iktibasEcehan BaltaAdil geçiş mümkün mü? - Ecehan Balta

Adil geçiş mümkün mü? – Ecehan Balta

Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın bir parçası olan “adil geçiş” kavramını bu ara çok sık duymaya başladık. Peki nedir “adil geçiş?” En yalın haliyle şu fikre dayanır: İklim krizini durdurmak için kurduğumuz her yeni düzenek, eski düzenin terk edilmesiyle ortaya çıkacak bir mağduriyet üretmemeli. Örneğin kömür havzalarında çalışan işçiyi “kapatıyoruz, haydi kolay gelsin” diyerek işsizliğe itmemeli. Enerji yoksulluğu yaşayan haneleri karbon fiyatlarıyla daha da sıkıştırmamalı. Küçük çiftçiyi, balıkçıyı, küçük esnafı “piyasa uyumu” adı altında borçla ve belirsizlikle baş başa bırakmamalı. Yani mesele sadece emisyonların azaltılması değil; geçim, hak, eşitlik ve siyasi temsil meselesi.

Bu nedenle adil geçişi slogan olmaktan çıkarıp üç teste tabi tutmak gerekiyor.

1) Finansman testi: Kim ödeyecek?

Avrupa Birliği, “kimseyi geride bırakmamak” için adil geçiş mekanizmaları ve fonları oluşturdu. Bu araçlar, kömür ve karbon yoğun bölgelerde dönüşümün sosyal maliyetlerini yumuşatmayı amaçlıyor. Ama iki soru hep açıkta kalıyor: Fonların ölçeği, dönüşümün büyüklüğüne göre yeterli mi? Ve daha önemlisi, dönüşümün maliyeti hangi kanallardan toplanacak?

Eğer enerji fiyatları serbest piyasanın ritmine bırakılır, karbon fiyatı gündelik hayatın içine plansızca yayılır ve kamu yatırımı “teşvik” düzeyini aşamazsa, geçiş bir “tahsilat düzeni” gibi hissedilir. Oysa adil geçiş, sonradan sosyal tampon eklemek değil; baştan adaletli bir mimari kurmalıdır.

2) Piyasa testi: Dönüşüm mü, rekabet savaşı mı?

Yeşil Mutabakat’ın en sert araçlarından biri sınırda karbon düzenlemesi (CBAM). Kâğıt üzerinde iklimi gerekçe gösteren bu uygulama; pratikte ticaretin ve rekabetin yeni dili haline geliyor.

Bu tür düzenlemeler, AB’ye ihracat yapan ülkelerde maliyet basıncını artırırken “uyum” baskısını da büyütüyor. Burada gerçek adil geçiş sorusu şudur: Bu maliyet kimde kalacak? Şirket kârlarından mı karşılanacak, yoksa tedarik zincirinin en zayıf halkalarına mı yıkılacak?

3) Doğa ve tarım testi: Toprak kimin yükünü taşıyor?

Yeşil Mutabakat’ın doğa ve tarım ayağı, krizin “sadece enerji” olmadığını kabul etmesi bakımından önemliydi. Ancak son dönemde tarım politikalarında “yük azaltma” baskısı büyüdü; çevre hedefleri, bürokrasi tartışmalarının içine sıkıştırıldı.

Bu yaklaşım, doğa ile çiftçiyi karşı karşıya getiren bir siyaset üretme riski taşır. Oysa adil geçiş, çiftçiyi iklim politikasının düşmanı gibi konumlandırmak değil; fosil ve kimyasal bağımlı tarım modelinin maliyetini çiftçiye yıkmadan, geçim güvenliğini koruyarak dönüşümü mümkün kılmaktır.

Doğa koruma hedefleri, siyasi rüzgâr ters estiğinde kolayca “esnetilebilir” hale geliyorsa, adil geçişin doğa boyutu da pamuk ipliğine bağlanır.

Adil geçiş mümkün, ama kendiliğinden değil

Adil geçiş imkânsız değil. Fakat piyasa-temelli, “rekabetçilik” merkezli bir dönüşüm hattında adalet sürekli budanma riski taşıyor. Bu yüzden adil geçişin gerçek bir politika olabilmesi için üç şeyin aynı anda olması gerekiyor:

  • Bağlayıcı fosilden çıkış takvimi(hedef değil, rota).
  • Kamusal yatırım ve kamusal planlama(enerji ve temel altyapıda piyasanın değil kamunun direksiyonda olması).
  • Emek ve yaşam maliyeti koruması(ücret, sendikal hak, çalışma koşulları, enerji yoksulluğu, bakım yükü, konut ve ulaşım erişimi).

Türkiye parçası: Sınırda karbon 2026’da başlıyor, faturayı kim ödeyecek?

Türkiye açısından bu tartışma soyut değil. AB’ye ihracat yapan çelik, çimento, alüminyum gibi sektörlerde “karbon maliyeti” baskısı artarken, en kolay kaçış yolu genellikle aynı olur: İşçiyi sıkıştırmak, taşeronlaştırmak, ücretleri baskılamak, küçük tedarikçiye maliyet yıkmak.

Bu nedenle “uyum”u sadece teknik bir ihracat meselesi gibi konuşmak, adil bir geçiş olanağını daha baştan kaybetmek demektir. Türkiye’de adil geçiş; sendikaların ve meslek örgütlerinin masada olduğu sektör bazlı dönüşüm planları, kamusal yatırım, enerji yoksulluğunu azaltacak sosyal tarifeler ve dönüşüm maliyetinin sermayeden alınacağı vergi adımları olmadan kurulamaz. Aksi halde “adil” geçişin bedelini de ücretler ve çalışma koşulları üzerinden ezilenler öder. Ve bu hiç adil olmaz.

Diğer yazıları

Felaketten mücadeleye: Tarihsel Materyalizm İstanbul Konferansı – Ecehan Balta

Bu yıl üçüncüsü yapılan Tarihsel Materyalizm İstanbul 2026 konferansının...

Karbon piyasasının maskesi düştü: Avrupa’da ETS tartışması – Ecehan Balta

Emisyon Ticaret Sistemi, ya da kısa adıyla ETS, en...

Diyarbakır’da kaya gazı: Hayırlı bir iş mi? – Ecehan Balta

Son birkaç gündür haberlerde Diyarbakır’da kaya gazı ve kaya...

Toprağın hafızası kadınlarda, mülkiyeti erkeklerde – Ecehan Balta

Heinrich Böll Vakfı tarafından yayımlanan “Toplumsal cinsiyet: Toprağın kadınları, kadınların...

Kapitalizmin son aşaması: Barbarlık – Ecehan Balta

ABD ve İsrail’in İran saldırısıKapitalizmin kendini “normal” işleyiş içinde...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,970TakipçilerTakip Et
819AboneAbone Ol

Son eklenenler

Palantir’in ‘teknolojik cumhuriyet’ manifestosu üzerine – Mahir Ulutaş

2003 yılında Peter Thiel tarafından kurulan, merkezi Silikon Vadisi’nde...

Yapısal koşullardan sıyrılırsak – Özkan Yıkıcı

Genelde siyasal sistemler değişik yöntemlerle kendilerini hem ayakta tutarlar...

İşimiz Boru… Boru bizim İşimiz… – Mertkan Hamit

Alaköprü Barajı’ndan çıkıp denizin altından Geçitköy’e ulaşan su, yaklaşık...

Çernobil’in 40. yılı – Mehmet Horuş

Çernobil nükleer felaketinin üzerinden 40 yıl geçti. Her yıldönümünde...

Otokrat Orbán’n seçim hezimeti: Macaristan’dan alınacak dersler – Yonca Özdemir

Macaristan bizi niye ilgilendirsin, demeyin. Öncelikle, hiçbir ülkenin koşulları...

Bir erken seçim daha – Özkan Yıkıcı

Konumuzun geçtiği yer Bulgaristan. Kolay değil: Beş yılda tam...

“Kayıplar” için en kötü aylardan biri: Nisan 1964… – Sevgül Uludağ

Malta’dan araştırmacı gazeteci Caroline Muscat, yazılarından birinde şöyle diyor:...

Devlet Malı Deniz Yemeyen Keriz – Şener Elcil

Kıbrıslı Türkler geçmiş yıllarda Türkiye’ye, “Türkiya” derlerdi. Batılı tarih kaynaklarında...

Canlı yayın