18 Ocak 2026, Pazar
8.8 C
Lefkoşa
iktibasCeren ErgençÇin’i Venezuela’dan çıkarmak kolay değil - Ceren Ergenç

Çin’i Venezuela’dan çıkarmak kolay değil – Ceren Ergenç

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net

Yeni yıla Trump’ın uluslararası hukuku hiçe sayarak Venezuela’ya saldırıp Cumhurbaşkanı Maduro’yu ABD’ye kaçırarak bir darbe yapmasıyla girdik. Trump sonrasında ülkeyi kendilerinin yöneteceğini söyledi ama bununla ne kastettiği henüz belirsiz. İktidarı muhalefet liderine teslim etmeyeceği kesin görünürken, Maduro’nun yardımcısının kukla görevine ikna olup olmayacağı da belirsiz.

Trump darbesinin Amerika kıtasınının ortak tarihi ve ilişki dinamiklerine dair boyutunu bölgenin uzmanlarına bırakıp konunun küresel boyutuna odaklanırsak, bu darbenin Çin’in hem Latin Amerika ve diğer Küresel Güney bölgeleriyle ilişkilerine, hem de yeni bir Soğuk Savaş’ın eşiğinde olduğu ABD’yle güç dengelerine etkisine bakmamız gerekir.

Trump’ın açıklamasının ardından gözler Çin’e çevrildi, nasıl tepki verecekti? Üstelik, Maduro’nun ülkeden çıkarılmasından sadece birkaç saat öncesinde üst düzey bir Çin delegasyonu cumhurbaşkanlığı sarayında kendisiyle görüşmüş, resmi açıklamalara göre 600’den fazla alanda iş birliği anlaşması imzalanmıştı. ABD’nin Maduro’nun ikametgahına gizli operasyon düzenlediği dakikalarda Çinli heyetin henüz ülkeden ayrılmamış olması bile ihtimal dahilinde. Bu şaşırtıcı zamanlama Çin’in istihbarat eksikliğini mi gösteriyor, Maduro rejimine verdiği kayıtsız şartsız desteği mi?

Çin, Trump darbesine dair ilk yayımladığı açıklamada ‘Şoke olduğunu’ ve şiddetle protesto ettiğini ifade ederken, saatler sonra yapılan düzeltmede daha soğukkanlı bir ifade kullanarak ABD’nin bir egemen ülkenin iç işlerine müdahalesini kınadı. Bu iki açıklama arasında iki gelişme yaşandı. Birincisi, Çinli heyetin ziyaret zamanlaması Çin’in uluslararası siyasetteki deneyimsizliği ve ABD benzeri bir siyasi güç olma konusundaki yetersizliğine yoruldu. Daha önce Ortadoğu’da, örneğin 7 Ekim’e tam da Filistinli siyasi hizipleri uzlaştırmaya çalışırken yakalanması ya da tam Suriye’nin iç savaş sonrası yeniden uluslararası sisteme dahil edilmesini savunurken Esad rejiminin devrilmesi gibi diplomatik başarısızlıklarına benzetildi. Zaten, ABD müdahalesinin zamanlaması tam da böyle bir algı yaratmak için seçilmişse hiç de şaşırtıcı olmaz. Trump bu şekilde bir taşla iki kuş vurmuş oluyor. Yıl sonunda yayımlanan ulusal güvenlik stratejisinde Amerika kıtasının ABD’nin etki alanı içinde kalacağını iddia etmişti. Buna karşılık olarak, Çin Devlet Başkanı Xi, Çin’in Latin Amerika’yla ekonomik ilişkilerinin devam edeceğini açıklamıştı. Venezuela darbesinin zamanlaması Çin heyetinin temaslarını boşa düşürünce, Trump yeni ‘Monroe Doktrini’ni hayata geçirirken, bir yandan da Çin’e bölgede dur demiş oldu. Çin’in ilk şaşkınlık dolu açıklaması da bu algıyı pekiştirdi.

Öte yandan, darbeyi takip eden günlerde Trump, Venezuela’nın Çin’e petrol satmaya devam etmesinde bir sakınca olmadığını açıkladı. Bu ikinci gelişme, Çin’in Venezuela hakkında uluslararası toplumun diyaloğa devam etmesine çağrı yapan ikinci açıklamasını getirdi. İlk açıklama Çin’in küresel siyasi liderliği için vaktin henüz erken olduğunu belli ederken, ikinci açıklama Venezuela darbesinin Çin ve ABD arasındaki rekabete etkisinin aslında çok da olmayacağına dair bir işaret.

Çin’in Venezuela’yı ABD’ye “kaptırmış” olmasının ekonomik ve jeostratejik etkileri elbette olacak ama Çin’i küresel rekabetten geri koyacak ölçüde değil. Venezuela’nın petrol satışlarının yüzde 80’i Çin’e ama bu Çin’in petrol ithalatının sadece yüzde 15’ine tekabül ediyor. Yani, Trump satışın devamını taahhüt etmemiş olsa dahi, Çin çoktan petrol ithalatını dengelemiş ve enerji güvenliğini sağlama almıştı. Üstelik, Venezuela’nın petrol çıkarma ve diğer tüm sanayi altyapısı Çin teknolojisine dayalı. Bu da, enerji alanındaki Çinli KİT’lerin ve küçük özel şirketlerin, toz duman yatıştıktan sonra ülkede yatırımlarına devam edebilmelerini sağlar. Yani, Çin’i Venezuela’dan çıkarmak Çin heyetini çıkarmak kadar kolay değil. Çin’in en büyük maddi zararı, Venezuelalı enerji şirketlerine ve diğer sanayi kuruluşlarına verdiği kredilerin yüksek ihtimalle artık geri öden(e)meyecek olması. Bu da, Çin için uzun vadede göze alamayacağı bir kayıp değil.

Yani, Venezuela darbesi uluslararası hukuku komaya soktuysa da, küresel ekonomik güç dengelerinde sadece büyükçe bir çentik. Trump’ın Amerika kıtasını ABD’ye; Asya’yı Çin’e ve Avrupa’yı Rusya’ya bırakan ulusal güvenlik stratejisinin ilk adımı. Ancak, bu ilk adım, Çin’i Asya’da da benzer şekilde davranıp örneğin Tayvan’ı bir çırpıda ilhak etmeye itmeyecek. Venezuela öncesinde, ABD Tayvan’a silah satışı sözü verdiğinde bunun Çin’i bir askeri müdahaleye zorlayacağı da iddia edilmişti ama Çin askeri değil, ekonomik bir yanıt verdi ve sanayi üretiminde kullanılan gümüşün ithalatına kısıtlama getirdi. Böylece, bölgesel güvenlik tehditlerine küresel ölçekte uzun soluklu etkisi olacak yanıtlar verebileceğini göstermiş oldu.

Gerçekten de, Çin’in 2026’da yayımlanacak yeni beş yıllık plan çalışmalarının da gösterdiği gibi, Çin, uzun vadede diğer ülkelere bağımlı olmayacağı yüksek sanayi üretim ağları ve tedarik zincirlerini kurmanın peşinde. Bu ekonomik özerkliği sağlamadan, Tayvan’ın ilhaki gibi ticaret yollarını bloke edecek girişimlerde bulunmaktansa adayı ve diğer Doğu Asya ülkelerini ekonomik olarak kendine bağımlı hale getirmeyi tercih eder. Örneğin, Venezuela darbesinin yaşandığı saatlerde Güney Kore Cumhurbaşkanı Pekin’i ziyaret edip nisanda Pekin’de -muhtemelen- gerçekleşecek olan Xi-Trump zirvesinde Kuzey Kore mevzusunun da ele alınmasını talep ediyordu.

Trump’ın ulusal güvenlik stratejisinin etki alanları paylaşımı elbette barışçıl bir çok kutupluluğu getirmeyecek ve özellikle ABD ve Çin arasındaki küresel güç rekabeti devam edecek. Venezuela da bunun önemli bir adımı. Ancak, sonuçları hiçbir tarafın tam bir zafer ilan edebileceği kesinlikte değil. Venezuela’nın iç dinamikleri, Latin Amerika’da ve Asya’daki orta ölçekli güçlerin çoklu ittifaklarla kendilerini güvenceye alma çabaları, Çin ve ABD sermayesinin devletlerin aksine iç içe geçmiş tedarik zincirlerinde ısrar etme ihtimali önümüzdeki dönemi biçimlendirecek faktörler arasında. 

Diğer yazıları

Trump’ın ulusal güvenlik stratejisi Çin’e zeytin dalı değil – Ceren Ergenç

Çin’le ABD arasındaki teknoloji rekabetinin geleceğini ve üçüncü ülkelere...

Hong Kong yangını: İmar rantı her yerde can alıyor – Ceren Ergenç

Geçtiğimiz haftalar, Almanyalı bir ailenin İstanbul’da tümden yok oluşuna...

Taraf olmayan bertaraf olacak: Kimin yapay zekasıyla sanayileşelim? – Ceren Ergenç

Geçtiğimiz hafta Xi ve Trump’ın APEC zirvesi öncesi görüşmesi...

Trump ve Xi’nin uzun soluklu düellosu – Ceren Ergenç

Bu hafta Doğu Asya küresel hegemonlara evsahipliği yapıyor. Geçtiğimiz...

İttifakların olmadığı bir dünyada ayakta kalmak – Ceren Ergenç

Fotoğrafların siyasi anlamı üzerine bolca tartıştığımız bir haftayı geride...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,997TakipçilerTakip Et
761AboneAbone Ol

Son eklenenler

Chávez’den Maduro’ya: 21. yüzyıl sosyalizminin yükselişi ve çöküşü (2) – Özgür Orhangazi

Chávez döneminde uygulanan ekonomi politikaları, petrol gelirlerinin yeniden dağıtımına...

Venezuela, MAGA ve Çin – Cihan Tuğal

Orta büyüklükte bir ülkenin cezalandırılması Trump’ın hanesine yazılan bir...

Kıbrıs pencerelerinden içeriye sızanlarla – Özkan Yıkıcı

Bir Lefkoşa gecesine daha girdim. Bugünkü tuhaflık, ama ileride...

Diktatörler gitsin ama! – Yücel Vural

Dünya’nın büyük bir bölümünde büyük bir karmaşa yaşanıyor. Bunun adını,...

ABD ile Avrupa arasında ‘Grönland savaşı’ mı çıkacak? – Yücel Özdemir

ABD Başkanı Trump geri adım atmadığı takdirde “Grönland sorunu”,...

TRT nefret kuşağı: ‘Gökkuşağı Faşizmi’ – Gözde Bedeloğlu

2015 yılında ilk kez polisin plastik mermi, biber gazı...

Grönlandlı Olsaydım – Özkan Yıkıcı

Şu anda elbet ben Grönlandlı olamazdım. Bırakın olmayı, oraya...

Canlı yayın