14 Aralık 2025, Pazar
17.8 C
Lefkoşa
yaklaşımlarÖzkan YıkıcıVeriştirme kültüründen siyasal davranışa ulaşırken - Özkan Yıkıcı

Veriştirme kültüründen siyasal davranışa ulaşırken – Özkan Yıkıcı

Küçüklükten beri alıştırıldığımız davranışlar aklıma geldi. Nasıl gelmesin: heran izlediğim medya veya konuşmalarda ayni oluşan kültürün ta kendisini yakalamaktan geri durmuyorum. Son Lübnan Kıbrıs cumhuriyeti deniz anlaşması, Tufanın saraya girişle saladıklar, UBP aşmaz piskolojisi ile CTP kurultay liderlik hesapları hepsi bir anda savrulup geçiyor. Yetmezmiş gibi. Tetikçi itali adeta Kıbrısın dış dinamik etkisinin mafya tipi oluşunu gib normalleşti. Tüm bunların da karşılığı hemen oluşuyor: karşıta saldırmak, suçlamak ve gereken anda en büyük yaşanı tekrarlayarak kabulndirme duruşları peşpeşe gelip geçiyor. Buda kaçınılmaz olarak güncel yaşamımıza dek uzayan kültürleşmemizin de kendi haline gelmesini sağlamaktadır.

Çocukljuktan beri diyorum: gerçekten ayle yaşamından okul sürecine çalışma hayatından normal dost sohbetlerine dek olayın anlayış yerleşimi sonucu kendi kültürümüzü de oluştururuz. Bu ister normal davranışta, isterdse siyasal tutumlarda artık ortaklaşır. Öyle ki  en basit değeri ta çocukluktan nasıl kzandığımızı da biraz kendimiz üzerinden düşünürsek, kolayca anlarız. Öyle ki ta çocukluktan şu davranış normaleşir: suçlu olup olmama veya haklılık haksızlık dengesinde en kolay çıkış karşıtı suçlama olarak savunma refleksi oluşumudur. Bazen korkudan, bazen çaresixzlikten, bazen de sırf başarılı olduğumuzu kanıtlama adına karşıta veriştirme kıyaslama ile kendimizi de aklayarak sağlarız. Dayak yememe, yalan söyleyerek kurtulma, kendini başarılı anlatma yöntemlerinde nedense kendi kendinle değil başkalarıyla kıyasa baş vurma değeri öne çıkar. Sadece işimize geldiğinde üstelik açık desteğe karşı heerşeği ben yaptım başarısına sarılma benciliği de oluştu. Kendini haklı kılmada bazen abartı başarı veya tam tersi korkunç madur gösterme duygusal değer de beyinin bir yerinde düşünce modeli olarak kaldı.

Bunlar toplamda toplumsallaşıp külrleşince, ordan da ssiyasal sıçrama gösterip yerleşir. Öyle ki zaten küçükten beri liderler hep kendimizi madur ve haklı karşıtı düşman gösterme kültürünü eğitimden yandaş olmaya varan geniş yelpazede oluşturdu. Son dönemlerde iyice ısıtılan başka bir ek katgı da şu: koltuklara oturdukça daha fazla Türkiyeleşme olgusuna da baş vurulur. Kendi içimizdeki görmezlikleri sağlamada da yine ya karşıt suçlanır veya başkasından medet uma olayı düşünceleşip idoloikleşmeğe de gelindi.

Son gelişmelere bakıyorum: lübnanla olan münhasır alan anlaşması veya partilerdeki gelişmeler, hepsi bir karşıt üzerinden veriştirme olup geçiyor. Olayın özü değil kendini haklı kılma ile m karşıta yüklenme birlikte yürüyor. Buna bir de şu eki ekleyelim: saraya Tufan yeni geçti. Kendini Türkiyeğe kanıtlama ihdiyacı var. onun için sisteme kendini siyasal kanıtlama bakımından karşıta veriştirme en kolay tutumdur. Yalanı örtme ile suçluğu başka yerde kovalamın da karşıta saldırma hep prim yapıyor. Şimdi de Tufan ayni tutuma hızla geçti. Türkiyeleşmedeki sadık olmlasını kanıtlaması gerekiyor. Suçlama ile haklı çıkmanın siyasal paranoyla döngüsü işlemektedir. Ama salt bu değil, örneğin CTP kurultayı var. kurultayda başkan seçilecek. Üç aday bulunuyor. Hernekadar ayrışmalar konuşmalarda fazla sırıtmıyorsa da zaten farklı kişilerin yarışı olması dahi mutlaka lehte kulanacak öz durumlar da ortaya serilir. Karşıtan daha iyi ve ondan daha başarılı olma görünüşü dahi gerekiyor. Bu gayet doğaldır. Ama öteki kesim hemen dönüp kriz veya daha bir darmadağın ifadesini kulanır. Hem de kendi darmadağın olup müdahale ile apışmayı kkulanıdığı dönemde. Ama buna karşılık da sorun yok diyecek savunma da pek de doğru değildir. İnsanlığa aykırıdır. Buda yandaşa göre yok karşıta veriştirme ihdiyacını gideren ilaç gibi kulanılır.

Asma hep şuna alıştık: ruma veriştirmekle haklı olma siyasetinin tutsağı halindeğiz. Dahası, yeri geldiği zaman gündemi saptırmada da karşıta veriştirme davranşı kurtarıcı gibidir. Şimdi ayni sahne devam ediyor. Hele de kendi ayıplarını gizlemede çok iyi iş görür.

Dedik ya: çocukluktan beri alıştık. Okuldan eve her alanda işimize geldiği anda, kurtarıcı arandığı acil koşulda karşıta veriştirme iyi bir silahtır. Kolaydır. Riski de yok. Kulanıldığı zaman kavgaya neden olan “küsdah” gibi kelimeği karşıta daha sert ve doğru görünme adına kulanılma kolaylığı vardır. Hele de bizim de yaptığımız davranışı savunmama durumunda, “ama onlarda da şu var” a savunulması çok güzel saptırma silahıdır.

Tabi bu durum haygınlaşır. Kültür haline geliyor. Siyasal davranış ise birçok konudan kurtarıyor. Korkutma, karşıtı mahkum etme esrumanı haline gelir. Sizin en çirkin davranışınızı dahi savuşturma adına karşıta gönderme ve sizi suçlayanı da ayni damga ile damgalayarak rahatlatır. Onun için salt anlayış veya değer değil, karşıtı da suçlama, öteki geniş yelpazeği de kontrol altına almada karşıt esrumanı iyi bir argüman haline geldi. Salt karşıt değil içtekine de ayni damgayı vurunca, en acı gerçek dahi örtülmeğe adaydır. Boşuna değil uzun zamandır hırsızlıklar, yolsuzluklar, yalanlar hep karşı saldırıyla bunlarla başlayıp gelen suç imgesiyle geçiştirilmedi…

Son konuya bakın: üstelik barış ve hoşgörülü alflarla tam dolaşıma çıkmışken, birden karşıta veriştirme olmaya başladı. Doğrudur; güneyde Yunan ve Kıbrıs cumhuriyeti bayrakları birlikte kulaıldı. Hemen karşıta bayrak kulanmadan veriştirme kondurtuldu. Ama ayni şekilde kuzeyde de Türkiye bayrağı kulanımı kutsal bir görev olarak kulanıldığı nedense ayni kıyasa sokturulmuyor. Çünkü öğrendik, ama ile başlayıp onlarla saldırma düşüncesi hem kültürleşti hem de idolojik hale sokuldu. Etnik ve dini simgeler kulanımda daha bir sert etki yapar. Kkulanılan din düşüncesi ile etnik kimlik gerçeği, hep bunun üzerinden kültürlerin şekillenmesiyle daha da kalıcı tabulsa karşılık bulur. Hele de bilinsizlik varsa ve eksiklikler din ile etnik kimliklere sarılınıyorsa, bu hep tutar. Ayrışma daha sert şekile getirilir. Öyle şekle gelir ki bu normal davranışın da ötesine geçer. Düşman yaratma dost kılmanın da turunsolu olur.

Son günlerde içteki kısırlaşma, birilerine kendini kanıtlama ihdiyacı duyma, krizlerin dalga dalga yahıldığı koşulda, eğer seçenek haratamıhyorsanız, ozaman veriştirme gündemi ile başka konu geliştirmeniz gerekir. İşte buda sağlanır. Kültürün adeta siyasal üst sıçraması haline sokulunur. Sorsanız, münhasır alan ile kıta sahanlığını dahi bilmeyen, bu uluslarası anlaşmaları Türkiyenin imzalamadığını pek hatırlama zahmetinde olunmadığı da ortaya çıkar. Ama şimdi konu aranır birilerine messj vermek önemlidir. Ozaman da enkolayı seçilir: karşıta veriştirme. Ayni hareketi yapmak önemli değildir. Çünkü aması savunma kelimesi var. ozaman at tutsun. Kamuoyu oluşur. Ve gerçeklerden uzak kendi kendine atıp tutulur. Hele de şu yalan artık gönelsi de aştı: uluslarası haklarımız denir. Hangi haklar ise  ozaman başlar maduriyet edebiyatı. Senelerdir oldu. Devam ediyor. Kıbrıs sömürgesel koşulalrında kaldıkça, dış dinamikler belirleyici halde sürmeğe devam ederken, ilhaklaşma politikası kapıda son hamle gibi kılıç salarken, ilgili kültürleşme ile yaşamaya devam edilecek. Hepsinden kendine göre bir haklar manzumesi oluşturulup da ahali da peşinizden gelecek. Bilimsel gerçeklik budur.

Diğer yazıları

Konuyu anlamaya çalışırken – Özkan Yıkıcı

Genelde basit gerçeklerle hareket edecek olursak: Önce, eğer bir...

Bir hükümete daha güle güle: Bulgaristan – Özkan Yıkıcı

Bu yıl belkide muhalefet bakımından konuşulacak konu da hükümetlerin...

Geçmişin birikimi ile günümüzdeki yansıyışı – Özkan Yıkıcı

On Aralık, insan hakları günüdür. İnsan hakları evrensel belgesinin...

Tekrarlana tekrarlana vıcığı çıkan gerçek – Özkan Yıkıcı

Seksenlerin başında başta sosyalist akademisyenler olmak üzere, birçok aydın...

Afrika gerçeklerinde, Benin darbe hamlesi – Özkan Yıkıcı

Çok önemli bir algısal tutsaklıkla başlayacam: genelde sistemleştirme düşüncesi...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et
748AboneAbone Ol

Son eklenenler

Konuyu anlamaya çalışırken – Özkan Yıkıcı

Genelde basit gerçeklerle hareket edecek olursak: Önce, eğer bir...

Pembe Dalga’nın sönüşü: Latin Amerika’da aşırı-sağın yükselişi – Kavel Alpaslan

Aşırı-sağın yerini sağlamlaştırdığı bir zamanda Latin Amerika’daki solun içerisinden...

Trump Avrupa’da ‘rejim değişikliği’ istiyor – Yücel Özdemir

“Rejim Değişikliği”, bugüne kadar daha çok ABD ve Avrupa...

ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Barrack’ın uysal monarşisi – Nuray Sancar

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack,...

Nükleer atıklar gündelik yaşamın neresine düşer? – Pınar Demircan

Bir kentin gündelik yaşamı sessiz bir süreklilik üzerine kuruludur....

Bir hükümete daha güle güle: Bulgaristan – Özkan Yıkıcı

Bu yıl belkide muhalefet bakımından konuşulacak konu da hükümetlerin...

Lübnan bir kez daha savaşın eşiğinde! – Hediye Levent

Lübnan semalarında bir kere daha kara bulutlar toplanmaya başladı....

Fabrikada-tarlada: Sovyet kütüphane kültürü – Kavel Alpaslan

Tarihler 1980’leri gösterdiğinde dünyadaki üç kütüphaneden biri tek bir...

Canlı yayın