yaklaşımlarÖzkan YıkıcıGecenin sessizliğinden bir normal yazılım - Özkan Yıkıcı

Gecenin sessizliğinden bir normal yazılım – Özkan Yıkıcı

Gece sessiz. Dışarıda hafiften yağmur var. Apartmanda yağmuru dinlemek ise pencereyi aşmakla mümkün oluyor. Yine de uyanıp pencereyi aralayınca öylesine bir yağmur sesiyle kulaklarım karşılaştı. Etraf ise sessiz. Hem de Lefkoşa’da alışılmamış bir sessizlik. Yollarda araba sesi şu anda yok. Gece hâkimiyetini sürdürüyor. Birkaç saat sonrası ise bambaşka bir havaya girecek. Öyle ya, insanlar uyanıp işe gidecekler. Hele de Kermiya’daki sınır kapısı yine yığınak ve sorununa kaldığı yerden devam diyecek. Fırsatı kollayan veya haber yapmak isteyen birkaç gazeteci ya da muhabir de gelecek. Ahaliyi beklerken sorular soracak, şikâyetlerini aktarma peşinde olacaklar. Ama ahali, sanki hep saatlerce onları beklemiyormuş gibi, şikâyetlerinin muhatabı dahi olmamasını yaşamamışçasına yine basit cümlelerle bekleme zorluklarını ve onların çözüm tekerlemelerini belirtecekler.

Dikkatinizi çekti mi; peşinden de hatırlama zahmetine girdiniz mi? Senelerdir bu sorun vardır ama bir türlü kapı açılmıyor. Sorunu bile bile çözmeyen egemen siyasettir. Buna karşın hiç değişmeyen lafları duyuyoruz. Hâlbuki onca zaman sonra en azından bir protesto eylemi, sınırda iki taraflı bir girişim olması gerekmez miydi? Bu gerçeklik tam bir Kıbrıs aynasıdır. Onca eziyet dahi birçok insanı doğrudan yaşatmasına rağmen protesto eylemi hiç olmadı. Tabii ki orada zorlananlar için belirtiyorum. Çünkü zamanında bazı kesimler konuya dikkat çekmek için protesto eylemi yaptı. Ne yazık ki şikâyetçi olan, neredeyse her gün Kermiya Kapısı’nı kullanıp zorlananlar katılmadı. Birkaç kişilik katılım oldu.

Gece sessiz. Yağmur bitmek üzere. Etrafta tık yok. Bir tuhaflık imgesi ise uzaktan arada bir horoz ötmesi duymamdır. Her tarafta tık olmuyor. Bir sessizlikte klavyede debeleniyorum. Ama gerçekler yaşatmaya da devam ediyor. Artık senenin de sonuna doğru geldik. Adeta kapitalizmin çöküşü, sömürgeciliğin çirkefleşen yaşantısı, uygarlığın depremleşen dökülüşü, iklimlerin bozulması, ekonomik krizlerin dalga dalga vurduğu bir dünyada yaşıyoruz. Elbet üreteceği de demokrasi ya da normal yaşam değildir. Elinde her yerde kalan çirkef olacaktır. Ahlaki çöküşün adeta her tarafı sarıp sarmaladığı bir güncele dek bizi taşıdı.

Bu koşulların da siyasal üst yapıları çıkacaktır. En tepedeki Amerika’da Trump gibi bir başkanın, hem de sermaye teşvikli halk oyu ile seçilmesi tesadüf değildir. Bizdeki her türlü çöküş ile yasa dışılık zemini kendiliğinden yaratılmadı. İlhaklaşma, sömürgesel kurgunun yapılanarak hayata geçtiği yer olmamızdandır. Şu ezber ise çoktan tarihe karıştı: Uluslararası kurallar, hukuk falan…

Sadece güncel birkaç habere bakalım: Amerika limanından çıkıp petrol taşıyan Venezuela gemisine el koydu. Buna benzer girişimler önceden de aynen tekrarlandı. Herkesin neredeyse ortaklaştığı belirtilen “uyuşturucu karteli” yalan hikâyesine rağmen işi yapan temel güç ABD olmaktadır.

Orta Doğu’da zaten geleceğin güncel yaşantılarını yaşadık. Gazze katliamı, Suriye’de cihatçı iktidarın yerleşmesine uğraşmak, işgaller ve sınırların değişme eğilimi, İsrail’in dilediğine füze yağdırma özgürlükleri artık olmazsa olmazlarımızdır. Buna karşın sistemin seçeneklerine bakın: gerici, cihatçı İslami yapılar…

Avrupa’da seçimlerle faşizm yükseliyor. Latin Amerika’da önce Bolivya, sonra Şili’de sol seçimi kaybedip faşist partiler kazandı. Bunlar dünya geleceğinin belirtileridir. Savaşlar ise artık haber dahi olmuyor. Sudan’daki yıkımlı, katliamlı savaşın adı bile yok.

Ekonomi ise dalga dalga gelen krizlerin esiri. Yetmezmiş gibi eldeki kaynaklar düzenlemeye değil, militarist alana kaydırılıyor. Bunu sömürge ülkelerde değil, AB ülkelerinde doğrudan yaşanması da tesadüf değildir. Savaş tırmanışlarıyla kaynaklar askerî-militarist kaleme aktarılmaktadır. Bu da sosyal haklardaki kırılmaları kolayca gerçekleştiriyor.

Peki dünya bunlarla yaşarken, iklim bozulmaları her yanı vurur, ahlaki çöküş her türlü mafyalarla, katliamlarla kültürleşirken, Kuzey Kıbrıs’ta hem de ilhaklaşma politikası gündemde sürerken iyi olgulardan söz etmek mümkün mü? Elbet hayır. Hele de bu politikaların merkezinde olan Türkiye’deki olanlara da bakarsak… Tabii bakmak istersek. Kendinde aykırı gördüğü uygulamayı neden Kuzey Kıbrıs’ta yapmasın? Bu aldatmaca oyununu zaten Kıbrıs’tan sonra Suriye’de de doğrudan yaşıyoruz. Kim destekleniyor? Cihatçı kesim.

O zaman Kuzey Kıbrıs’ın güncesine bakarken önce gerçeklerle yaklaşalım. Zaten şu andaki Başbakan’ın nasıl oraya geldiği malumdur. Dışişleri Bakanı’nın koltukta olmamasına rağmen Antalya’ya dışişleri bakanı olarak çağrılıp koltuğa oturtulduğu da unutulmaması gereken bir gerçektir. Hepsinde bir gerçeklik var. Hele de dillerin döktüğü kelimelerin kocaman yalan hikâyesi artık çoktan koktu. Ama yaşam devam ediyor. Hele de hamasi giyimle suçlama şerbeti çok tatlı geliyor.

Ufak bir gerçeği tekrarlayalım: Kıbrıs zaten hiç bağımsız olmadı. Demokratik yaşamın ne olduğunu pratikte yaşamadı. Sömürgesel kurallı oyunlarla belirlendi. Kendi iç dinamikleri gelişmedi. Tüm sıçramalar dış müdahalelerle oldu. Kuzey, fiilen adanın ikiye ayrılma dönemidir. Daha baştan yasa dışılık imgesi sistem içinde kural olarak konuldu. Sosyolojik bozulma ile yasalaştırılan kendi yasa dışılık kültürü, kendine has insan tipini de çıkardı. Ama AKP döneminde Türkiye’deki dönüşümler buraya müdahale şeklinde geldi, kolayca direnişsiz yerleşti. Şimdi de arayış gibicilikle bu yapının kendince yasal zemine kabullendirme girişimleri arada bir oluyor. Olmayacak gerçek, bağımsız Kıbrıs olduğu da kesindir. Zaten böyle bir talep de yok.

Gece hâlâ sessiz. Aklım yerinde. Bir devam etsem sabahı bulacağım. Ama salt yazmak değil, zaten az olan okuyucuyu da sıkmamak adına şimdilik makaleme nokta koyuyorum.

Diğer yazıları

Mayıs havalarında Kıbrıs semaları – Özkan Yıkıcı

Kıbrıs da tüm dünya gibi Mayıs ayına girdi. Günler...

Paşinyan’ın kıvrak siyasal dansları – Özkan Yıkıcı

Ermenistan’da önemli bir zirve yapıldı. Avrupa ülkeleri ve Kanada...

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamından günümüze – Özkan Yıkıcı

Şu itirafı yaparak konuya gireceğim: Sürekli makale yazmaya başladığım...

Propaganda gücü ile gözden kaçırılanlar – Özkan Yıkıcı

Bölgemiz son aylarda, hem de kirlinin de ötesinde, savaşlarla...

Parlamento seçimlerine günler kaldı – Özkan Yıkıcı

Güneyde Kıbrıs Cumhuriyeti parlamento seçimlerine günler kaldı. Ayın son...
4,426BeğenenlerBeğen
1,504TakipçilerTakip Et
3,965TakipçilerTakip Et
831AboneAbone Ol

Son eklenenler

8 Mayıs 1945’ten bugüne düşen – Yücel Özdemir

81 yıl önce bugün Berlin’de, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın...

‘Özgürlüğü seven herkesin Kızıl Ordu’ya ödeyemeyeceği bir borcu var’ – Kavel Alpaslan

Heykeller neredeyse her zaman ‘bilindik’ insanları işler. En fazla...

Yolsuzluk dosyalarına “yasa” zırhı – Gözde Bedeloğlu

Kuzey Kıbrıs Cumhuriyet Meclisi’nde oy çokluğuyla kabul edilen “Ceza...

Mayıs havalarında Kıbrıs semaları – Özkan Yıkıcı

Kıbrıs da tüm dünya gibi Mayıs ayına girdi. Günler...

Hürmüz krizi Türkiye ve Suriye için fırsat mı? – Hediye Levent

Hürmüz Boğazı’nın merkezde olduğu ABD-İran krizi hâlâ devam ediyor...

Yeni nesil kapitülasyonlar – Mahir Ulutaş

Türkiye’nin son yıllarda enerji ve doğal kaynaklar alanında ardı ardına imzaladığı...

Paşinyan’ın kıvrak siyasal dansları – Özkan Yıkıcı

Ermenistan’da önemli bir zirve yapıldı. Avrupa ülkeleri ve Kanada...

Canlı yayın