi de kalırız. Konuşmak için konuşma zorunluluğu ile gerçeklerin etrafından dolaşma ihtiyacı yan yana gelince, birlikte kullanım zorunluluğu da dayatılınca, gevezelikler daha bir önem derecesinde yardıma çağrılma durumuna dönüşür.

Birkaç gündür önceden tahminlerle konuşulan asgari ücret sonunda açıklandı. Hafta sonu yazılarımdan birinde de dokundum. Başlangıçtaki tanımlamadan dahi ne denli uzaklaşıldığını özetledim. Aslında asgari ücret, insanın en asgari yaşam koşullarını karşılamaya yönelik bir çıkıştı. Fakat pazarlık gücünü kaybeden sendikalar sonucunda, bu defa giderek enflasyonla özdeşleştirildi. “Asgari maaş artışı eşittir enflasyon oranı” ezberine geçildi.

Sorgulama öğretisi değil de ezber ilkesinin işlediği şartlarda bu konuda zorlanma olmadı. Hele de asgari ücret üzerinden çalışanların önceleri örgütsüz olma dezavantajlarına, sonradan yabancıların da sayısal olarak eklenmesiyle iş iyice kolaylaştı.

Sendikal gerçeklik gerilerken, sermaye hırsı iştahsızlıkla ayyuka doğru evrilirken, yansıma en altta olan ve örgütsüz kesime bedel ödetip paylarına el koyarak sürüyordu. Nitekim son dönemde artık normalleşen enflasyon oranlı asgari ücretin, nasıl kolayca uygulandığı örneğini yeniden yaşadık.

Ama konuşmak gerekirdi. Üstelik çalışanların üyesi dahi olmadığı sendikalara laf düşüyordu. Asgari ücretle çalışan hatta daha altta olan kaçak ve yabancı işçilerin konumunu anlatacak bir örgüt de etrafta yok. Ama konuşmak gerekir. Ülkenin koşulları da hazırdır. Dileyen, dilediği örneği alır. Söylediği zaman da mutlaka bir kesimden destek alır.

Tabii medyadaki kişilikler de rolüne başlar. Kendini bilinçli takdim edenler dillerini sivriltir, ciyak ciyak dahi bağırır. Hele de medya sözcülüğünü sisteme bağımlı olanlar bir başka konuşur. Öyle ki devletin üst yapı örgütlenme şeklini adeta sıfırlatıp şirketle özdeşleştirirler. Devlet yönetiminin örneklenmesini, şirketi idare eden birkaç kişi şeklinde savunurlar. Doğrusu sesleri biraz da üst telden olunca ahalinin bir kısmı, düşünmeden, sırf bağırıp kendine hoş gelen sözler söylendiği için onları takdir eder.

Son asgari ücret tartışmalarında bolca bu örnekleri yaşadık. Kimisi de çokbilmişliği güneyle kıyasa sokup adeta hak kapışması pazarında satışa koyar. Ekrana taşıttığı bazı ahali kesimleri de onlara övgü yağdırır. Gerekirse Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na yollarlar. Ama arada konuşanların dahi memnun olmayıp da memnun olanın arkasında sıralandıkları gerçeğinin farkında bile değillerdir.

Hemen örnekleme yapalım. Genelde güneye küfür yağdırılsa da işine gelince oradakilere sarılınır. Asgari ücrette bu defa birçok çevre aynı noktada buluştu. Bir farkla; ezberleyip konuştukları şeylerin birbirini tutmama gerçeğinde kapana yakalanmalarına rağmen. Önce bilgiyi verelim: Bu yıl güneyde de asgari ücrete seksen avro artış yapıldı. Yani %8 oranında. Hemen birileri bunu alıp buradaki %18 civarı artışla kıyasladı. “Rumlar bile ne denli az verip üstelik iki yıllığına yaptı” denildi. Oysa bizde altı ayda bir %19 civarı artış oldu. Ötekiler bunu biraz gevezelikle geçiştirdi. Nedense doğrular değil, tahmini istemler dile getirildi.

Burada küçük bir bilgi verelim. Yanlış anlaşılma olmasın. Çünkü bir zamanlar ünlü bir politikacı, yalan söylemeyi neye benzetmişti: “Ben yalanı partim zarar görmesin diye söyledim.” Oysa gerçekten şu basit bütünlükle düşünülseydi; enflasyon artışı ile asgari ücret kıyaslansaydı iş tamamlanırdı. Güneyde enflasyon %2 iken verilen artış %8 oldu; yani dört katı. Yine de biraz ilgilenilse, sendikaların orada neden karşı çıktıkları argümanlar da okunabilirdi. En azından asgari ücreti tartışırken burada da katkı şansları vardı. Olmadı.

Daha sıkıcı olan, koltukçuların verdikleri rakamlarla güneyi kıyaslayıp kendilerinin halka daha iyi olanak sunduklarını belirtmeleriydi. Tutuyor mu derseniz; yandaş ve işverenler hemen tutturuyor. Ama net olan şudur ki seksenlerde başlayan asgari ücret tartışmalarında çokça küçümsenip alay edilen Marksist iktisatçıların öngörüleri hayata doğrulandı. O zamanın tanımında, üstelik kolaycılığa da alışılarak, yarın erozyona uğrayıp hakkın sadakaya dek gerileyeceği uyarısı yapılmıştı. Nitekim üst kürsüden verilen teşvikler de övülerek kendi kendine başarı yazıldı.

Tabii bir de şu konu gevezelik hâline geldi. Üstelik başta takkeci gazetecilerden, akademik masa kesiminden de destek buldu. Çalışanların enflasyon üzerindeki artış almasıyla, asgari ücretin enflasyon altında verilmesi çelişkisi dile getirildi. Söylenirken de orandaki alt derinleşme yerine, ötekilere neden enflasyon oranında artış verildiği sorgulandı. Doğrusu, tıpkı devleti işletme gibi sunmanın kabulü gibi, bu da altta, en alt tabanda buluşturulan yoksulluk sadakası algısının kültürleşmesine doğru gidildiğini göstermektedir.

Kısaca bir asgari ücret tartışması daha yaşadık. Asgari ücretle çalışanların sendikasının olmadığı, önemli bir kısmının da yurttaşlığı bulunmadığı gerçeğiyle. Zaten başka bir utanmazlık da arada gelip gidiyor: Buraya getirilen yabancılara, daha alt tabanda ve daha dipte ödeme yapma talebi. Pratikte zaten işliyor. Tam bir Kuzey Kıbrıs gerçeği. Sömürgeciliğe dokunulmayan, sınıfsal gerçeklikten uzak; hem gevezelik yapan, hem gündem oluşturan hem de bunu normalleştirerek yaşamaya devam eden bir yapı. Ülkemizin koşullarıyla güdük burjuva ganimet tipi olmanın hayata yansıyan bir başka gerçeği olarak, asgari ücreti de bu defa böyle geçirdik. Haydi hayırlısı olsun.

Diğer yazıları

Pakistan örneği ve Kıbrıs – Özkan Yıkıcı

Haberleri izliyorum. Arada kırık sesler gibi olanlar var. Kıbrıs...

Bir Altı Şubat daha geldi – Özkan Yıkıcı

Son yılların Altı Şubatı, bambaşka bir acıyla hatırlanır oldu....

Jeffrey’den Trump’a, emperyalizmin resmi – Özkan Yıkıcı

Son günlerde iyice ısınan bir dosya var: Epstein. Dosyanın...

Afganistan tetiklemesinden Suriye yangınına gelirken – Özkan Yıkıcı

Bazı gerçekler öyle ansızın gelip de habersiz yakalamaz. Bağıra...

Suriye – Kıbrıs Yelpazesinden – Özkan Yıkıcı

Kıbrıs’ta yaşamak, Orta Doğu’nun rüzgârlarını direkt hissetmek, emperyalizme bağımlılığın...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,993TakipçilerTakip Et
772AboneAbone Ol

Son eklenenler

Çöp meselesi: Bir sınıf ve mekân rejimi – Ecehan Balta

Şehirlerin bir alışkanlığı var: Kirliliği görünmez kılmak. Çöp poşeti...

Silahlanmada Alman-Fransız rekabeti – Yücel Özdemir

Bundan yaklaşık dokuz yıl önce, temmuz 2017’de Almanya ve...

Türkiye’nin de dahil olduğu yeni güç savaşları – Hediye Levent

Gazze, Lübnan, Suriye, İran derken epeydir yakın coğrafyamıza kilitlenmiş...

Kıbrıs Sorununda Son Gelinen Durum ve Görüşme Süreci – Şener Elcil

2020 yılında, Türkiye’nin açıkça seçimlere müdahalesi ile Kıbrıs Türk toplum liderliği (cumhurbaşkanlığı)...

Dikkat Ekonomisi, Kültürel Temsiliyet ve Yapay Zekâ – Çağla Elektrikçi

Manuel Castells’in (1996, 2009) “ağ toplumu” kavramı, çağımızda dikkat...

Seks, yalanlar ve video kayıtları: Esptein skandalının siyaseten düşündürdükleri… – Yonca Özdemir

ABD’de Jeffrey Epstein dosyalarının önemli bir bölümü geçenlerde kamuoyuna...

Dünya Düzeni El Değiştiriyor – Şener Elcil

“Tarih tekerrür eder, tarih tekerrürden ibarettir” veya “Geçmişi hatırlamayanlar...

İran: Barbarları beklerken – Zafer Yörük

İran, uzun süredir tarihin bir eşiğinde bekliyor. Ama bu...

Canlı yayın